Zekai Özdemir


Rahmetli Erol GÜNGÖR’e (2)

Rahmetli Erol GÜNGÖR’e (2)


Bu mikrolaştırılmış, subjektifleştirilmiş kültürlerinin iktisat ilminde objektifleşmesi veya makrolaştırılması ise medeniyetin kendisidir. Kısaca kültür mikro ve soyut, medeniyet makro ve somuttur.Kültür soyuttur çünkü bireyin davranışı farklıdır. Örnek, kimi kırmızı fesi, sarı fört şapkayı tercih eder, kimi siyah fesi beyaz fört şapkayı.Fakat her bireyin farklı farklı fes ve fört şapka tercihinin toplamı tüketim kültürünü, bu tüketim kültürü ile üretim atalyöyesinin üretim şekli üretim kültürünü, her iki üretim ve tüketim kültürü ise farklı farklı medeniyet ayrımı verir. Medeniyetlerin farklılığının temelinde de fertlerin üretim ve tüketim tercihlerinin toplamı olan kültürün farlılığından kaynaklanır. Kısaca başı güneşten korumak için veya ibadetini kolaylaştırmak için örtmek bir medeniyet ise, fesle mi yoksa fört şapkayla örtme tercihi bir kültürdür.
Bir başka örnek vermek istiyorum; yıl 2020 ve virüslü yıllar. Ben maske takıyorum, diğer arkadaş takmıyor. Ben maskeyi kendim için değil ikinci kişiler şayet bende corona-19 varsa kapmasınlar diye takıyorum.İkinci şahıslarında böyle düşünmesi toplumsal bir sorumluluktur ve adı medeniyettir. Benim maske takmam ise, eğitimin bana verdiği kültürümdendir.İşte medeniyet ve kültür arasında böylesine derin ve sıkı ve ayrılmaz bir ilişki, bir beraberlik, bir toplumsal bütünlük vardır. Bu toplumsal bütünlük bir kültür değişmesi değil bir kültür zenginleşmesidir. Dolayısıyla kültürü değişmez değerler olarak gören Gökalp burada yanılmış. Şartlar ve gelişmeler, sadece kadınların taktığı yaşmak veya maskeyi, toplumun her ferdin takmasına neden oldu. Virüs günlerinde maske bir medeniyet, başkaları benden virüs kapmasın diye düşünerek takmak bir kültürdür. Hemde değişen bir kültürdür.Bu günlere uygun bir örnek daha verelim; biz anadolu insanı için küçük çocukları öpmek, bir kültürdür. Lakin virüslü günlerde öpmemek bir medeniyettir. İşte kültür yine değişti.Bu değişimin uzun soluklu olması onun yeni bir kültür doğurmasına veya kültürün zenginleşmesine neden olur. Tabii ki virüs günleri ne kadar devam eder bilemeyiz ama her fert artık bir bebeği öpmeye yeltenirken hem anne ve babası hem o fert bin kez düşünecek. İşte bu düşünme eylemi medeniyet, öpmeme eylemi ise kültürdür.Mimar Sinan’ın Itrı’nın eserleri veya Niksar’lı veya Sivas’lı bir köylünün el emeği göz nuru halıları bir medeniyet iken, bu eserleri zevk-i selim, akli selim ve Kalb-i selim ile beğenip, seyre dalmak ve dinlemek bir kültürdür.Tabiki medeniyeti temsil eden bir eserin içinde kültürü içerisine nakış nakış gizlenmiştir. Bütün bu gizlenmiş değerlerin toplamına sanatkarın yeteneği ve yaşadığı döneme ait izlerde eklenince eser bir medeniyeti temsil etmiş olacaktır.Eseri beğeniyle seyir eden dinleyen ise, onun içinde gizlenen tek tek kendi kültür, sanat ve eğitimine göre fark ederek, eser mikro ( bireysel) yorumunu yapacaktır. Bu farklı bireysel yorumları toplamı bizi o toplumun medeniyet düzlemine götürecektir.Medeniyetten, kültüre, kültürden medeniyete doğru bu akış kültür ve medeniyetin tarihsel olarak nesilden nesile devamlılık sürecinin adıdır.Kısaca, zevk ve kültür gibi büyük değerler birleşince medeniyet olur.Bu anlamda medeniyet bir milletin, hayal anlayışı, duyuş ve düşünce tarzı, güzellik ve hoşgörü hakkındaki düşüncelerinin toplamıdır, dersek eksik söylememiş oluruz.Bütün bir milletin hayat tecrübesi, ahenk ve hazları medeniyeti oluşturduğu için değişen zaman içinde bu değerler aynı kalır. Fertlerin lezzet ve kültürleri “zenginleştikçe” o milletin medeniyetinin tadı veya hazzı aynı kalır ama fertlerin lezzeti değişir.Cedlerden gelen ve milletin bütününe hakim olan mağfiret iklimi medeniyet, fertlerin tek tek mağfiret iklimi ise kültürdür.Bu nedenle medeniyet kültürden, kültür ananelerden gelir.
Yine seneler önce camide sandalyede namaz kılmak yoktu. Bu kültür sadece hristiyan medeniyetinde vardı. Şimdi camilerin en arka duvarında sıra sıra sandalye var. İnsanlar inanç medeniyeti olan dinlerini namaz kılar yaşıyorlar ama namaz kılmanın şeklini değil duruşlarını değiştirerek kılıyorlar. Namaz kılmak müslüman toplumun bir medeniyetti ise, sandalyede kılmak kültür değişmesidir. Yani bu kültürü değiştirmesek, belki fertler namazını camide kılmayacaklar. Bu anlamda medeniyet ve kültür öyle iç içe girmiş ki ve birbirlerini o kadar değiştirerek zenginleştiriyorlar ki, bunu devlet veya toplum mühendislerinin baskısıyla yapması mümkün değildir.
Bir nokta daha var ki oda şu; bir işletmede dindar insanlar için dua odası (mescit) yapmak işletme yönetiminin medeniyetiyken, dua odasına gidip ibadet yapmak bir inanç kültürüdür.
Son bir örnek vermek gerekirse, Osman Hamdi beyin eserleri onun bireysel resim kültürü yansıtırken, onun devrinde yaşayanları eserlerin toplamı o devrin hatta o milletin medeniyetidir.
Medeniyet kültürün ütülenmesidir.Bu durumda kültür üretilmiş bir elbise, medeniyet ise ütülenmiş elbisedir.
Şayet bir medeniyet kurmak istiyorsak, önce köylümüzün ve sanayi işçimizin üretim ve tüketim kararını etkileyen psikolojik, dinsel, morali anlamda değerlerin yerelliğini gözlemlemek gerekir. İşi üretirken ürünü tüketirken davranışlarının ahlaki ve dinsel köklerinin tarihsel ve ailevi esasları tesbit etmek gerekir. Medeniyet, satın almak veya ithal edilmekle kurulmaz.Medeniyeti milletin kendisi kendi içinde kendiliğinden kurar. Bu kendiliğinden kuruluşunda hammaddesi tamamen kendi kültür değerleridir.Bu hususa şöyle bir örnek verelim; Farz edelim ki bir elektrik barajı kurmak için karar verelim. Önce bir yere su toplanır. Bu suyu toplamak için çevredeki bütün ırmak, çay ve derelerden akan suyu baraja yönlendirilir. Barajda su istenen seviyeye gelince teknik cihazlarla elektrik üretilir. İşte tıpkı bu dere çay ve ırmaklar milletin kültürüdür. Baraj ise milli kültürdür. Derelerden gelen su ve suyun nasıl geldiği ile barajda toplanıp elektrik üretilmesi oradan milleti bireylerin o elektriği kullanma ( tüketme) biçiminin ( kültürü) toplamı ise medeniyetinin kendisidir. Birbirine öylesine girmiş ki bu iki kavram bazı durumlarda medeniyet hangi eylem tutum ve davranış, kültür hangi eylem tutum ve davranıştırı tesbit etmek çok zordur. Şeker konmuş bir çayda şeker nasıl görülmüyorsa, kültürde öyle öyle görülmez fakat medeniyete suya tat verir.