Sarıkamış için
Sarıkamış için
Tarih: 8.1.2015 18:51:21 / 805okunma / 0yorum
İBRAHİM TENEKECİ

 

Sarıkamış İhata Harekâtı’nın yüzüncü yılındayız. Sarıkamış ilçesindeki anma törenlerine yüz bine yakın insan katılmış. Demek oluyor ki, milletimiz, tarihine hem geri dönüyor, hem sahip çıkıyor.

 

İhsan Fazlıoğlu, “insan, tarihte, sadece geçmişini değil, geleceğini de arar” diye yazmıştı. Evet, geleceğimiz Çanakkale’dedir, Sarıkamış’tadır. Güzel Türkiye, Edirne ilinden Malazgirt ilçesine kadar, harp sahasıdır. Bu aziz vatan, ‘şehitlerin bereketiyle’ ayakta durmaktadır. Onca musibete ve ihanete rağmen.

 

Yıllar evvel, Sarıkamış’la ilgili toplu okumalar yapıp notlar almıştım. Hatıratlar, akademik çalışmalar, tarihçilerin kitapları. Bu notlardan bir yazı dizisi çıkmıştı.

 

Artık daha iyi anlaşılıyor, görülüyor: Sarıkamış’ta Türk ordusunun ortaya koyduğu o dokunaklı mücadele, ideolojik nedenlerden dolayı yok sayılmıştır. Amaç bellidir: Çanakkale üzerinden Mustafa Kemal’i yükseltirken, överken; Sarıkamış vesilesiyle Enver Paşa’yı gözden düşürmek ve yermek. Çanakkale cephesinde, müdafaasında, ordunun komutanı Enver Paşa değilmiş gibi.

 

Yıllar boyunca dile getirilen iddialardan / iftiralardan biri, tek kurşun atmadan 90 bin Mehmetçiğin, mücahidin şehit olduğudur.

 

Sarıkamış’ta düşmanın üzerine yürüyen, ülkemizin en seçkin birliklerini bünyesinde barındıran 3. Ordu’dur. Bu ordu, Rus ve İran tehlikesine karşı kurulmuştur. Kuvvetlidir. Gerçekten de savaşçı bir birliktir. Askerliğimi, bu orduda, taarruz piyadesi olarak yaptım. Bize öğretilen ve askerî kitaplarda yer alan bilgilerden biri de şuydu: Taarruz ile savunma oranı ikiye birdir. Yani, savunan taraf bir kayıp verirse, taarruz edenin iki kayıp vermesi normaldir. Bu durum, 3/1 oranına kadar makul karşılanabilir. (Çanakkale kara savaşlarında, Türk tarafı taarruz ettiğinde de bu tür ağır kayıplar verilmiştir. 19 Mayıs 1915 gecesi yapılan taarruzda, birkaç saat içinde 9 bin askerimiz şehit olmuştur.)

 

Birinci Dünya Savaşı’nın hemen başında, 3. Ordu’nun mevcudu 150 bin personeldir. (Kaymakam Şerif Bey’in Sarıkamış Anıları’na göre, mevcut, 190 bin insandır.) Harekâta 75 bin asker katılmıştır. (Ordu taarruz harekâtı için 75.660 askere sahip bulunuyordu. Edward Erickson, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu, sayfa 83) Kayıp, harp tarihi arşivine göre, 23 bin şehit, 7 bin esir ve 10 bin yaralıdır. Liman Paşa’nın kitabında, toplam asker kaybımız 42 bin olarak ifade edilir. Birçok tarihçi de 50 bin rakamını doğru kabul eder. Rus ordusunun kaybı ise, kendi resmi rakamlarına göre 32 bindir. Daha fazlası var mıdır, bilemeyiz.

 

Sarıkamış Harekâtı’nda 90 bin zayiat verdiğimiz, sadece Rus kaynaklarında yazılıdır. Bu rakam, propaganda amaçlı olduğundan abartılıdır. Resmi ideolojinin sözcülüğünü yapan bazı tarihçiler, Rusların verdiği bu rakamı doğru kabul edip hiç sorgulamadan kullanmışlardır.

 

Rus ordusunun 32 bin kayıp verdiğini göz önünde bulundurursak, ortada, ‘boş yere’ şehit olan askerler yoktur. Askerimiz, şerefiyle, kahramanca savaşmıştır. Kimi donarak, kimi vurularak şehit olmuştur. ‘Yoktan yere öldüler’ demek, her şeyden evvel, şehitlerimizin aziz hatırasına saygısızlıktır. Onlara yapılacak en büyük adaletsizlik ve haksızlıktır.

 

İlaveten: 75 bin askerin katıldığı bir savaşta 90 bin kayıp vermek, bazı askerlerin iki kere ölmesi anlamına gelir ki, bu da mümkün değildir.

 

Sarıkamış Harekâtı’nda yaşananların bir benzeri, İngilizlerin de başına gelmiştir. Somme Savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın en kanlı çarpışmalarından biridir. Somme’de, Alman savunma hatlarını yarmak için taarruz eden İngiliz ordusu, akıl almaz hatalar ve bazı talihsizlikler yüzünden, ilk gün, 58.000 asker kaybetmiştir. İlerleyen günlerde, bu sayı hızla artmıştır. Ve Somme Savaşı, Britanya İmparatorluğu ordusunun bir günde en çok kayıp verdiği savaş olarak tarihe geçmiştir. Sarıkamış ile Somme arasındaki tek fark ise, İngilizlerin, bu ağır kayıplar ve sonuçsuz taarruzlara rağmen, hiçbir komutanlarını ‘hain’ mertebesinde suçlamamasıdır.

 

Resmi ideolojinin ve bir projenin sözcülüğünü yapan tarihçilerin yanı sıra, ‘bizden’ diyebileceğiz birçok isim de aynı talihsiz söylemi sürdürmüştür. Şimdi hayatta olmayan bir tarihçimiz, “Enver Paşa’nın hataları yüzünden 100 bin kişilik 3. Ordu’dan 10 bin asker sağ kaldı” diye yazmıştır. Geride 10 bin asker kalmış olsaydı, bu kadar küçük bir kuvvetle ne yapılabilirdi?

 

Devam edelim. Birinci Dünya Savaşı’nın bir parçası olan Sarıkamış İhata Harekâtı, milli bellekte silinmez izler bırakan ve ilk günkü tazeliğiyle vicdanları bugün de kanatan bir çarpışmanın adıdır.

 

Bir bozgun söz konusu değildir. Fakat yine de, Sarıkamış’ın milletimize verdiği zaaf, yıllarca sürmüştür. Irak ve Filistin orduları bile, Sarıkamış’ın sonuçlarından etkilenmiştir. Devletin en güzide ordusu, birkaç gün içinde sarsılmış, ağır darbe almıştır.

 

Hakkaniyet adına şunu söylememiz gerekmektedir: Savaşın sonlarına doğru Enver Paşa’nın emriyle kurulan; birçok Doğu ilini kurtaran, Bakü’ye kadar ilerleyen ve Azerileri özgür kılan Kafkas İslâm Ordusu’nun özünü 3. Ordu’nun kahramanları oluşturmaktaydı. Bu ordunun askerleri, son ana kadar ayakta kalmışlardır. Devamında, Millî Mücadele’nin nüvesini oluşturan da 3. Ordu’ya bağlı birliklerdir. İstiklal Harbi, bu ordu üzerinden gelişmiş ve şekillenmiştir. Bakınız: Kâzım Karabekir’in anıları.

 

Sarıkamış’a dönecek olursak. Miralay Şerif, “Sarıkamış, tarihimizin şerefli sayfalarından biridir. Türk ordusu, kara kışın tipisiyle, düşmanın kurşun ve güllesiyle uğraşa cenkleşe mahvoldu da, bir neferi arka çevirmedi” demektedir. General Wavel de, Sarıkamış’tan sonra, şu sözleri söylemiştir: “Türk ordusu, hiçbir dünya ordusunun yerinden kıpırdayamayacağı şartlar altında muharebe eden bir ordudur.”

 

Sarıkamış’ta, askerimiz, her türlü olumsuzluğa rağmen ilerlemiş, savaşmış, ne var ki gücü ve sayısı yetmemiştir. Gerisini, Enver Paşa’nın vasiyetinden okuyalım. Kendisi, en ön saftayken şu vasiyeti kaleme almıştır. Esaretten ise son anda kurtulmuştur: “Ruslara taarruz edildi, fakat mağlup edilemedi. Şimdi, 11. Kolordu ve süvari fırkasını bekliyorum. Gelir ve yetişirse, düşmanı bozacağım. Fakat gelmeden düşman, zayıflamış kıtalarımıza taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa, o vakit ordu mahvolmuş demektir. Şimdiye kadar asker ve zabitler, hiç kusursuz harp ettiler. Her manevrayı yaptılar. Bu halde vasiyetim: Ben vazifemi yaptığımı sanıyor ve öyle ölüyorum. Düşmana, sonuna kadar karşı koyunuz. Her halde sonunda muvaffak olacağız. Ben, kalben müsterih olarak ölüyorum. Yaşasın dinim, vatanım, padişahım!”

 

Sarıkamış’a devam etmek şartıyla, yazımızı, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu kitabından birkaç cümleyle bitirelim: “Türk ordusu savaşın sonunda, Mondros Mütarekesi günlerinde bile garnizonlarında değil, yetenekli komutanların yönetimi altında sahrada bulunuyordu. Dehşetengiz kayıplara rağmen hâlâ savaşan bir orduydu. (Sayfa 282) Siper kazdıkları ve tahkimat yaptıkları zaman onları hatlarından çıkarmak neredeyse imkânsızdı. (283) Türk ordusunun hikâyesi, bütününe bakıldığında, kayda değer bir destandır. 1913 yılındaki tükenmişliği göz önüne alındığında, bu, Büyük Güçler karşısında elde edilmiş bir başarı hikâyesidir. Türkler savaşın sonunda, inanılması zor bir şekilde hâlâ dimdik ayaktaydılar. Savaşın acı sonuna kadar savaşmayı sürdürdüler.” (288)

Anahtar Kelimeler: Sarıkamış, için
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Barbar Modern Medenî (13 Kasım 2018 - Salı)
Hafızamızı tazeleyelim (05 Kasım 2018 - Pazartesi)
Yeni havalimanı ve civarı (02 Kasım 2018 - Cuma)
Şu ittifak meselesi (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Kitaplar arasında (25 Ekim 2018 - Perşembe)
Kitaplar arasında (22 Ekim 2018 - Pazartesi)
Siyaset ile insaniyet arasında (18 Ekim 2018 - Perşembe)
Mecburi istikamet (15 Ekim 2018 - Pazartesi)
Hayret duygumuzu kaybediyoruz (11 Ekim 2018 - Perşembe)
Yıllar geçer, ihtimaller azalır (08 Ekim 2018 - Pazartesi)
Allah sabredenlerle beraberdir (04 Ekim 2018 - Perşembe)
Ne anladın, anlat? (27 Eylül 2018 - Perşembe)
Böyle mi olacaktı? (24 Eylül 2018 - Pazartesi)
Rahmet ile zahmet arasında (16 Eylül 2018 - Pazar)
Şiddet ile inayet arasında (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
Yazamamak (09 Eylül 2018 - Pazar)
Kitaplar, dergiler ve son durum (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Gurbetten sılaya doğru (02 Eylül 2018 - Pazar)
Ortak kader (24 Ağustos 2018 - Cuma)
Onur meselesi (15 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Ayrı dünyalara ait iki kavram (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Yazmış bulunduk (22 Temmuz 2018 - Pazar)
İzzet bize, zillet size (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Kaderimizin merkezi (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Doğru ve düzgün olmak (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Olması gereken (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Yer isimlerinin peşinden gitmek (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Şimdi (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Bütünlüğü korumaktan yanayız (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Benzersiz bir dönem (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
Kıymet ve kıyamet (09 Haziran 2018 - Cumartesi)
Taşınmak (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Yaşanan ve yansıyan (02 Haziran 2018 - Cumartesi)
Tatsız bir durum (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
Kalbî beraberlik, çıkarsız birliktelik (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Bazı yeni konular (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Halimizden memnun muyuz? (19 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Uzun bir gün (16 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Tarih dönüyor (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Dostluk nedir? (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
İbrahim Karagül için (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Bir kelimeden (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
İçten bir seda (08 Nisan 2018 - Pazar)
Ülkü Tamer için (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Sahafnâme (01 Nisan 2018 - Pazar)
Gençlik nereye gidiyor? (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Birkaç şey birden (24 Mart 2018 - Cumartesi)
Dünya Su Günü (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Dünya Ormancılık Günü (18 Mart 2018 - Pazar)
Son günlerde (15 Mart 2018 - Perşembe)
Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır (07 Mart 2018 - Çarşamba)
İnsana ümit veren konular (04 Mart 2018 - Pazar)
Yıkıcı değil, yapıcı olalım (25 Şubat 2018 - Pazar)
Varlığımıza musallat olanlar (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Kıymetli bir çabaya şahitlik etmek (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Sultan Abdülhamid Han´ı anmak ve anlamak (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Millî uyanış (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
Aklı karışıklar için kılavuz (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Vatandan yana olmak... (01 Şubat 2018 - Perşembe)
Dün, bugün, yarın (26 Ocak 2018 - Cuma)
Hayatın her yeri (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
Kısaca (19 Ocak 2018 - Cuma)
Yolda olmak (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Edebiyat ve hayat (05 Ocak 2018 - Cuma)
Yeniden millet oluyoruz (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Millete sadakat ümmete vefa (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Elbette Filistin (22 Aralık 2017 - Cuma)
En küçük adım bile (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Daima Kudüs (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Aklıma ilk gelenler (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Bütün bu olaylar (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Ben, Öteki ve Ötesi (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Eski Vatan (28 Kasım 2017 - Salı)
Bize düşen, düşmemektir (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Kazandıkça kaybetmek (19 Kasım 2017 - Pazar)
Türkiye nedir? (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Kirli dil, kibirli hâl (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Gençliğimizin kahramanları (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmış bulunduk (20 Ekim 2017 - Cuma)
Bir kütüphane kurmak (17 Ekim 2017 - Salı)
Millet dersine çalışmalıyız (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmadan önce (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Altı çizilenler (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Yolculuğumuz (22 Eylül 2017 - Cuma)
Dengemizi koruyalım (19 Eylül 2017 - Salı)
Kırsalda neler oluyor? (15 Eylül 2017 - Cuma)
Bir mesele (07 Eylül 2017 - Perşembe)
Üzücü ve şaşırtıcı olan (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Görülen lüzum üzerine (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
Vatanı vatansızlara bırakmadık (11 Temmuz 2017 - Salı)
İyilerle birlikte olmak (07 Temmuz 2017 - Cuma)
İyilik berekettir (03 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Türkiye, müşterek derdimizdir (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
Aslımızdan kopamayız (02 Haziran 2017 - Cuma)
Kırk yıllık hatır (24 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Tek tesellimiz (12 Mayıs 2017 - Cuma)
Son günler için (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
BAHAR (05 Mayıs 2017 - Cuma)
Kazanırken kaybedilen (25 Nisan 2017 - Salı)
KISACA (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Yeniden niyet etmeliyiz (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Yeminli düşmanlık (24 Mart 2017 - Cuma)
Dünden devam (17 Mart 2017 - Cuma)
Hayat ve bereket (15 Mart 2017 - Çarşamba)
Bize gelen, bizimle giden (06 Mart 2017 - Pazartesi)
Yirmi yıl sonra (04 Mart 2017 - Cumartesi)
Yapmak ile Yıkmak (24 Şubat 2017 - Cuma)
Arkadaşlık (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Nerede duruyoruz? (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Pullarımız (07 Şubat 2017 - Salı)
Güzellik (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Dert söyletir, derman susturur (27 Ocak 2017 - Cuma)
Bize düşen vazife (17 Ocak 2017 - Salı)
Kar (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Buradayız, bekliyoruz (10 Ocak 2017 - Salı)
Sağlam duralım (23 Aralık 2016 - Cuma)
Evlatlarımız (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Türkiye bir mesuliyetin adıdır (20 Kasım 2016 - Pazar)
Saygı ile sevgi (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
Fitne ateşi (21 Ekim 2016 - Cuma)
Son durum (14 Ekim 2016 - Cuma)
Türkiye´yi savunmak (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Devletin ve milletin bekâsı için (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
15 Temmuz 2016 (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
Göz gördü, gönül sevdi (14 Temmuz 2016 - Perşembe)
Dünyanın çivisi (30 Haziran 2016 - Perşembe)
Güzel bir kitap (17 Haziran 2016 - Cuma)
Hak ve Bâtıl (14 Haziran 2016 - Salı)
Yapan, yaptınız diyendir (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kâğıt, kalem ve sosyal medya (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Fitne (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Ne durumdayız? (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
Akan kan, yükselen kin (26 Ağustos 2015 - Çarşamba)
Kenan Evren öldü (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Kültür meselemiz (23 Nisan 2015 - Perşembe)
Oyunu bozmak zorundayız (21 Nisan 2015 - Salı)
Kıyamet değil, kıyam (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Siyaset ve millet (30 Mart 2015 - Pazartesi)
Bir hilal uğruna... (24 Mart 2015 - Salı)
Bu bir gezi yazısıdır (10 Mart 2015 - Salı)
Bugün (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Söz vermek, almak... (27 Şubat 2015 - Cuma)
İmha ve ihya (09 Şubat 2015 - Pazartesi)
Yoldaki işaretler (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Sözün özü (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Sözün namusu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
İnsan insanın aynasıdır (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Dostluk ve düşmanlık (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hepimiz tehlikedeyiz (12 Ocak 2015 - Pazartesi)
Bıldır (04 Ocak 2015 - Pazar)
Son zamanlar (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Sana kalpten soruyorlar (28 Aralık 2014 - Pazar)
Bir insana sarılmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Yerli ve millî olmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Tarihte bugün (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Gerçek Hayat (30 Kasım 2014 - Pazar)
Geçici menfaatler, kalıcı anlamlar (28 Kasım 2014 - Cuma)
Yaşatırsanız, yaşarsınız (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Kudüs için (20 Kasım 2014 - Perşembe)
Ağaçlar ve odunlar (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Anadolu Gençlik Derneği (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Zengin çeşit, fakir insan (11 Kasım 2014 - Salı)
Duâ Tâneleri (07 Kasım 2014 - Cuma)
Yoksulun sırtı, zenginin karnı (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Yeniden Bursa (04 Kasım 2014 - Salı)
Türkiye`ye inanmak (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bursa`nın kıymeti (28 Ekim 2014 - Salı)
Türkiye, umudun yurdu (23 Ekim 2014 - Perşembe)
Yüksek hayat tecrübesi (16 Ekim 2014 - Perşembe)
Olmadı (12 Ekim 2014 - Pazar)
Batı bataklığı (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Acı gerçek, tatlı yalan (07 Ekim 2014 - Salı)
Doğan ölür, yapılan yıkılır (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ölüm var (21 Eylül 2014 - Pazar)
Kalbin betonlaşması (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Kıymet, bilinmek ister (09 Eylül 2014 - Salı)
Kardeşlik âdabı (05 Eylül 2014 - Cuma)
Kitabın ahlakını korumak (05 Eylül 2014 - Cuma)
Birinci Meclis Ruhu (03 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ancak birlikte başarabiliriz (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Kardeşime dokunma! (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Değişen bir şey var mı? (20 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Birlikte dirlik vardır (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
Fesadın işi: Haset (15 Ağustos 2014 - Cuma)
YARIN (10 Ağustos 2014 - Pazar)
Yolda olmak... (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hatırla ve sıkı tut (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Merhamet etmek (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünyada bıraktığın eserlere kıymet verme.

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (R.A)
İbrahim KAHVECİ
İbrahim KAHVECİ
O para zaten bizim değildi
İBRAHİM TENEKECİ
İBRAHİM TENEKECİ
Barbar Modern Medenî
Müjgan Üçer
Müjgan Üçer
SİVAS HALAYINA DURAN GENÇLER
D. Mehmet Doğan
D. Mehmet Doğan
Nevzuhur atatürkçülere Anıtkabir rehberi
Beşir Ayvazoğlu
Beşir Ayvazoğlu
TÜYAP Kitap Fuarı´na ve Selim İleri´ye dair
Mehmet Şevket EYGİ
Mehmet Şevket EYGİ
İslam´ın ölçütleri
Yusuf Ziya Ünsal
Yusuf Ziya Ünsal
Avucunuzdaki Kelebek
Aydın Ünal
Aydın Ünal
Dikkat, PKK dönüşüyor
BERAT DEMİRCİ
BERAT DEMİRCİ
TÜKETİM DEVLETİ VE SÖYLEMİN İKİYÜZÜ
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk
Ortadoğu için zor yıl geliyor
Prof. Mustafa Çağrıcı
Prof. Mustafa Çağrıcı
Mâtürîdî toplantılarının hatırlattıkları
Gülşah Akkaş Yaman
Gülşah Akkaş Yaman
Kendini Fark Etmek
İsmail Dursun
İsmail Dursun
Umarım Hoca Değişikliği Sporcuları Ateşler
MUSTAFA KUTLU
MUSTAFA KUTLU
Hududullah-II
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
Allah´ı, Peygamber´i rüyada görmek
YUSUF KAPLAN
YUSUF KAPLAN
Eğitimde, ava giderken avlanmak...
Ahmet ÖZDEMİR
Ahmet ÖZDEMİR
Ey ana toprağı, ey Anadolu
Muzaffer Gücer
Muzaffer Gücer
SİVASIN ÇERMİKLERİ
Ö. EMİR DOĞAN
Ö. EMİR DOĞAN
“YAZIN ÜÇ AY YATAN ÖĞRETMEN” HA!
Salih Tuna
Salih Tuna
Türk ekonomisi McKinsey´e mi emanet edildi?
Osman Nuri Kesici
Osman Nuri Kesici
25 Eylül Dünya Eczacılar günü...
Selahattin Çerik
Selahattin Çerik
Zincir
Mahmut Erol Kılıç
Mahmut Erol Kılıç
Bilgilendirme notu
Muhsin Kaya
Muhsin Kaya
SİVAS´A SELAM YOLA DEVAM
Talha Gurbetçi
Talha Gurbetçi
OSMANLICAYA SAHİP ÇIKALIM
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bakiler
DÜŞMANIYIM ASALETİN KELİMELERDE BİLE”
Sami Akkuş
Sami Akkuş
DUA EDİN...
Ergün Diler
Ergün Diler
Kıbrıs planı
Gülşah YARLI
Gülşah YARLI
Sezona veda
Fikret ÜNSAL
Fikret ÜNSAL
DEDİKODUSU ÇIKARSA OLUR
Aziz Erdoğan
Aziz Erdoğan
ÇANAKKALE RUHU DÜNDEN DİRİDİR
Zübeyir Kamil Akkaya
Zübeyir Kamil Akkaya
Batı´ya Doğru - Taklit Bitti, Tahkik Başladı!
Salih Şahin
Salih Şahin
OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
S. Emrah GÖKTAŞI
S. Emrah GÖKTAŞI
Sivil toplum
Osman Nuri KESİCİ
Osman Nuri KESİCİ