Refik Erduran ve Türk aydınları
Tarih: 16.1.2017 11:52:22 / 384okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Refik Erduran, benim mensup olduğum dünyada, benim neslim için sadece bir komünistti, hem de Nâzım Hikmet´in kaçışına yardım etmiş çok tehlikeli bir komünist...
Ne kadar köşeli düşünürdük; bir insan ya aktı ya kara, ya düşmandı ya dost, ya vardı ya yok... Yaşamak zorunda bırakıldığımız berbat kavga, iki tarafın da karşısındakini insan olarak görmesini, onun da sevdiğini, korktuğunu, nefret ettiğini, özlemleri, şüpheleri, tereddütleri, sancıları bulunabileceğini düşünmesine mani oluyordu.
Hâlbuki aradaki sun´i engeller bir kaldırılsa, bir yüz yüze gelinebilse, aslında, birçok meselede hiç de farklı düşünmediğimizi, birbirimize benzediğimizi ve daha da önemlisi, bu ülkeyi aynı derecede sevdiğimizi anlayacak, adam gibi tartışıp fikir alışverişinde bulunacaktık.
***
Bir aydın grubu olarak 1995 Ağustosunda Bosna´ya gidişimizi bu köşede daha önce anlatmıştım. Yola çıkmadan önce yaşananlar çok şaşırtıcıydı. Bazı aydınlar Tunceli´ye mi, Bosna´ya mı öncelik verilmesi gerektiği konusunda bir tartışma açarak yan çizmiş, bazıları da savaş şartlarının tehlikelerini öne sürerek mazeret beyan etmeye başlamışlardı. Uçak teminindeki zorluk ve maddî sıkıntılar yüzünden seyahat birkaç defa ertelendiği için gruba dâhil bazı isimler Bosna´ya kendi imkânlarıyla gittiler: Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin, ressam Tosun Bayrak ve Refik Erduran...
Bosna direnişine destek vermek amacıyla sembolik de olsa “Kara Kuğular” isimli seçkin birliğe katılarak gördüklerini ve yaşadıklarını Milliyet gazetesinde yazdıktan sonra Bosnalı Samuraylar ismiyle kitaplaştıran Refik Erduran´la 19 veya 20 Ağustos´ta -yanlış hatırlamıyorsam- Tuzla´da karşılaşmıştık. Onunla ilgili olarak 1980 öncesinde zihnime yerleşen bütün rezervleri o gün kaldırmıştım.
***
Refik Erduran´la müşterek dostlarımızdan biri rahmetli Ayşe Şasa idi. Onunla ilgili haberleri Ayşe Hanım´dan alırdım. Refik Bey, hastalığı yüzünden evinden hemen hiç çıkmayan ve elinden düşürmediği telefonla ülkemizde olup bitenleri bizden daha iyi takip eden Ayşe Hanım´ın telefonunu nazlanmadan, yüksünmeden açanlardandı.
Türkiye´de oynanan oyunların farkında olan Refik Bey, bilgeliğin sınırlarında dolaşan, kafası hâlâ biraz karışık olsa da, Türkiye için en makul olanın, en doğru olanın peşinde, sancılı, kendi kendisiyle ve -hiç kimseyi doğrudan doğruya suçlamaksızın- “aydın” denilen acayip Tamirci´yle sıkı bir hesaplaşmaya girmiş dürüst bir entelektüel, peşin hükümlerinden mümkün mertebe arınıp hadiselere sadece kendi gözüyle bakmayı deneyen, geç kalmış olmak endişesiyle biraz telaşlı, söyleyeceklerini bir an önce söylemek için acele eden bir yazardı. Hiçbir hesabı ve art niyeti yoktu; en azından bende öyle bir izlenim bırakmıştı.
***
Refik Bey´le sık sık telefonlaşırdık, fakat en uzun sohbetimizi Ahmet Güner Sayar hocanın Selimiye´deki evinde bir yemekte buluştuğumuzda yapmıştık. Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen Halay isimli oyununu bu yemekten önce mi seyretmiştim, sonra mı? Hatırlamıyorum.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi´nde, 1997 sonlarında seyrettiğim oyunun ismi bile başlı başına bir mesajdı. Salondaki koltuğuma otururken ister istemez, yıllarını tiyatroya vermiş bir yazarın bütün birikimini ve tecrübesini yansıttığı mükemmel bir oyun, daha da önemlisi dramatik bir hesaplaşma beklediğimi hatırlıyorum.
Halay´ın Ortaoyunundaki Yenidünya´yı hatırlatan basit, fonksiyonel bir dekoru ve bir anlatıcısı vardı. Esas kişisi ise, hayat tarzı ve zihniyetiyle Türkiye´nin egemen çevrelerini temsil eden, “hem batılı hem doğulu, hem dünya vatandaşı hem şoven milliyetçi, hem gelenekçi, hem Atatürkçü hem neo-Osmanlı, hem demokrat hem zaptiye, hem kadın hayranı hem anti-feminist, hem insancıl hem bencil” bir tip: Egemen...
***
Ailesinden kalan emlâkin kirasıyla geçinen Egemen, köylülerce işgal edildiğinden, gürültüsünden ve kalabalığından sürekli şikâyet ettiği İstanbul´un ortasında, kendini âdeta hapsettiği apartman dairesinin penceresinden halkı dürbünle seyreder. Şehrin köylüleşmesinden şikâyetçidir, ama her işini yaptırdığı yardımcısı Battal köylüdür ve o olmadan elbisesini bile giyememektedir. Hatta Battal, hizmetçisi gecekondulu Rukiye ile evlenmeye kalkışınca, onu elinden kaçıracağı korkusuyla çirkin entrikalar çevirip Rukiye´yi baştan çıkarmaya bile kalkışır. Ne var ki, gerek Rukiye, gerekse Battal, Egemen Bey´in ve oğlu Balkan´ın zannettiklerinin aksine her şeyin farkındadırlar; üstelik sahip oldukları değerleri dipdiri muhafaza etmektedirler. Yani Rukiye ve Battal halktır ve kendisini dürbünle seyreden aydının yaşadığı kimlik problemine yabancıdır; ayakları yere basar, üstelik sağduyuludur.
***
Refik Bey, oyun yazarlığındaki tecrübesi ve ustalığı sayesinde Halay´da ucuz popülizm tuzağına düşmeden “egemen” çevrelerin ve aydınların içinden geldikleri dünyaya ne kadar yabancılaştıklarını anlatıyordu. Oyunun sonunda bütün kahramanların birlikte çektikleri halay, peşinde koştuğu uzlaşmanın niteliğine dair önemli bir ipucudur. Refik Bey, öteden beri derin bir yabancılaşmanın içinde bunalan Türk aydınına “Ayağını bu topraklara sağlam basmalısın; eğer bu toprağın değerlerinden yola çıkmazsan evrensel-olan´a da ulaşamazsın; evrensele ancak farklı olarak, kendi kimliğini koruyarak katkıda bulunabilirsin,” demek istiyordu.
***
Halay hakkında yazdığım yazıdan sonra Refik Bey´le dostluğumuz pekişmiş, sık sık görüşmeye başlamıştık. Hatta bir ara Devlet Tiyatroları edebî heyetine boşalan bir üyelik için beni teklif etmek istemişti; “Aman ağabey, fakiri egemen çevrelere linç ettirmek mi istiyorsunuz?” diyerek kabul etmemiştim.
Dedim ya, Refik Bey, ayakları yere basan bir entelektüel ve renkli bir şahsiyetti. Şimdikilere bakıyorum da, onu düşünerek “Meğerse eski Marksistler ne kadar yerli adamlarmış!” diyorum.

Anahtar Kelimeler: Refik, Erduran, Türk, aydınları
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Savaş, hiledir, hileden ibarettir.

Hz. Muhammed