Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ!
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ!
Tarih: 4.11.2014 17:13:22 / 931okunma / 0yorum
YUSUF KAPLAN

İçinde yaşadıkları çağı veya zamanı mutlaklaştıranlar, çağa ve zamana teslim olmaktan, dolayısıyla insanı ve hayatı teslim almaktan kurtulamazlar.

Çünkü, zaman ve tarih kavramları, izafî kavramlardır; mutlak ve değişmez kavramlar değildir. O yüzden, çağı, zamanı ve tarihi mutlaklaştıranlar, çağı, zamanı ve tarihi durdurur; insanı ve hayatı da dondururlar.

ÜÇ TÜR MEDENİYET

Batı uygarlığı, insanlık tarihindeki üç tür medeniyet tipinden üçüncüsünün, pagan uygarlığın ulaştığı en son noktadır. Pagan uygarlıklar, seküler uygarlıklardır; zamanı, mekânı ve çağı; dolayısıyla fizik gerçekliği, dolayısıyla araçları ve gücü kutsar ve mutlaklaştırırlar. Fizik ötesi gerçekliği, dolayısıyla insanın ruhunu İMHA ederler.

İkinci medeniyet türü olan kadîm / Doğu hikmet gelenekleri ise John Milbank`ın deyişiyle `tersinden seküler` tecrübelerdir: Onlar da fizikötesi gerçekliği mutlaklaştırır ve fizik gerçekliği / bu dünyayı İHMAL ederler.

İnsanlık tarihinde, peygamberî sözün ve soluğun aracılık ettiği vahiy medeniyetleri ise hem fizik, hem de fizikötesi gerçekliği mezcederler.

MEDENİYETLERİN VAROLUŞ BİÇİMLERİ

Pagan uygarlıklar, başkalarına hayat hakkı tanı/ya/mazlar. Doğu hikmet gelenekleri ise, başkalarının saldırılarına göğüs geremezler ve önce hadım edilmekten, sonra da yok edilmekten kurtulamazlar.

Pagan uygarlık tecrübeleri ile Doğu hikmet gelenekleri, insanın varoluş serüvenindeki iki uç tecrübedir.

Paganlar, agnostiktir; yani sürekli dış dünyayı kontrol etmeye çalışırlar; hayatın merkezinde insan vardır; hayatta Tanrı`nın da, kâinâtın da yerini insan tayin eder; dolayısıyla insan tanrılaştırılmış bir konuma geçer.

Doğu hikmet gelenekleri, gnostiktir; yani, sürekli iç dünyayı kontrol etmeye çalışır.

Vahiy medeniyetleri ise, hem iç, hem de dış dünyaya aynı ânda açılırlar. İç dünyanın imhâ edilmesine de, dış dünyanın ihmal edilmesine de izin vermezler; hem fizik, hem de fizik ötesini aynı ânda ihata ederler; dolayısıyla denge / mîzân üzerine kuruludurlar.

Pagan uygarlıklar, başkalarının haklarına tecavüz ederek varolabilir ve varlıklarını sürdürebilirler. Pagan uygarlıkların varolabilmeleri, yok etmeye dayalıdır.

Doğu hikmet geleneklerinin varlıkları ise, hiçliği mutlaklaştırdıkları için, yok olmaya dayalıdır; o yüzden kendilerini ve kendi haklarını bile koruyamazlar.

Vahiy medeniyetleri ise, tevhid`in imkân tanıdığı denge ve dolayısıyla adalet (kıst) üzerine kurulu olduğu için, hem başkalarının haklarına tecâvüz etmezler, hem başkalarının haklarına tecâvüz edilmesine izin vermezler, hem de başkalarını, başkaları kendilerini nasıl görüyorlarsa öylece kabul ederler.

Vahiy medeniyetleri vareder, varetmeye dayalıdır.

PEYGAMBERÎ SOLUKLA ÜFLENEN RUH...

Hz. Peygamber (sav), çağını,

bütün çağları, çağının ve bütün çağların insanını bizzat çağının tanığı olduğu

için tanıyabilmiştir.

Ticaret yoluyla insanı, spesifik olarak da çağının insanını, zaaflarını, hırslarını, imkânlarını ve erdemlerini tanımıştır. Suriye, Bahreyn ve Yemen`e düzenlenen ticaret kervanlarına katılarak çağının dünyasını ve dolayısıyla bütün çağları tanımıştır.

Hz. Peygamber`e insanın nasıl bir fıtrata sahip olduğu ilâhî kaynak tarafından öğretilmişti; fıtratın, değişik zamanlarda, ortamlarda, durumlarda ne tür tabiatlara dönüştüğünü ve fıtrata uygun insan tabiatı biçimlerini fiilen öğrenme ve öğretme göreviyle yükümlü kılınmıştı.

MEKKE, MEDİNE VE MEDENİYET

`Mekke``de İslâm`ın önerdiği ideal insan tipi; `Medine`de toplum tipi hayata geçirilmişti. Tek bir medine / şehir olamayacağı için de, müslümanlar, peygamberî sözü ve soluğu, insanlık çapında `medeniyet`te hayata geçirmişlerdi.

Peygamberî soluk, dini, `Mekke`de hayat buldurtmuş; `Medîne`de hayat oldurtmuş; medeniyete giden taşları döşeyerek ve yolları açarak, müslümanların geliştirdikleri medeniyet tecrübesi vasıtasıyla başka medeniyetlere hayat buldurtmuştu.

Tarihte, peygamberî sözü ve soluğu eksene aldığı için, hem mevcut bütün medeniyetlerle temasa geçen, hem kendi paradigması ve kavramsal sistemi doğrultusunda onlardan yararlanmasını bilen, hem de bütün medeniyetlere hayat ve varoluş hakkı, kendileri olarak ve kendileri kalarak derinleşme ve gelişme zemini ve imkânı sunan tek tecrübe İslâm medeniyet tecrübesidir.

ÜMMÎLEŞME YOLUNDA: ÇAĞI TANIYARAK Ç/AĞI AŞMAK

Hz. Peygamberin çağını ve çağının insanını tanıması, İslâm`ın Batı`da olduğu gibi seküler veya dînî bir ruhbaniyat sistematiği üretmesini ve dolayısıyla insanın fıtratına müdahale edilmesini, dolayısıyla çağın, zamanın mutlaklaştırılmasını önlemiş; bu da her zaman çağı tanıyarak çağı aşabilme imkânları sunmuştu Müslümanlara.

Eğer müslümanlar, çağı tanıyabilirlerse, çağı mutlaklaştırmazlar ve aşabilmenin yollarını da üretebilirler.

Yok eğer çağı tanıyamazlarsa, çağı açık ya da örtük şekillerde mutlaklaştırma açmazına saplanmaktan kurtulamaz ve hiç bir zaman tarih yapamaz, tarihte tatil yapmaya devam etmek zorunda kalırlar; bu da yok olmakla ve insanlığın yok oluşuna göz yummakla sonuçlanacak bir şeydir.

Çağı tanımak ve çağa müdahale etmek için Hz. Peygamber`i tanımak ve peygamberî soluğu ve sözü yeniden hatırlamak ve hatırlatmak zorundayız.

Bunun için de, oryantalistlerin iki asırdır neden Kur`ân`a değil de Efendimiz`e ve hadislere saldırdığını bihakkın idrak ederek bu yolculuğa çıkabiliriz ancak.

Anahtar Kelimeler: Peygamberî, çağrı, varolmadan, aslâ
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Resulullah (sav) rüşvet alana da verene de lanet etti.Rüşvet alan da veren de cehennemdedir.

Hz. Muhammed
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk
Yeni bir konferans modeline ihtiyaç var
Ahmet ÖZDEMİR
Ahmet ÖZDEMİR
Sevgi güneşi Mevlana
D. Mehmet Doğan
D. Mehmet Doğan
Değerler aşınması ve ahlâkın ikamesi!
Coşkun GÖKKUŞ
Coşkun GÖKKUŞ
ROBİNHO FARKI...
İsmail Dursun
İsmail Dursun
Yiğidodan Dört Dörtlük Müsabaka
Beşir Ayvazoğlu
Beşir Ayvazoğlu
Sıradışı bir imam-hatipli: Mehmet Çebi
YUSUF KAPLAN
YUSUF KAPLAN
Aile çöküyor, toplum çatırdıyor... Nizamülmülk´ün “gece orduları” gerek bize...
Mehmet Şevket EYGİ
Mehmet Şevket EYGİ
Şerefsiz namussuz alçak rezil vs...
İBRAHİM TENEKECİ
İBRAHİM TENEKECİ
Kendini büyük görmek
İbrahim KAHVECİ
İbrahim KAHVECİ
Bankalar ne yapsın
Yusuf Ziya Ünsal
Yusuf Ziya Ünsal
Poşetleri bırakın giydiklerimize bakın!
BERAT DEMİRCİ
BERAT DEMİRCİ
KÖY TÜKENDİ TOPRAĞIMIZI KURTARIN!
Prof. Mustafa Çağrıcı
Prof. Mustafa Çağrıcı
Din eğitimimiz: Bin yıl önce, bin yıl sonra
Gülşah Akkaş Yaman
Gülşah Akkaş Yaman
Ümit kesmeyin;
MUSTAFA KUTLU
MUSTAFA KUTLU
Bilenlerle bilmeyenler
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
Biraz daha teori çalışalım
Ö. EMİR DOĞAN
Ö. EMİR DOĞAN
EV ÖDEVİ Mİ!...
Aydın Ünal
Aydın Ünal
Aday belirlemek artık kolay değil
Salih Tuna
Salih Tuna
Kadir Mısırlıoğlu´nun fesi, PKK´nın kalpağı
Selahattin Çerik
Selahattin Çerik
Şükürname!
Müjgan Üçer
Müjgan Üçer
SİVAS HALAYINA DURAN GENÇLER
Muzaffer Gücer
Muzaffer Gücer
SİVASIN ÇERMİKLERİ
Osman Nuri Kesici
Osman Nuri Kesici
25 Eylül Dünya Eczacılar günü...
Mahmut Erol Kılıç
Mahmut Erol Kılıç
Bilgilendirme notu
Muhsin Kaya
Muhsin Kaya
SİVAS´A SELAM YOLA DEVAM
Talha Gurbetçi
Talha Gurbetçi
OSMANLICAYA SAHİP ÇIKALIM
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bakiler
DÜŞMANIYIM ASALETİN KELİMELERDE BİLE”
Sami Akkuş
Sami Akkuş
DUA EDİN...
Ergün Diler
Ergün Diler
Kıbrıs planı
Gülşah YARLI
Gülşah YARLI
Sezona veda
Fikret ÜNSAL
Fikret ÜNSAL
DEDİKODUSU ÇIKARSA OLUR
Aziz Erdoğan
Aziz Erdoğan
ÇANAKKALE RUHU DÜNDEN DİRİDİR
Zübeyir Kamil Akkaya
Zübeyir Kamil Akkaya
Batı´ya Doğru - Taklit Bitti, Tahkik Başladı!
Salih Şahin
Salih Şahin
OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
S. Emrah GÖKTAŞI
S. Emrah GÖKTAŞI
Sivil toplum
Osman Nuri KESİCİ
Osman Nuri KESİCİ