Berat Demirci


OTOBÜSÜ KAÇIRMAMAK

OTOBÜSÜ KAÇIRMAMAK


Bedri Rahmi’nin meşhur “Üç Dil” şiiri yazıldığında üç dil bilmek çok süper bir şeydi; hâlâ öyle. Şiiri benim neslim iyi bilir, en azından bazı mısralarını da ezberden söyler. “El-ma'nâ fî batnı'ş-şâir” denilmiştir. Doğrudur mana şairin batnındadır. Benim anladığım ise üç dili bilmekle beraber, bu dillerle kendimizi ifade etmek gerektiğidir. Tabii üçün biri ve öncelikli olanı ana dilimiz; geriye iki ecnebi lisan kalıyor.Yedi kat yabancı iki lisan, yani ötekiler…

“Ötekiler yedi kat yabancı

Her kelime arslan ağzında

Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla

Kök sökercesine söküp çıkartacaksın

Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek

Her kelimede bir kat daha artacaksın.”

Diyor şairimiz. Kelimeler aslan ağzında ve söküp çıkarmak lazım.

Gazellerde şiirin en güzel beytine “şah beyit” denir; bu şiir gazel değil ama bence son mısralar şah beyit mabeyninde mısralardır:. 
“Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernuş
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.”
Mısraları, “otobüsü” kaçırdığımızı ihtar ediyor ve otobüse yetişmek için teklif getiriyor. Şiiri çok örselemeden batı karşısında ve hususen endüstri devrimi sonrasında milletimizin düştüğü sıkıntılı durumun ironilerle anlatıldığını söylemekle iktifa edelim. Dileyen şiiri okuyabilir, belki yeni nesilden birilerinin de hoşuna gidebilir. İki defa otobüsü yakalama imkanı olmuş. Biri doğrudan savunma sanayisinde Nuri Killigil hamlesi; diğeri Nuri Demirağ’ın uçak teknolojisini yakalayışı… İki Nuri de nur içerisinde yatsın; itilaf devletlerinin içimizdeki uzantılarının derin katkısıyla infaz edilmişler. Hikayeleri çok acı ve ibretlik derslerle doludur. 
Teknoloji de eşyaya dair bir dil; eşyanın özellkleri de anlaşılmayı bekleyen kelimelerdir. Mezkur iki kahraman, bu dili tam zamanında çözmüşler ve çözmekle kalmayıp kendi ana dilleriyle sahada ifade etmeyi de başarmışlar. Onlardan sonra da otübüs defalarca önümüzden geçti ve kaçtı. İkinci Dünya Harbi’nin hemen sonrası müthiş fırsatlar sunuyordu ama Türkiye bunu idrak edecek yöneticilerden maalesef mahrumdu. Şimdi yeni bir imkan var, bilgisayarın icadıyla başlayan ve yapay beyin teknolojisi ile süren yeni bir endüstri çağını ıskalamamak gerekir. Bilgisayarlaşmış bilgi, eşyaya dair yeni bir dildir. Bu dili bilmek ve ana dilimizde kendi topraklarımıza satır satır işlemek icap eder. Selçuk Bayraktar ismi ile simgeleşen ve insansız hava araçlerı teknolojisiyle sübut bulan olağanüstü hamle; tam anlamıyla tarihin yeni bir durağınının farkına varmaktır ve bu durakta otobüsü kaçırmamak gerekir. 
Selçuk Bayraktar’ın bizzat kendisi, bu hamlenin de kirli eller, tarafından durdurulabileceğini söyledi. Bunu erken uyarı olarak anlamak; henüz bu girişimlerin anlam ve önemini anlamayanların boşlukta önemli yerler işgal ettiği bir ülkede yaşadığımızı da unutmamak gerek. Soğuk savaş döneminin dünyadaki azmanları bile tarihin akışını anladı ve değiştiler ama bizdeki terakkiperver güruh, demirperde aydını pozunu sürdürmektedir. Bayraktar hamlesinin etrafını sağlama almak gerektiğini görmeyenlerin, derin düşmanlık içinde olmadığına beni kimse ikna edemez. Her kelime aslan ağzında; Selçuk Bayraktar ve ekibi dişleriyle tırnaklarıyla söküp almaya çalışıyor. Mernuş, otobüsü bir defa daha kaçırırsa kaç yüz yıl daha uykusundan uyanmaz bilinmez. Mernuş, “ashab-ı kehf”ten birinin adıymış, şairin rastgele böyle bir isme hitap etmediği anlaşılıyor. Memik de diyebilir miydi, bilemem. Malumunuz, “Uyu Memik oğlan uyu/Öte geçelerde büyü” diye bir türkü var.
Endüstri devriminin başlangıcını kabaca on sekizinci yüzyılın ikinci yarısı sayarsak; insanlık neredeyse üç yüzyıldır teknolojik kudrete sahip olanların hakimiyeti altında yaşamaktadır. Kudretlilerin eşya üzerindeki vahşi tasarrufunu uygarlık tesmiye etmek başlı başına illüzyondur. Terakki kıyafetine büründürülmüş bu vahşeti durdurmayı hedef olarak görmeyenlerin bütün iddia, mefkure ve siyasetleri zaf-ı telif ile malûldür. 

 



YAZARLAR