Oyunu bozmak zorundayız
Tarih: 21.4.2015 17:32:25 / 702okunma / 0yorum
İBRAHİM TENEKECİ

 

Her ne kadar öyle değilmiş gibi davransak da, İslam dünyasında yaşanan çoğu sıkıntı, ülkemizi yakından ilgilendiriyor, etkiliyor. 6 / 7 Ekim Olayları, bunun yakıcı ve yıkıcı örneklerinden biriydi.

Son şahitliğimiz malum örgütün yaptığı saldırılar. Savcımızın şehit edilmesi ve emniyet müdürlüğüne baskın girişimi. Irak ve Suriye`de yaşanan iç savaşın mezhep çatışmasına dönüştüğü günlerde, bu saldırılar geldi. Devam edecekler gibi görünüyor.

Başımızı kaldırıp çevremize biraz bakalım: İlk kıblemizi düşman işgalinden kurtarmak için kurulduğu söylenen İran destekli Kudüs Tugayları, Irak`ta Sünnileri öldürüyor.

Lübnan`ı siyonistlerden korumak ve Filistin`i özgürlüğüne kavuşturmak iddiasındaki Şii örgüt, Suriye`de rejimle ortaklaşa Sünni katliamı yapıyor.

Gidişat bu kadar kesin ve keskinken, bizler ne durumdayız? Öyle bir ortamın içindeyiz ki, `Sünni` dediğimiz andan itibaren mezhepçilik yapmakla suçlanıyoruz. Gerçi fark etmiyor, `Şiiler` deyince de aynısı yaşanıyor.

Maaselef, Türk demek de böyle oldu yahut olmak üzere. Bu kelimeyi / kavramı kullanır kullanmaz, ırkçılık suçlamasıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. `Psikolojik harp` diye herhalde buna diyorlar. Amaç, sizi susturmak ve hakkınızı aramanızı, hakikati dile getirmenizi engellemek.

Özetle, şöyle: İki farklı fikriyata mensup insan aynı fenalığı yapıyor. Onlardan biri eylemci oluyor, diğeri terörist.

Peki, genel olarak, İslâm âleminin durumu nasıl?

1100`lü yılların Anadolu, Irak, Suriye ve Filistin tarihini okurken, sıklıkla karşılaştığım manzaralardan biri de şuydu: Müslüman yönetimler, Haçlılardan kurtulmak için akitleşiyor, asker toplayıp sefere çıkıyorlar. Sonra yolda bir şeyler değişiyor. Antakya Prensliği, Kudüs Krallığı, Urfa veya Trablus Kontluğu`ndan biriyle, ikisiyle ittifak kurup başka bir Müslüman emirliğe, beyliğe saldırıyorlar. Sonuç; canından ve malından olan çok sayıda Müslüman. Yıkılan, yağmalanan kadim beldeler. İyice derinleşen intikam duygusu. Bu duygunun yaptırdığı nice kötülük, hainlik.

Birinci bin yıldan ikinci bin yıla geliyor ve vaziyetin pek değişmediğini görüyoruz.

***

Geçen gün, Edirnekapı Şehitliği`ni biraz gezdim. Bir kitabedeki şehit isimleri dikkatimi çekti ve hemen defterime yazdım: Listede, Halepli Yusuf oğlu Kasım ile Manisalı Osman oğlu Hüseyin, Halepli Ahmet oğlu Ali ile Erzurumlu Salih oğlu Muharrem alt alta yazılmışlardı.

Eve dönünce, Halep`le ilgili notlarımı karıştırmaya başladım.

Anadolu`da Türkmen Aşiretleri (Tufan Gündüz, Yeditepe Yayınevi) kitabında Halep Türkmenleri on beş kez geçiyor. Osmanlı kayıtlarındaki adıyla söylersek; Yörükân-ı Halep. Komşuları ise Yörükân-ı Maraş.

Pertev Naili Boratav`ın Az Gittik Uz Gittik kitabından bir sayfaya etiket yapıştırmışım. (Adam Yayınları, 1992) Telli Top masalının metni verildikten sonra, yayıldığı iller sıralanıyor: Ankara, İstanbul, Kocaeli ve Halep. (Sayfa 278) Birçok türküde, masalda ve tekerlemede böyledir bu. Mesela filanca türküye sadece iki / üç yerde rastlanmış, oralardan derlenmiştir. Birkaç küçük mahalli fark dışında, söylenen / anlatılan aynı şeydir. Diyelim ki Konya ve Halep. Sivas, Urfa ve Halep. Bazen birbirlerine yakın beldeler, bazen uzak. Bu yolculuğun ve akrabalığın ne anlama geldiğini elbette biliyoruz.

Hemen peşinden, Prof. Dr. Ali Sevim`in Suriye ve Selçuklular Tarihi isimli önemli eserinin Halep Selçuklu Melikliği bölümünü yeniden okuyorum.

Cemal Paşa`nın Halep`teki Türk birliklerini teftiş ederken çekilmiş bir fotoğrafını dolabımdan çıkarıp masamın üstüne koyuyorum. Büyük boy ve orijinal.

Tarih Boyunca Türk Şehitlikleri (İhsan Ilgar, Ekim 1968) kitabını tekrar elime alıyorum: “Halep ve civarında Birinci Dünya Harbi`nde yapılan savaşlarda 36. Tümen`in meydana getirdiği binlerce eri bağrında taşıyan şehitlikten bugün bir yüzbaşının mezar taşından başka hiçbir şey kalmamıştır. Yine, Fransız Manda yönetimi sırasında, 20. Kolordu`nun Halep ile Katıma arasında kurduğu şehitlik tamamen yok edilmiştir.” (Sayfa 67.)

Kilis ile Halep arasındaki mesafe altmış yedi kilometre. Buna karşılık, `bitişik nizam` olan, adları çoğunlukla birlikte anılan Erzincan ile Erzurum arasındaki mesafe bunun üç katı: Yüz seksen dokuz.

Bu yakınlığa rağmen, Halep şehrini ülkemiz ve milletimizden uzaklaştıran neydi? Sorunun iki taraflı cevabı var: Birinci Dünya Savaşı`ndan sonra oralarda yaşananlar ve Lozan`dan sonra buralarda olanlar. Halep birkaç yıl içinde, Pasifik Okyanusu`nda bir ada haline geldi.

Nihayetinde, İbn-i Haldun`un dediği gibi, “coğrafya kaderdir.” İnsan kaderinden kaçamaz, kurtulamaz. Kim ne derse desin, Halep, kaderimizin, dolayısıyla tarihimizin, kültürümüzün ve coğrafyamızın bir parçasıdır. Hiçbir şey olmamış, yaşanmamış gibi davranmak, ancak taşlara mahsustur.

***

Halep örneğini özellikle verdik. Fakat çoğaltabiliriz. Halep`in yerine başka beldeleri de koyabiliriz: Musul, Kerkük, Rakka, Kudüs. Sonuç değişmeyecektir.

İslâm dünyasını çökerten, emperyalist güçlerin sömürgesi haline getiren Büyük Harp`in yüzüncü yılında, haritalar yeniden çizilmek isteniyor. Oyunlar kuruluyor. Mezhep farklılıkları üzerinden fitne büyütülüyor. Sözgelimi, Amerika Birleşik Devletleri, Irak`ta Şiileri, Yemen`de Sünnileri destekliyor.

Yüz sene önce, bizi birbirimize yabancı kılmışlardı. (Halep örneği bu yüzden önemli.) Şimdi ise düşman haline getiriyorlar.

Türk milleti ve devleti olarak, hem oyuna gelmemek, hem de oyunu bozmak zorundayız.

“Bizim oralarda ne işimiz var” diye itiraz edenlere cevabımız şudur: “Biz zaten hep oralardaydık.”

Anahtar Kelimeler: Oyunu, bozmak, zorundayız
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Rahmet ile zahmet arasında (16 Eylül 2018 - Pazar)
Şiddet ile inayet arasında (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
Yazamamak (09 Eylül 2018 - Pazar)
Kitaplar, dergiler ve son durum (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Gurbetten sılaya doğru (02 Eylül 2018 - Pazar)
Ortak kader (24 Ağustos 2018 - Cuma)
Onur meselesi (15 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Ayrı dünyalara ait iki kavram (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Yazmış bulunduk (22 Temmuz 2018 - Pazar)
İzzet bize, zillet size (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Kaderimizin merkezi (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Doğru ve düzgün olmak (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Olması gereken (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Yer isimlerinin peşinden gitmek (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Şimdi (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Bütünlüğü korumaktan yanayız (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Benzersiz bir dönem (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
Kıymet ve kıyamet (09 Haziran 2018 - Cumartesi)
Taşınmak (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Yaşanan ve yansıyan (02 Haziran 2018 - Cumartesi)
Tatsız bir durum (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
Kalbî beraberlik, çıkarsız birliktelik (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Bazı yeni konular (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Halimizden memnun muyuz? (19 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Uzun bir gün (16 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Tarih dönüyor (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Dostluk nedir? (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
İbrahim Karagül için (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Bir kelimeden (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
İçten bir seda (08 Nisan 2018 - Pazar)
Ülkü Tamer için (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Sahafnâme (01 Nisan 2018 - Pazar)
Gençlik nereye gidiyor? (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Birkaç şey birden (24 Mart 2018 - Cumartesi)
Dünya Su Günü (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Dünya Ormancılık Günü (18 Mart 2018 - Pazar)
Son günlerde (15 Mart 2018 - Perşembe)
Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır (07 Mart 2018 - Çarşamba)
İnsana ümit veren konular (04 Mart 2018 - Pazar)
Yıkıcı değil, yapıcı olalım (25 Şubat 2018 - Pazar)
Varlığımıza musallat olanlar (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Kıymetli bir çabaya şahitlik etmek (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Sultan Abdülhamid Han´ı anmak ve anlamak (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Millî uyanış (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
Aklı karışıklar için kılavuz (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Vatandan yana olmak... (01 Şubat 2018 - Perşembe)
Dün, bugün, yarın (26 Ocak 2018 - Cuma)
Hayatın her yeri (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
Kısaca (19 Ocak 2018 - Cuma)
Yolda olmak (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Edebiyat ve hayat (05 Ocak 2018 - Cuma)
Yeniden millet oluyoruz (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Millete sadakat ümmete vefa (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Elbette Filistin (22 Aralık 2017 - Cuma)
En küçük adım bile (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Daima Kudüs (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Aklıma ilk gelenler (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Bütün bu olaylar (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Ben, Öteki ve Ötesi (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Eski Vatan (28 Kasım 2017 - Salı)
Bize düşen, düşmemektir (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Kazandıkça kaybetmek (19 Kasım 2017 - Pazar)
Türkiye nedir? (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Kirli dil, kibirli hâl (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Gençliğimizin kahramanları (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmış bulunduk (20 Ekim 2017 - Cuma)
Bir kütüphane kurmak (17 Ekim 2017 - Salı)
Millet dersine çalışmalıyız (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmadan önce (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Altı çizilenler (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Yolculuğumuz (22 Eylül 2017 - Cuma)
Dengemizi koruyalım (19 Eylül 2017 - Salı)
Kırsalda neler oluyor? (15 Eylül 2017 - Cuma)
Bir mesele (07 Eylül 2017 - Perşembe)
Üzücü ve şaşırtıcı olan (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Görülen lüzum üzerine (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
Vatanı vatansızlara bırakmadık (11 Temmuz 2017 - Salı)
İyilerle birlikte olmak (07 Temmuz 2017 - Cuma)
İyilik berekettir (03 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Türkiye, müşterek derdimizdir (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
Aslımızdan kopamayız (02 Haziran 2017 - Cuma)
Kırk yıllık hatır (24 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Tek tesellimiz (12 Mayıs 2017 - Cuma)
Son günler için (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
BAHAR (05 Mayıs 2017 - Cuma)
Kazanırken kaybedilen (25 Nisan 2017 - Salı)
KISACA (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Yeniden niyet etmeliyiz (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Yeminli düşmanlık (24 Mart 2017 - Cuma)
Dünden devam (17 Mart 2017 - Cuma)
Hayat ve bereket (15 Mart 2017 - Çarşamba)
Bize gelen, bizimle giden (06 Mart 2017 - Pazartesi)
Yirmi yıl sonra (04 Mart 2017 - Cumartesi)
Yapmak ile Yıkmak (24 Şubat 2017 - Cuma)
Arkadaşlık (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Nerede duruyoruz? (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Pullarımız (07 Şubat 2017 - Salı)
Güzellik (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Dert söyletir, derman susturur (27 Ocak 2017 - Cuma)
Bize düşen vazife (17 Ocak 2017 - Salı)
Kar (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Buradayız, bekliyoruz (10 Ocak 2017 - Salı)
Sağlam duralım (23 Aralık 2016 - Cuma)
Evlatlarımız (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Türkiye bir mesuliyetin adıdır (20 Kasım 2016 - Pazar)
Saygı ile sevgi (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
Fitne ateşi (21 Ekim 2016 - Cuma)
Son durum (14 Ekim 2016 - Cuma)
Türkiye´yi savunmak (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Devletin ve milletin bekâsı için (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
15 Temmuz 2016 (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
Göz gördü, gönül sevdi (14 Temmuz 2016 - Perşembe)
Dünyanın çivisi (30 Haziran 2016 - Perşembe)
Güzel bir kitap (17 Haziran 2016 - Cuma)
Hak ve Bâtıl (14 Haziran 2016 - Salı)
Yapan, yaptınız diyendir (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kâğıt, kalem ve sosyal medya (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Fitne (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Ne durumdayız? (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
Akan kan, yükselen kin (26 Ağustos 2015 - Çarşamba)
Kenan Evren öldü (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Kültür meselemiz (23 Nisan 2015 - Perşembe)
Kıyamet değil, kıyam (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Siyaset ve millet (30 Mart 2015 - Pazartesi)
Bir hilal uğruna... (24 Mart 2015 - Salı)
Bu bir gezi yazısıdır (10 Mart 2015 - Salı)
Bugün (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Söz vermek, almak... (27 Şubat 2015 - Cuma)
İmha ve ihya (09 Şubat 2015 - Pazartesi)
Yoldaki işaretler (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Sözün özü (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Sözün namusu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
İnsan insanın aynasıdır (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Dostluk ve düşmanlık (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hepimiz tehlikedeyiz (12 Ocak 2015 - Pazartesi)
Sarıkamış için (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Bıldır (04 Ocak 2015 - Pazar)
Son zamanlar (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Sana kalpten soruyorlar (28 Aralık 2014 - Pazar)
Bir insana sarılmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Yerli ve millî olmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Tarihte bugün (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Gerçek Hayat (30 Kasım 2014 - Pazar)
Geçici menfaatler, kalıcı anlamlar (28 Kasım 2014 - Cuma)
Yaşatırsanız, yaşarsınız (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Kudüs için (20 Kasım 2014 - Perşembe)
Ağaçlar ve odunlar (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Anadolu Gençlik Derneği (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Zengin çeşit, fakir insan (11 Kasım 2014 - Salı)
Duâ Tâneleri (07 Kasım 2014 - Cuma)
Yoksulun sırtı, zenginin karnı (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Yeniden Bursa (04 Kasım 2014 - Salı)
Türkiye`ye inanmak (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bursa`nın kıymeti (28 Ekim 2014 - Salı)
Türkiye, umudun yurdu (23 Ekim 2014 - Perşembe)
Yüksek hayat tecrübesi (16 Ekim 2014 - Perşembe)
Olmadı (12 Ekim 2014 - Pazar)
Batı bataklığı (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Acı gerçek, tatlı yalan (07 Ekim 2014 - Salı)
Doğan ölür, yapılan yıkılır (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ölüm var (21 Eylül 2014 - Pazar)
Kalbin betonlaşması (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Kıymet, bilinmek ister (09 Eylül 2014 - Salı)
Kardeşlik âdabı (05 Eylül 2014 - Cuma)
Kitabın ahlakını korumak (05 Eylül 2014 - Cuma)
Birinci Meclis Ruhu (03 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ancak birlikte başarabiliriz (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Kardeşime dokunma! (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Değişen bir şey var mı? (20 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Birlikte dirlik vardır (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
Fesadın işi: Haset (15 Ağustos 2014 - Cuma)
YARIN (10 Ağustos 2014 - Pazar)
Yolda olmak... (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hatırla ve sıkı tut (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Merhamet etmek (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Hakkın dile getirilmesi gereken yerde susan, dilsiz şeytandır.

Hz. Muhammed