Yusuf Kaplan


Öncü Kuşak ve medeniyet tasavvuru yolculuğu

Peygambersiz dünya, rahmetin yeryüzünden çekildiği, kalpsiz, ruhsuz, cehenneme teşne bir dünyadır.


Öncü Kuşak ve medeniyet tasavvuru yolculuğu

 

Tarihi Peygamberlik fikri ve Peygamberler tarihi üzerinden idrak ve inşa edemezsek, tarihte yani bu dünya zamanında ve mekanında adaleti, hak, hukuk, hakkaniyet ve merhameti tesis edemeyiz insanlar veya insanlık olarak.

PEYGAMBERLER KALP MEDENİYETİNİN TOHUMLARINI EKERLER YERYÜZÜNE

Peygamberlerden yoksun bir dünyada adalet, hakkaniyet ve selâmet tesis edilemez. Örneği yok bunun.

Çünkü Peygamberler, Yaratıcı ile yaratılan arasındaki irtibatı sağlayan canlı varlıklardır. Yaratıcı ile irtibatını yitiren insan, insânî fıtrî özünü, özelliklerini ve özgürlüğünü yitirir, Yaratıcı’ya bağlılığını yitiren insan yaratılan her şeye bağlanmaktan, kul köle olmaktan ve özgürlüğünü yitirmekten kurtulamaz.

Peygamberler yeryüzünde hem adaletin, hem hakkaniyetin hem de merhametin anahtarlarını sunarlar insanlara.

Peygamber fikri’nin olmadığı bir dünyada insan azmanlaşır, ruhsuzlaşır ve dünyayı cehenneme çevirir.

Peygamberler, kalp adamıdır, kalpleri vardır peygamberlerin, akleden kalpleri.

Sadece akıl’la yaşanabilir bir dünya kurulamayacağını Cuma günkü yazıda göstermeye çalıştım. Kalpsiz bir dünya kurulamaz. Kalpsiz dünyada yaşanmaz.

Peygamberlerin bizatihî ontolojik varlıkları, hayatları ve inşa ettikleri bütün zamanlara timsal olan hayat-dünyaları, onların kalp medeniyetinin, akleden kalp medeniyetinin inşacıları ve temsilcileri olduklarını gösterir.

Peygambersiz dünya, rahmetin yeryüzünden çekildiği, kalpsiz, ruhsuz, cehenneme teşne bir dünyadır.

İnsan'ın bilgi’si ilgi üzerine, yani varlıkların, nesnelerin birbirleriyle ilgi’si ve ilişkisi ile ortaya çıkar, gelişir. Varlığa, diğer insanlara, dünyalara ilgi’siz bir bilgi, kör bilinç üretir; kör bilinç hakikat bilgisini linç eder, ruhu çölleştirir, hayatı cehenneme çeviren kalpsiz, ruhsuz bir bilgi, kupkuru bir veri üretir.

PEYGAMBERLER HEM VASITA HEM DE VASAT’TIR

Peygamberler, Rahmân’ın rahmet elçileridir: Peygamberlerin ontolojik varlıkları, Allah’ın (cc) bütün mahlûkât’a rahmet nazarıyla baktığının, insanın yeryüzüne fırlatılmadığının, yeryüzüne yeryüzünde emniyeti teminat altına alma emanetiyle gönderilen insanın yalnız bırakılmadığının en önemli delilleridir.

Yaratıcı ile yaratılan arasındaki irtibat peygamberlerle sağlanır.

Rahmân, Peygamberleri vasıtasıyla rahmet kanatları gerer bütün insanlığa ve varlığa.

Peygamberler sadece hakikat bilgisinin vasıtası değildir; aynı zamanda hakikat dünyasının, Mekke’de hayat bulan, Medine’de hayat olan dinin, medeniyetle kemâle ulaşarak bütün insanlığa ve varlığa hayat sunmasının vasat’ıdır.

Mekke ve Medine’inin diyalektik ilişkisinden Medeniyet hâsıl olur. Din’in Mekke ve Medine süreçlerinin de tahsilinin, bütün boyutlarıyla idrak edilerek hayata geçirilme tecrübesinin ürünü / hasılası Medeniyet’tir.

Peygamberlerin gayretlerinin zirvesi, kemâli, Mekke ile Medine’nin hasılası olarak gerçekleşen Medeniyet’tir.

Mekke, Allah’ın Celâl sıfatlarının yani azametinin, Medine, Cemâl sıfatlarının yani rahmetinin mazhargâhıdır; Mekke ve Medine’nin mahsulü olan Medeniyet ise Kemal sıfatlarının yani merhametinin tecellî ve tezahür ettiği vasat’tır, imkân’dır.

PEYGAMBERLER VE ÖNCÜ KUŞAKLAR

“Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir” diye buyurmuştu Rahmet Elçisi Efendimiz.

Yeryüzünde insanca, hakça, adilâne bir hayatın inşa ve idamesi, rahmet elçilerinin mirasını tevarüs eden, onların izinden giden, onların ahlâkıyla donanan, onların ruhlarını taşıyan âlimlerle mümkündür.

Âlim, sadece zihnî fazilet yapan kişi değildir. Yaratıcı’nın bütün isimlerinin ve sıfatlarının mazhargâhı olan insanın, Kâmil insan’ın yeşermesi için insanın hem iç âlem’ine hem de dış âlemine rahmet tohumları eken öncü kişidir.

O rahmet tohumlarının yeşermesi, öğrenirken bilginin hayat hâline gelmesi ve herkese hayat sunabilecek bir kıvama ulaşmasıyla imkân dâhiline girebilir.

Eşyanın hakikatine nüfuz etme ilim yolculuğu, eşyanın / hakikatlerinin bizi inşa etmesi irfan yolculuğu, bizim dışımızdaki varlığa ve herkese hayat sunması ise hikmet yolculuğudur.

Âlim hem âriften hem de hakīmden izler taşır. Ârif hem âlimdir hem de hakīm’in tohumlarını barındırır. Hakîm ise hem âlim hem de ârif'in bütün özelliklerini taşıyan kâmil insandır.

İslâm medeniyeti iki asırdır, bu önderlik profilinden, öncü kuşaklarından yoksun olduğu için büyük bir kriz yaşıyor, her alanda yok oluş felâketinin eşiğine sürükleniyor.

Hem zihin haritalarını yitiriyor hem zeminini kaybediyor hem de zamanın her şeyine hükmetmesine engel olamıyor.

İslâm dünyasının yaşadığı bu ontolojik felâketi aşması bu dünyada yaşayacak ama bu dünyayı yaşamayacak, bu dünyayı aşacak çapta Müslüman zihnine (ilim birikimine), Müslümanca yaşama zeminine (irfan hayatına) ve Müslüman Zamanı’ına (hikmet dünyasına) kavuşacak bir hakikat medeniyeti yolculuğuna çıkacak şafak yağmurları olarak tarif edilen sahabenin ruhunu, aşkını, zevkini yaşayacak ve insanlığa taşıyacak öncü kuşakların yetiştirilmesine bağlı.

Biz MTO (Medeniyet Tasavvuru Okulu) olarak böylesi bir yolculuğun tohumlarını ekmeye başladık. Bu tohumların ülkemizde nasıl yeşerdiğini görmek üzere Anadolu turlarına çıkıyoruz. İlk turumuza Sivas’tan başladık, Elazığ, Malatya, Kayseri ve Ankara ile devam edeceğiz. 9 Ekim’den itibaren Gaziantep’le ikinci turumuz başlayacak…

Emek veren, nefes tüketen bütün kardeşlerimize, yürek ülkesinin çocuklarına yürekten teşekkür ediyorum.

Yeni şafak 26 eylül 2021 tarihli iktibası

 



YAZARLAR