Peygamberî soluk ve medeniyet tasavvuru
Peygamberî soluk ve medeniyet tasavvuru
Tarih: 7.11.2014 21:20:04 / 677okunma / 0yorum
YUSUF KAPLAN

 Medeniyet tasavvurunun kaynağı, mekke ve medine tecrübelerinde hayat bulan, hayat olan ve bütün insanlığa hayat sunan Sünnet-i seniyyedir.

 DÖRT BÜYÜK MESELE

 İslâm tarihi boyunca yaşadığımız ama bugünkü medeniyet buhranı sürecinde sürgit yoğunlaşan dört temel yakıcı meselemiz var. Bunları başlıklar hâlinde şöyle özetleyebiliriz:

 Birinci mesele: İslâm tarihinde de, günümüzde de İslâm düşüncesinin en temel açmazı, tenzîhî boyutun -haklı gerekçelerle de olsa- biraz ifrat boyutlarında baskın kılınması, teşbîhî boyutun ihmal edilmesi.

 İkinci mesele: Vahiy-sonrası sürecin, (peygamberî şuur›un hayat hâline getirdiği ilâhî şuur›la donanan beşerî şuur›un varlığı vidanla teçhiz ettiği, varoluşu şiire durdurduğu) medeniyet süreci olduğu gerçeğinin bihakkın idrak edilememesi.

 Üçüncü mesele: Kozmos / bütünlük fikrine dayanan Medeniyet fikri›nin sadece İslâm›a özgü olduğu, kısmen Doğu / hikmet geleneklerinin ama özellikle de kaos fikrine dayanan pagan Batı sivilizasyon tecrübesinin medeniyet olarak nitelendirilemeyeceği gerçeğinin henüz kavranamaması.

 Dördüncü ve en önemlisi ise, Fahr-i Kâinât Efendimiz`in, tenzîlî âyet`le tekvînî âyet`i bizatihî hem şahsında, hem de risalet sürecinde buluşturarak, üçüncü alan olarak adlandırdığım ve bizzat medeniyet sürecinin tahakkuk ettirildiği teşbîhî alan`ın nasıl hayata geçirileceğini, dolayısıyla beşerî şuurun nasıl İslâmî bir hayat inşa edeceğini; yani hem münferit müslim şahsiyetin inşa edildiği ve ilâhî şuurun vücut bulduğu (mekke süreci), hem müşterek mümin şahsiyetin inşa edildiği, ilâhî şuurla donanan peygamberî şuurun vücut olduğu (medîne süreci), hem de kürevî muhsin şahsiyetin inşa edildiği / edileceği, ilâhî şuurun vücut oldurttuğu peygamberî şuurla mücehhez olan beşerî şuurun, -vahyin kesildiği, peygamberin olmadığı bir zaman diliminde- vecd hâlinde tahakkuk ettirildiği (medeniyet süreci) bu üç düzlemde zaman-mekân boyutlarının nasıl İslâmîleştirileceğini sadece bilkuvve (tenzîlî âyeti tebliğ etmekle yetinerek) değil, aynı zamanda ve münhasıran da bilfiil (tekvînî âyete dönüştürerek) 23 yıllık bir sürece yayarak teşbîhî / beşerî bir çaba gösterdiği gerçeğinin farkına varılamaması...

 Burada başlıklar hâlinde zikrettiğim üç hayatî mesele de aslında dördüncü meselede çeşitli şekillerde münderiçtir.

 MEDENİYET VE SÜNNET-İ SENİYYE

 İmdi, diğer üç meseleyi de zihnimizin bir köşesinde tutarak, bu dördüncü mesele üzerinde birkaç kelâm edelim.

 Müslümanların en temel meselesi, bir meselelerinin olup olmadığını idrak edip edememeleri meselesidir. Eğer mesele edinmeye değer bir meselemizin olduğunu bihakkın müdrik olabilirsek, bu meselenin bize yükleyeceği mesuliyeti de, bu mesuliyetin sorduracağı temel sualleri de vukûfiyetle idrak edebileceğiz ve sorabileceğiz, demektir.

 Meselemiz, -tıpkı Efendimiz gibi- hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeden, her tür bedeli ödemeye her ân hazır olduğumuz şuuruyla, önce İslâm`ı hayatımızda hayat buldurtmak, sonra da hayatımız oldurtmaktır. Hem münferit, hem müşterek, hem de kürevî düzlemlerde. Ama öncelikli olarak münferit düzlemde.

 İşte bu, medeniyet sürecinin mekke ve medîne süreçleri ekseninde hayata geçirilmesiyle mümkün olabilir ancak. Bu noktada, yegâne kılavuzumuz, Efendimiz›in (sav) sîreti ve sûretidir. Çünkü Hz. Peygamber, âyette de sarahaten beyan edildiği üzere, Hakk›ın aynası, hakîkatin tebeddünü (bedenlenmiş nümûnesi) «aydınlatıcı» bir kandil›dir (sirâcen münîrâ / Ahzab: 46).

 45. âyet-i cemîlede ise, peygamberimizin vasıfları, `şâhid, mübeşşir ve nezîr` olarak zikredilir. Medeniyet fikrinin geliştirilmesinde de, bu fikri peygamberî sözü ve soluğu kuşanarak hayata geçirmemizde bize öncülük edecek öncü varoluş kuşağının hazırlanmasında da âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz`in bu vasıfları, temel kalkış noktamız olmak zorundadır.

Anahtar Kelimeler: Peygamberî, soluk, medeniyet, tasavvuru
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
"Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından birşey kaybetmez."