Zekai Özdemir


Prof. Dr. Zekai Özdemir’in kaleminden virüs günleri 2

Prof. Dr. Zekai Özdemir’in kaleminden virüs günleri 2


Birazdan kalp ilacımı içeceğim ve dokuz otuz gibi yatak odama gidip yavaş yavaş uyumaya çalışacağım. Yatsı namazı öncesi camilerden duaların okunması da çok anlamlı. Çok hoşuma gidiyor. Kalp secdesi yapmak Allah nasip etsin herkese. Kalp secdesi ne zor ya... Bu gün hiç türkü şarkı dinlemedim. Belki uyumadan dinler, birazcık ağlar uyurum. Gözyaşı her yerde ve zamanda her insanda aynı. O nedenle insanlar arasındaki tek eşit ve benzerlik bu. Bunun yanına birde gülmeyi koyduğumuzda. Gözyaşı ve gülme insanlarında farklı olmadığını gösteren iki temel kıstas. Hele gözyaşı müthiş. Yağmur gibi. Yağmurda meleklerin gözyaşı olabilir mi? Gülmek ise ağaçların çiçek açması meyveye durması anlamında doğanın gülmesi değil midir? Rabbim her şeyi o kadar birbirine yakın yaratmış ki biz insanlar anlayamıyoruz. Zaten anlasak dünya bu kadar acımasız olamazdı. Savaşta birbirini öldüren ülkeler virüs döneminde birbirine doktor yardımı gönderiyor. İnsanları yaşatmak için. Keşke her zaman virüs döneminde olduğu kadar birbirine destek olsalar. Savaş için ayrılan para sağlık ve fakirler için kullanılsa. İşte o zaman dünya insanlığı birleşir ve birbirlerinin kültürlerini öğrenerek her insan güzel kültürü davranışı kendine maal eder. Bu da dünyanın rengi değiştirmeye yeter ve artar. Böylece insanlar arasında değer farklılığı kalkar. Şimdi ben Marx’ın aksine diyorum ki; dünya insanları birleşiniz. Kafanızda ki kelepçeleri çözün. Her insanın insan olduğunun şuuruna varın. Kendi şuuruna ulaşmış insanlık, kendi sınıf bilincine ulaşmış insanların üst insanlığına ulaşmış demektir. Bu şuur, bu bilinç şuurlu toplumu sanayi toplumundan daha üst toplum yapar. Üst toplum, seviyesine ulaşan bir insanlığın özlemi sınıf şuurundan daha anlamlıdır. Yazıya neyle başladım nereye getirdim. Beynin yürümesidir bu. Bu yürüyüş şayet bir esas ve üslup üzerine oturtulursa akademik bir yazı olur. Hâlbuki ben sadece beyin zindanından kelimelere berat ettirip özgürlüklerine kavuşsun diye yazmaya başlamıştım. Yani kendi huzurum için yazmaya başlamışken toplumsal huzura gitmenin özü olan toplumsal şuur geldi. Yazmakta beynin gözyaşı demek çok isterdim. İnsani huzurun evrenin her yerinde gözyaşı gibi aynı olmasını bu bağlamda istemek beni çok mu idealist yapar. Yaparsa da hiç rahatsız olmam. Farklı reellikten aynı idealde birleşmek daha güzel değil mi? Tartışma konusu işte böyle garip bir şekil alır. Bu gün çok yorulmadım dersem yalan söylemiş olurum. Kalp ilacımı içtim. Abajurları kapattım. Birazdan evim odam kendi karanlığı ve sessizliğine gömülecek. Ruhum ağlıyor...  Saat 9.30 oldu. Uykum yok... Geniş Aile’ye bakıyorum.
Her şey çok garip. Her şey başka bir âlemde. Sanki bütün eşya, bütün varlık virüsten haberdar. Her şey kendi sessizliğine gömüldü. Hiç bir eşya hiç bir varlık gülmüyor. Acıyı içlerinde taşıyorlar. Hatta sessizce ağlıyorlar. Gözyaşları içine akıyor bir hissine kapıldım. Sadece rüzgâr sesli sesli esiyor. Ağaçlar dallar sallanarak acılarını gösteriyor. Bu bir ağaç dansı değil. Matemli rüzgârın acıttığı dal sesleri. Üzgün olmamak mümkün değil. Duygularım dakika dakika karışıyor. Doğa buhran geçiriyor. Bu bir iklim geçişi değil bu bir devrin değişimi olduğunun onlarda farkında sanki. Havanın bu kadar neşesiz olduğunu hiç görmedim. Fırtınalı havalarda bile bir garip güzellik varken bu nisan ayında o dahi yok. Güzellik öldü ama insanların yardımlaşmaya başlaması beni ümitlendirdi. Acaba yapraklar çiçekler virüse yakalanmamak için nasıl bir önlem alıyorlardı? Bilinmez ki! Ne garip dünya. Birde hayvanlar var. Onlar ne durumdalar. Offf yoruldum, yorulduk. Dünya bir bütün. Dünya entegre bir tesis. Ve bu entegre tesisi bozan insanlar ve insanlık... Veya henüz insanlaşmamış insanlık. İnsan kim diye sorsalar aklıma hemen şu gelir; Allah’ın bütün sıfatlarını içselleştiren kişi. Bunu bir dine de bağlamak mümkün mü? Mümkün tabiki. Allah’ın sıfatları her dinde aynıdır bence. Ama son din İslam dini onu tamamlayan bir din olması anlamında insan, Allah’ın sıfatlarını içselleştirmiş müslüman demektir. Yoruldum... Ve .....! Gözyaşım arkadaşım..
Hastalığı beklemek ile ölümü beklemek arasında sırattan ince bir köprü var. Ne kadar sağlıklı olursan ol, virüse yakalanacağım korkusunda olmanın acısı, kanser olup da ölümü bekleyenin acısı arasında nasıl bir fark olabilir sizce? Korkunç bir duygu değil mi? Her ikisi de sancılı bekleyiş. İlacı olmayan sancı. Şu an bunları düşünmek istemiyorum. Uykum bir türlü gelmedi. “Eşortmenli Şevket Hoca” yı dinliyorum. Saat 23.59.
Gece terledim. Kalktım hemen çamaşırımı değiştirdim. Uyku ile uyanıklık arasında gecenin karanlığında ensemi kararmadan geçirdim. Sabah uyandım. Aile efradından sonra yukardaki iki dostla konuştum. İlacım bitmişti. Çıkıp ilaç alıp hemen geldim. Havada güneş var ama ısı yok. Tıpkı kalbi olup da sevgisi olmayan insan gibi.
Biraz yattım. Canım ızgara istedi. Sipariş verdim. Sonra biraz kitap okudum biraz film izledim ve şimdi haberlere bakıyordum ki, Survivor aklıma geldi ona bakıyorum. Genel durumum iyi gibi. Hamdolsun. İçerde neler oluyor bilmiyorum ama balgam, ateş, öksürük, ishal ve nefes darlığı yoktur, şükürler olsun. Hava yine çok çok soğuk. Babamın çok sevdiği benim için de ağabey gibi bir dostu kalp krizinden kayıp ettik. Allah rahmet etsin Hasan ağabeyime bu mübarek aylarda ruhunu teslim etti 



YAZARLAR