Zekai Özdemir


Rahmetli Nurettin TOPÇU’ya

Rahmetli Nurettin TOPÇU’ya


Yine Pazartesi, yine hafta başı.Yeni uyandım. Bakalım hafta başı nasıl geçecek.Aydınlık var oldukça aydınlıkta yürüyün der, Tolstoy. Ya aydınlık yoksa. O zaman ne olacak. Karanlıkta yürümesini bilmeyen aydınlıkta yürümeyi bilmez. Ey Tolstoy, ne güzel bir demogoji yaptım. Sen aydınlık derken başka bir aydınlıktan bahsederken, ben aydınlık derken başka bir aydınlıktan bahsettim. Sen çağın aydınlığından ben ışığın aydınlığından. Sen yaşanılan çağı aşmayı öğütlerken ben yaşanılan vakti. Hey hat bir demogoji daha. Aydınlık nedir, sorusunun cevabını verilmeden, ne Tostoy ne de başkası anlaşılır.

Aydınlık şayet teknolojik gelişme ise red etmek ahmaklık olut. Yok aydınlık özgürlük ise ve moral, ahlaki ve ailevi değerlerini silip süpürmek ise bu kezde onu red etmemek ahmaklık olur. Peki nedir aydınlık.Sosyal değerleri teknolojik gelişmeye paralel olarak uyum sağlamsı mıdır? Yani bilgisayarı kullanmayı bilip, onun aracılıyla, hırsızlık yapmamanın önüne geçmek midir, aydınlık. Bunu kim red edebilir ki? Tolstoy bu sözü üzerinde çok düşünmek gerekir. Şayet o din dışı bir aydınlığı aydınlık kabul ediyorsa Marks’ın din afyon cümlesinin edebi bir tarzda söylemiş demektir. Yok din ve ahlaki değerler içinde aydınlıktan bahis ediyorsan ki, ondan bahis ediyorsundur, çünkü senin dindar olduğun biliniyor, sana katılmamak mümkün değil.Her eserinde hristiyan ahlaksızlığı anlattığı için bilim ve sanatla onları hem teknik çağa hem ahlaka davet eder ki buda Tolstoy için aydınlık demektir. Tanrıyı red eden aydınlığı red eder.Tanrının oğlundan ziyade Tanrıyı inanmayı aydınlık olarak anlatmaya çalışan Tolstoy, bu tarz dindarları karanlıkta yaşayanlar olarak gördüğü için yukardaki o cümleyi söylemiştir.

Benim karanlığıma gelince. Kendini bulmak için karanlıkta kendini düşün amaçlıdır. Kendini aşınca artık, ne karanlık kalır ne aydınlık. Her şeye merhamet ve hoşgörü ongunluğuyla insanlara yaklaşır. İnsanlara sevgi ve saygıyla yaklaşınca kavga, haksızlık hırsızlık ortadan kalkar. Bütün insanların karanlık aracılıyla kendini bulduğunu düşünün. Böyle bir toplumda adaletsizlik olur mu? Adaletin hakim olduğu toplum aydınlıkta yaşayan toplum değil midir? Düşününüz bilgisayar olmasa fakat adaletin olduğu bir toplum mu aydın toplum yoksa bilgisayarı olupta adaletin olmadığı toplum mu aydındır?Sorun budur. İnsanın insanı sömürmediği toplum, güvercin kanadının kırılmadı toplum. Benim karanlıktan aydınlığa dediğim yolun süreci ve yolun sonu dediğim budur.Ben bu aydınlığı istiyorum. Ben bu topluma aydın toplum diyorum. Haksızlık bir gram dahi varsa o topluma aydın toplum diyemem ben.Tolstoy’un bu mantıkta olduğu düşünüyorum.

Sabah sabah çok derin bir konuya girdim. Bu konu ciddi bir araştırma konusudur. Bu konu akademik bir konudur. Hatta sadece “Tolstoy’un Romanlarında Aydın Toplumun İzleri” diye bir araştırma yapmak gerek.

Aldanışların ve aldatmanın hakim olduğu toplumu yıktığımız zaman aydın topluma ulaşırız. Bilim ve sanatta bunları ortadan kaldırmaya araç olduğu zaman bilim ve sanat olur. Tanrılar adına kilise yapanın tanrıya inanmaması onu ne kadar aydın yapar? Kendini dahi aldatmayan insanları arıyoruz.

Karanlık bana hayatımı anlattı ve ben onu anlayınca aydınlandım. İkide bir girmiyor muyum şu konuya. Ben günlük yazıyorum. Akademik çalışma yapmıyorum ki. Hafta başında yordum kendimi. İçinde bulunduğum durum, içinde bulunduğunuz durumdur, unutmayın.Budalaca fikirlerden akıllıca fikirlere ulaşmak gerek. Zor, zor, işimiz.

Ahlaki açıdan ağır gelen bir toplumsal süreçten geçiyoruz. Kin, nefret söylemi, düşmanlık, kıskaçlık halleri, iğneleme aşağılama, yoruldu insan ve insanlık.

Aydınlık, ruhta umut ve ümidi her zaman canlı tutmaktır diye bir cümle geldi aklıma. Doğru mu acaba? Yine tartışma yine kelime ve kavramlarla cebelleşme. Yeter artık dedim. Sustum.Ama yinede beynimde su şırıltısına benzeyen fikirler akıp duruyor.

Saat 16.28 gibi havuzun başına geldim.Havayı özgürce içime çektim.Kıştan ve virüsten yorulan ve yıpranan ruhum hafifledi, sanki. Bu anı şiirleştirmek isterdim ama gücüm yok ki!

Virüs binlerce hatta milyonlarca Robinson Crousoe çıkardı.İlginç değil mi! O adada berduş berduş ben veya biz evim(izde) berduş berduş vakit geçirdik. Ya da aylak aylak. Biz kendi irademizle o iradesi dışında kapalı ve yalnız kaldık.

Baharın davetkar güneşi bana gerçekten huzur verdi.Hatta ufki ıssızlığımı havuzun mavisi kayıp etti ve havuza saklanmış ruhumu havuza uzun uzun bakarak gördüm.Sonuç mu, tuhaf bir mavimsi temizlik ve garip bir aydınlık sardı beni.Dibi ışıl ışıl görünen havuzda insanın kendini görmesi çok güzelmiş. Kendini görmek Nergis çiçeğinin haline düşmek değildi. Tam aksine kendini bulmaktır.(Nergis çiçeği, Narsist duyguları bildiğinizi düşündüğümden yazmıyorum) Narsist olmaktansa havuzda boğulmayı tercih ederim. Yani kendi yüzümün suda yansımasını görüp kendime hayran olma gaflet ve delaletinden Allah’ım sana sığındım.

Boğaz yangım halen devam ediyor. Kaderde ne varsa gelir başa diyorum.

 



YAZARLAR