Yusuf Ziya Cömert


Şanlı tarih şansız tarih

Şanlı tarih şansız tarih


Tarihi bir devletin penceresinden okumak talihsizlik sayılabilir.

Tarihi gösterirken senin kafanı iki eliyle tutar devlet.

Bizim devlet de tutar, başka devletler de… Sağa sola fazla bakmayasın, aklın çelinmesin diye.

Tarihte yasak meyveler vardır, zehirli çiçekler, tuhaf kokular… Kimi iğrenç, mide bulandırıcı, kimi güpgüzel, ruha gıda kokular.

Onları yemeyesin, o kokuları kokmayasın diye seni korur. (Koklamak da denilir. Türkçe eski metinlerde ikisini de gördüm.)

Aslında maksadı seni korumak değildir, kendisini korumaktır.

Tarihi bir mezhebin penceresinden okumak da öyledir.

Bir ırkın, bir kavmin penceresinden, hatta bir dinin, bir ideolojinin.

Ne yani, tarihi doğru okuyabilmek için milliyetsiz, ideolojisiz, mezhepsiz, dinsiz mi olmamız gerekiyor?

Yoo, gerekmiyor. Kaldı ki dinsiz bir tarih yazımı da objektif olmak zorunda değil. O da bir çerçeve, o da sübjektif.

Dininiz, mezhebiniz, ideolojiniz olur.

Fakat siz tarihi gerçekliğe ulaşmak istiyorsanız, bazı gerçeklerin sizden gizlenmesinden, bazı yalanların -bunlar iyi niyetli yalanlar bile olsa- size yutturulmasından hoşlanmıyorsanız gözünüze renkli gözlük takmamayı tercih edeceksiniz.

Renkli gözlükten hoşlananlar var. Pembe, yeşil, kızıl, mavi, gri… Hatta beyaz.

Her şeyi o renkte görünce kendilerini afiyette ve güvende hissedenler.

Onlar serbest. Devam etsinler.

Tarih olarak şu anda ekranlarda seyrettikleri diziler bile mutlu etmeye yeter onları.

Gerçekler can sıkıcıysa niye sıksınlar ki tatlı canlarını?

Uydurulmuş bir Sultan Abdülhamit gerçeğinden evladır.

Canınızın sıkılması pahasına gerçekte neler olduğunu bilmek istiyorsanız işiniz zor.

Muhtemelen bunu başaramayacaksınız.

Çünkü kimse babasının hayrına tarih yazmıyor.

Kalemi eline alan kendine yontuyor. Bu kaçınılmaz.

Belki bazısı az yontuyor, bazısı çok. Ama yontuyor.

Onların tuzaklarından kurtulmak için kaynaklarınızı çeşitlendirebilirsiniz.

‘Öteki’ ne demiş?

Başka milletten olan, başka dinden olan, başka mezhepten, başka ideolojiden olan.

Eğer İslam tarihinden bahsediyorsak, bir Şii için Sünni tarih, bir Sünni için Şii tarih mesela…

Tamam onlar da kendilerine yontmuştur.

Bunlardan, her biri kendine yontulmuş birkaç tane tarih elde edersiniz.

Hepsinin darasını almaya başarsanız bile elinize mükemmel bir hikaye geçmez.

Kaynakları çeşitlendirmek için seyahatnamelere, hatıratlara, sicillere, vakfiyelere, şiirlere, romanlara, fermanlara yönelmek de işe yarayabilir.

(Hatırat zaten çoğul bir de ‘lar’ demeseydin.)

(Hatırat içinde birden fazla hatıra yazılı olduğu için çoğul. İçinde birden fazla hatıra bulunan hatırat kitapları birden fazlaysa onlara da ‘lar’ denebilir.)

Oralarda gerçek olmaya müsait, yüzlerinde hakikat emaresi olan satırlar bulabilirsiniz.

Tabii ki hepsinin bir bakış açısı, gözettiği, koruduğu, ilkeler, inançlar, sevdiği, sevmediği şahsiyetler vardır.

Bunların da darasını almak gerekir.

Kolay iş değil bu.

Sonunda, eğer tartışmasız bir gerçek elde etmeyi amaçlıyorsanız, amacınıza ulaşamazsınız.

Ama ulaştığınız şey hakikate daha yakındır.

Neyden daha yakın?

Herkesin kendi resmi tarihinden daha yakın.

Tarihin başından sonuna kadar şanlı bir tarih olamayacağını görürsünüz.

Şansız sayfalarının da olduğunu…

‘Biz’in her durumda iyi, her durumda haklı olmadığını, bazen tarihin yanlış tarafında kaldığını…

Tarihi dinle özdeşleştirirsek hayal kırıklığına uğrayabileceğimizi…

“Gerçek acıdır” diye bir söz var. Ben bunu “el-Hakku murrun” şeklinde ilk İhsan Süreyya Sırma Hoca’dan duydum.

Buradaki ‘acı’ yanlış anlaşılmasın. Biberin acısı gibi değil. Arapçada biberin acılığı için “Haar” kullanılıyor. “Yakıcı” anlamına. Bizim oralarda da eskiden ‘yakak biber’ denirdi. Sonra ‘acı’ demek yaygınlaştı, ‘yakak’ kayboldu.

“Murr” yakmıyor. Ağzınızı berbat ediyor. Tiksinmeye benzer bir his veriyor. Sarsıcı, korkutucu…

O acılığı hissetmenin, sarsılmanın, korkmanın bir lezzeti olabileceğini düşünmek çelişkili görünüyor.

Ama mümkün.

Şimdi niye yazdım bu yazıyı? Tarih felsefesi yapmak için mi?

Hayır. Ben nihayet bir tarih okuyucusuyum. Sadece bir okuyucu olarak hislerimi, düşüncelerimi yazabilirim.

Öyleyse niye?

Bu sütunda ara sıra tarihin can sıkıcı taraflarından bahsedersem kızmayın diye.

 

KARAR GAZETESİ 02 OCAK 2022 TARİHLİ YAZISININ İKTİBASIDIR.



YAZARLAR