OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
Tarih: 2.1.2018 13:38:22 / 8268okunma / 7yorum
Salih Şahin

 

İslam dünyası olarak son yıllarda şahit olduğumuz ve yaşadığımız olaylar, bu coğrafyanın sahipsiz ve kaderine terk edilmiş, isteyenin istediği şekilde at koşturduğu, hüküm sürdüğü ve icraatlar yaptığı bir bölge haline getirildiğini göstermektedir. Yıllardır Yurtta Sulh Cihanda Sulh politikalarıyla içine kapanmış, bize biçilen sınırlara mahkûm edilmiş ve adeta bu bölgelerle ilgili bırakın her hangi bir politika geliştirmeye, bir nazar atfetmeye bile müsaade ve müsamaha gösterilmemiş bir ülke konumumdayız. Bu konumumuzun farkına varmamız ve bize biçilen rolün birazcık dışına çıkmaya niyetlenmemiz bile bu coğrafyayı yıllardır istedikleri gibi bölüp parçalayan, yöneticisinden halkına güdülür hale getirenleri telaşlandırmıştır. Bu telaş, emperyalist ve sömürgeci zihniyetler için gayet normal bir durumdur.  Çünkü daha önceleri ticaret yolları ve ticari kazançları için, petrolün bulunmasıyla da petrol için yaklaşık iki asırdır bu coğrafyada at koşturuyor, ülkeler işgal ediyorlar. İşgal edemedikleri ülkelerde de darbeler yaptırıyor ve bir şekilde hegemonyaları altına alıyorlardı.

Batılı emperyalistlerle birlikte telaşlanan birileri daha var ki bunlar zahiren yani ismi ve cismiyle bu coğrafyaya ait, fakat bâtınen yani düşünce ve davranış biçimiyle işgalcisine aşık olmuş, onlara yaranmak için her türlü kimlik ve kişilik erozyonuna uğramış şahsiyetlerdi. Tercih ve davranışlarında hep mevlâ ve mâlik olarak gördükleri sahiplerinin sesi olmaya çalışıyor, yaranma gayreti ile onları memnun edecek sözler ve teraneler irad ediyorlardı.

İşte bu teranelerden birisi de Türkiye´nin Osmanlıyı yeniden diriltmeye çalıştığı ve Osmanlı yayılmacılığıyla bu ülkelerde gözü olduğu iddiasıydı.

Maalesef yüz yıllardır sömürü ve asimilasyon karanlığına alışmış zihniyetler, aydınlığı görünce şaşkına dönmüş ve gözlerini açamayarak saçmalamaya başlamışlardır. Osmanlı ve sömürü, aydınlık ve karanlık gibi bir birine zıt unsurlardır. Çünkü Osmanlı zihniyeti bir yere girdi mi sömürü zilleti ortadan kaybolur. Ne zaman ki Osmanlı oralardan çekildi işte o zaman sömürü ve köleleşme zilletine müptela oldular ve kendilerini halen kölelik psikolojisinden kurtaramamaktadırlar.

Zaman zaman karşılaştığımız ve görevimiz gereği görüştüğümüz Arap kardeşlerimizin pek çoğu bu gerçeğin farkındalar. Osmanlı deyince salat ve selam ile anıyor, saygı ve hürmetlerini ifade ediyorlar. Ama bu ülkelerden devşirilen ve adına aydın/entelektüel denilen bir kısım köleleştirilmiş kesim var ki, iş te bunlarla konuşmak ve anlaşmak mümkün değildir Çünkü bunlar sahibinin sesidir.

Bundan on beş yıl önce İstanbul´da Uluslararası Arşivcilik Sempozyumu olmuştu. O Sempozyumda işte bu köleleştirilmiş prof.lardan biri: “Osmanlı bizi sömürdü, hiç bir kültürel ve tarihi birikimiz yoktur, tarihimize ait hiç bir bilgi ve dokumana sahip değiliz” gibi sözler söyleyince, ismini şimdi hatırlayamadığım hocalardan birisi, “Osmanlı Devleti ile yönetildiğiniz dönemlere ait bilgi ve belgeleri en azından Osmanlı Arşivleri´nde buluyorsunuz, peki ondan önceki bilgileriniz nerede?  Ya da İngiliz sömürgesi olduğunuz dönemdeki belgeleriniz nerede ? Osmanlı Devleti´nin kurduğu kütüphaneler olmasa, ülkelerinize ait bir tane bile kitap bulamayacaktınız, onlar nerede“ diye sorunca, o köle ruhlu prof. sus pus olmuştu.

Aslında Osmanlı Devleti´nin hem bu gün Ortadoğu dediğimiz İslam coğrafyasında hem de Balkanlarda, Rumeli topraklarındaki uygulamaları ve neler yapıp yapmadıklarıyla ilgili Osmanlı Arşivlerinde milyonlarca belge bulunmaktadır. Bu belgelere baktığımızda özellikle İslam coğrafyasının tüm mali sorunlarının devlet eliyle hemen çözüldüğü, o günkü ekonomik ve ulaşım koşullarında en kısa sürede intikal sağlandığına dair binlerce belge görmüşlüğüm vardır. Onlardan hatırladığım bir belgede; Haremeyn yani Mekke ve Medine Şeyhi´nin acilen buğdaya ihtiyaç duyulduğu ve halkın yiyecek sıkıntısı çekmeye başladığını belirten bir mektubu üzerine, Haremeyn halkının ihtiyaçları için acilen Mısır Hazinesi´nden buğday ve diğer ihtiyaçların karşılanarak deniz yoluyla bölgeye sevk edilmesi emri bulunmaktaydı

Diğer taraftan Osmanlı Devleti, bu bölgenin ihtiyaçlarının sürekli olarak karşılanması için Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafında vakıflar kurmuş (Sivas´da Cami-i Kebir Vakfı´ndan ve Gürün, Kangal, Altınyayla ve Şarkışla´yı da içine alan bölgede kurulan Atik Valide Sultan Vakfı´ndan da Haremeyn´e pay ayrılmıştı), müesseseler oluşturmuş ve o bölgenin halkının mağdur olmaması için adeta tüm Osmanlı vatandaşlarına mükellefiyetler yüklemişti. İşte bu müessesenin adı Surre Eminliği idi.  Ve bu Surre Eminliği vasıtasıyla Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafından toplanan paralar ve mallar defterlere kaydedilir, kimlere dağıtılacağı belirlenerek emniyet içerisinde Mekke ve Medine halkına ulaştırılır ve dağıtılırdı.

Burada Osmanlı Arşivleri´nde bulunan Surre ve Surre Alayları ile ilgili bir defter üzerine yıllar önce yazdığım bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu defterler de göstermektedir ki ceddimiz Osmanlı, fethettikleri bölgeleri sömürme ve bir koloni haline getirme amacını asla gütmemişlerdir. Hicaz bölgesinde olduğu gibi yönetimleri altında bulunan değişik din, mezhep ve ırklara mensup insanlara hizmet odaklı bir yönetim anlayışı geliştirmişlerdir. Ve bu anlayış üç, beş, on yıl sürmemiş tamı tamına 516 yıl devam etmiştir. Bunun en müşahhas örneklerinden birisi Haremeyn Evkafı ve Surre Alaylarıdır.....    
Surre ve Surre Alayları

Surre, Arapça´da “para kesesi” anlamına gelmektedir. Tarihimizde ise; Osmanlı Padişahlarının her yıl hac mevsiminde Haremeyn-i Şerifeyn (Mekke ve Medine) ahâlisine, zâhidlere, mukaddes yerlerin ve hac yollarının emniyetini sağlayan Mekke şeriflerine ve Hicaz bölgesinde yaşayanlara gönderdikleri para, değerli eşya ve çeşitli hediyelere Surre; bunları götüren topluluğa da Surre Alayı denirdi.     
Surre Defteri: Osmanlı Arşivleri´nde İstanbul´dan Haremeyn´e gönderilen para, altın ve çeşitli hediyelerden oluşan kayıtların tutulduğu ve 1601–1909 yıllarını kapsayan 4.170 adet Surre Defteri bulunmaktadır.

Surre gönderilmesinin en başta gelen amaçlarından biri, Harem-i Şerif´te yer alan Hz. Peygember ve onun hatırasını yaşatan bu kutsal beldeye olan saygıyı kanıtlamak ve buna karşı Allah tarafından verilecek mükâfatı kazanmaya yönelikti. Oyle ki Osmanlı coğrafyasının dört bir tarafında başta sultanlar ve devlet adamları olmak üzere hayır sahibi halkın da katılımı ile surreye kaynak sağlayan vâkıflar kurulmuş ve bu vakıflar Haremeyn Evkafı olarak adlandırılmıştı. Bununla basta devlet görevlileri olmak üzere ülkenin her tarafında bulunan halkın da bu hayır işinde bir katisi ve payenin olmasa sağlanmıştı. Diğer bir amacı ise, bütün Müslümanların halifesi olan Osmanlı Padişah´ının haccın güvenliğini sağlayarak, muhtelif İslam devletleri nezdinde bağımsızlık ve hükümranlığını sembolize etmekteydi.

Osmanlılar döneminde Mekke ve Medine´ye surre gönderilmesi ilk defa Yıldırım Bayezid (1839–1402) zamanında, devletin merkezi olan Edirne´den 80.000 altın olarak gönderilmiştir. Daha sonraları Çelebi Sultan Mehmet Han, Sultan İkinci Murat Han ve Fatih Sultan Mehmet Han zamanında da devam etmiştir. Surre göndermenin Yavuz Sultan Selim zamanına kadar zaman zaman yerine getirilen bir âdet olarak devam etmiş olduğu görülmektedir. Yavuz Sultan Selim, Mısır´ı fethederek (1517) “Hadimü´l Haremeyni´ş-şerifeyn” unvanını alınca, Surre´nin her sene düzenli olarak gönderilmesini emretmiştir. Böylece bu tarihten başlayan ve 1916 senesine kadar sürmüş olan Surre Alayları, dini bir görevin yerine getirilmesiyle birlikte resmi ve siyasi bir görev halini de almıştır.

Hicaz topraklarının Osmanlı hâkimiyetine girmesinden sonra Mekke Emiri Şerif Berekât b. Muhammed el-Hasani, bölgenin ileri gelenleriyle birlikte oğlu Şerif Ebu Numey´i Kahire´de bulunan Osmanlı padişahına göndererek, saygı ve hürmet duygularını belirtmiş ve Mekke´nin anahtarlarını kendisine sunmuşlardır. Yavuz Sultan Selim de memnuniyetinin bir belirtisi olarak Ebu Numey´e hilat giydirtti ve pek çok hediyelerle birlikte babasının Mekke Emirliği beratını da kendisiyle gönderdi. Ayrıca Şerif Ebu Numey ile Mekke ve Medine sakinlerine dağıtılmak üzere de 200.000 filori altın ve deniz yolu ile de bol miktarda buğday gönderdi. Bu hediyeleri dağıtması için Emir Muslihuddin ile Mısır´dan 2 kadı görevlendirilmiş ve mahallerinde âdilane dağıtmaya memur edilmişlerdi.       
Yavuz Sultan Selim, bu tarihten sonra her yıl 200.000 filori altının “Surre-i Şahane” olarak gönderilmesini emretmiştir. Ayrıca Çerkez Melikleri tarafından da her yıl gönderilmesi âdet olan Sadaka-i Mısriyye´nin devlet hazinesi hesabına mahsuben, evvelce olduğu gibi gönderilmesini de usul haline getirmiştir.

Surre alayları, 1864 yılına kadar kara, bu tarihten 1908 yılına kadar deniz, daha sonra da demiryoluyla gönderildi. Surre alaylarının sonuncusu 1334/1915 yılında gönderilmiş ve bu seferde Medine halkı için 197 adet çanta içinde 35.882 kuruşun gönderilmesiyle son bulmuştur. Daha sonra Mekke Emrinin isyanı (1916) ve toprakların elden çıkmasıyla gönderilen surre alayları yerine ulaşmadığından bu gelenek son bulmuş oldu.

Sonuç: İslam tarihinde önemli bir gelenek haline geldiğini gördüğümüz Surre ve Surre Alayları, Yavuz Sultan Selim´in Hicaz bölgesini Osmanlı topaklarına katarak hem siyasi hem de dini (hilafet) bir misyon üstlenmesiyle birlikte yeni bir mahiyet almış ve Haremeyn Evkafı adıyla kurumsallaşmıştır. Sultanlar, hanım sultanlar, vezirler, kadılar, paşalar ve zengin kişiler (hayır sahipleri) Osmanlı Devleti´nin muhtelif bölgelerinde kurmuş oldukları vakıflarıyla Mekke ve Medine ahalisine gelir getirecek topraklar, hanlar, hamamlar, dükkânlar ve imaretler bağışlamışlardır. Osmanlı Devletinin çeşitli yerlerinde bulunan vakıflardan toplanan bu para ve hediyeler, İstanbul´da toplanarak Surre Alayları´yla Hicaz bölgesine gönderilmiştir.

Atalarımız, Surre hizmeti ile beş asır yani 516 yıl süren zaman sürecinde Mekke ve Medine gibi yerlerde oturan fakir ahalinin her türlü yeme içme giyinme ihtiyaçlarından kefen paralarına kadar karşılamıştır Bununla da yetinmeyip, Haremeyn-i Şerifeyn kadı, imam, müezzin, kayyım, ferraş gibi din görevlileri, Mekke ve Medine Emirleri ve diğer görevlilerinin her türlü sorunlarını gidermiş, Anadolu halkının da katkısı ile dertlerine deva, ihtiyaçlarına çare olmuştur.        
Yüzyıllar süren bu iyilik hareketinin kayıtlarının tutulduğu 4.170 adet Surre Defteri dile gelse de konuşsa diyeceğim ama bu defterlere dökülen satırlar, idraki ve anlayışı olanlar için çok şeyler anlatmaktadır.          
Aslında 4.170 defter sayısı bile olayın boyutunu ifade etmeye yetmektedir. Keşki bu defterlerdeki isimler birer birer incelense ve bu aileler güncellenip günümüzdekilerle irtibatlandırılarak yayınlansa diye gönlümden geçirmekteyim. Ben ise karınca misali “ elimden gelen budur” diyerek bu devasa Surre Külliyatından bir iki sayfanın tercümesini sizlerle paylaşmakla yetineceğim. İşte 27 Ağustos 1909 tarihinde Surre dağıtılan şahıslardan bir kısmının isim ve şöhretleri şunlardan ibarettir.:

Şafiilerin Müftüsü Hazretleri...         
Malikilerin Müftüsü Hazretleri...      
Hanbelilerin Müftüsü Hazretleri...    
Medine-i Münevvere´nin Kâtibi es- Saadetü´l eşraf b. Alevi          
Harem-i şerif-i nebevi´nin imam ve hatipleri
Harem-i şerif-i nebevi´nin Şeyhü´l-ferrâşı    
Aişe bint-i el merhum Hasan ibn-i İbrahim- imam               
Aişe bint-i el merhum Mehmet bin-i Abdullah Cemal         
Mehmet Ömer bin-i el merhum Muhammed Said bin- i Yahya- Defterdar
Muhammed Ali bin-i Ebu Bekir bin-i Abdürrahim el Buhari´l Ömeri        
Abdurrahim Efendi ibn-i el-merhum Muhammed Zeyyin bin-i Abdurrahim el-Ömeri      
Afife bint-i el-merhum Muhammed Zeyyin bin-i Abdurrahim el-Buhari el-Ömeri
Abdülkadir bin-i Salim bin-i el-merhum Muhammed Abdülcevad 
Abdullah bin-i e- merhum Muhammed Said bin-i Muhammed Abdülcevad         
Abdülmecid bin-i el-merhum el- Risi Abdullah bin- i el- Risi Caferü´l Yamanî     
Aişe bint-i el merhum Muhammed bin-i Subhi Abid           
Abdurrahman ve Fatıma evlad-ı İbrahim Efendi bin-i Abdurrahman el Buhari     
Abdullah, Salih ve Saliha evlad-ı el merhum Muhammed Ali bin-i Salih el Buhari           
Abdülhamid ve Rukiye ve Aişe evlad-ı el- merhum müezzin bin-i Salih bin-i Yusuf        
Abbas bin-i Muhammed el- merhum Abbas es-Semat         
Eş-Şeyh Abbas bin-i eş-Şeyh Abdülaziz Mirdar el - Mekki            
Eş-Şerife Aleviye bint-i el mehum Es-seyyid Ebu Bekir bin-i Es-Seyyid Muhammed el Ataü´l Alevi
Es-Seyyid Ali bin-i el merhum es-Seyyid Ömer Abd-i ….Habeşi  
Abdüsselam ve Muhammed Ali Evlad-ı el-merhum Ebu´l Hasan bin-i Abdü´s-selam      
Es-Seyyid Abdülkadir bin-i el Merhum Es-Seyyid Zeyyin …..Alevi         
Es-Seyyid Ömer bin-i el merhum Es-Seyyid İbrahim bini-i es-Seyyid Ömer el –Berzenci
Abdullah ibn-i el-merhum İbrahim Hamamcı et-Topçu       
Muhammed Ali ve İbrahim ve Meryem ve Safiye ve Aişe evlad-ı el-merhum Hasan Tevfik

Fatıma bint-i el merhum Derviş Ahmet Efendi Trablusi                 
Fatıma bint-i el merhum Hasan Efendi Ahıshavi     
Fatıma bint-i el merhum Muhammed bin-i Abdullah el Halifeti´l Abbasi  
Fatima bint-i el merhum eş-Şeyh Abdurrahman bin-i Süleyman el Kürdi  
Fatima bint-i el merhum Ahmet bin-i Abbas et-Tayyar       
Fatıma bint-i el merhum Yusuf bin-i Mustafa Şirvani

Vazife-i pencere-i hücre-i muattara der ravza-i mutahhara hazret-i nebevî 
Vazife-i cibadiye vakf-ı el merhum es-Sultan Ahmet Han  
Techiz ve tekfin-i fukara ve gureba

Esat Kaşıkçı Efendi  
Seyyid Nadir Berzenci          
Seyid Ahmet Berzenci          
Seyyid Nadir ve Şerife Marziye evlad-ı İsmail Barzenci Efendi    
Seyyid Taha Berzenci           
Şerife Halime bint-i es-Seyyid Cafer Berzenci Efendi        
Şerife Anbere bint-i es-Seyyid Cafer Berzenci        
Ali ibn-i Ebu´l hayr Dağistani           
Seyyid Haşim ve Aişe ve Zeynep evlad-ı es-seyyid Cafer Berzenci Efendi          
Fatıma bint-i Mustafa Yorgancı Efendi       
Evlad-ı Mehmet Tevfik Efendi Topçubaşı   
Meryem bint-i Abbas Ebu´nnur        
Evlad-ı Muhammed Üskubi Efendi 
Evlad-ı Muhammed Said İzmirli      
Melike bint-i Osman İlyas     
Muhammed İsa bin-i Ahmet İsa el- Hisari   
Reisi Nüzul Kaşıkçı Efendi  
Nefise bint-i Hasan Üskubi   
Naib Reis-i Nüzul Kaşıkçı Efendi    
Evlad-ı reisi Hasan Manastırlı Efendi          
Veli bin-i Abdullah Veliyyüddin Kırkağaçlı            
Vehibe bint-i Abdurrahman Hubbari
Mercan Ağa Selim mütesellim-i Ağavat-ı harem-i şerif hazret-i nebevi      
Seyyid Ali Zehebi Efendi     

Ve bu defterlerde daha yüzlerce binlerce isim bulunmaktadır. Yalnızca bu defterler bile bu meselenin ne olduğunun anlaşılması için yeter de artar zannedersem. 

 

Anahtar Kelimeler: OSMANLI, ARAPLARI, NASIL, SÖMÜRDÜ
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Mürşitlik alıcılık değil, vericiliktir?

Hacı Bektaşı Veli
İsmail Dursun
İsmail Dursun
"Büyük Başkan Tezahüratı"
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
İstanbul´u düşünüyorlar, gözleri açık
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk
Son güzel kelimeler
İbrahim KAHVECİ
İbrahim KAHVECİ
Yatırımsız kredi büyümesi
YUSUF KAPLAN
YUSUF KAPLAN
Rağmen Tavrı ve Nebevî Şahitlik Yolculuğu
D. Mehmet Doğan
D. Mehmet Doğan
Mütesettir Anıtkabir!
Mehmet Şevket EYGİ
Mehmet Şevket EYGİ
Şeriat aziz eder yüceltir
Ahmet ÖZDEMİR
Ahmet ÖZDEMİR
Unutulan asker düğünleri
Beşir Ayvazoğlu
Beşir Ayvazoğlu
Müslüm Baba
Yusuf Ziya Ünsal
Yusuf Ziya Ünsal
Çakmak Taşındaki Ümit
BERAT DEMİRCİ
BERAT DEMİRCİ
LEGO VE DİJİTAL RUHLAR DÜNYASI
Gülşah Akkaş Yaman
Gülşah Akkaş Yaman
´´Kişisel gelişim ´´
MUSTAFA KUTLU
MUSTAFA KUTLU
Ne yapmalı?
İBRAHİM TENEKECİ
İBRAHİM TENEKECİ
Devlet aklı
Prof. Mustafa Çağrıcı
Prof. Mustafa Çağrıcı
Ahlak merkezli dindarlıktan nerelere?
Ö. EMİR DOĞAN
Ö. EMİR DOĞAN
EV ÖDEVİ Mİ!...
Aydın Ünal
Aydın Ünal
Aday belirlemek artık kolay değil
Salih Tuna
Salih Tuna
Kadir Mısırlıoğlu´nun fesi, PKK´nın kalpağı
Selahattin Çerik
Selahattin Çerik
Şükürname!
Müjgan Üçer
Müjgan Üçer
SİVAS HALAYINA DURAN GENÇLER
Muzaffer Gücer
Muzaffer Gücer
SİVASIN ÇERMİKLERİ
Osman Nuri Kesici
Osman Nuri Kesici
25 Eylül Dünya Eczacılar günü...
Mahmut Erol Kılıç
Mahmut Erol Kılıç
Bilgilendirme notu
Muhsin Kaya
Muhsin Kaya
SİVAS´A SELAM YOLA DEVAM
Talha Gurbetçi
Talha Gurbetçi
OSMANLICAYA SAHİP ÇIKALIM
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bakiler
DÜŞMANIYIM ASALETİN KELİMELERDE BİLE”
Sami Akkuş
Sami Akkuş
DUA EDİN...
Ergün Diler
Ergün Diler
Kıbrıs planı
Gülşah YARLI
Gülşah YARLI
Sezona veda
Fikret ÜNSAL
Fikret ÜNSAL
DEDİKODUSU ÇIKARSA OLUR
Aziz Erdoğan
Aziz Erdoğan
ÇANAKKALE RUHU DÜNDEN DİRİDİR
Zübeyir Kamil Akkaya
Zübeyir Kamil Akkaya
Batı´ya Doğru - Taklit Bitti, Tahkik Başladı!
Salih Şahin
Salih Şahin
OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
S. Emrah GÖKTAŞI
S. Emrah GÖKTAŞI
Sivil toplum
Osman Nuri KESİCİ
Osman Nuri KESİCİ