Ölümü unutan insan, kendini bile hatırlayamaz
Tarih: 26.2.2019 14:28:14
Yusuf Kaplan

Hayatımızı ölüme borçluyuz. Ölüm olmasaydı hem hayat olmazdı hem de hayatın bir anlamı olmazdı; dolayısıyla, hayatın anlamını idrak edebilmek imkânsızlaşırdı.
Ölüm, hayattan da gerçektir, bu anlamda: Hayatı vareden, görünür kılan, anlaşılır hâle getiren, değerini idrak etmemizi sağlayan muazzez bir gerçek.
ÖLÜM ANAHTARI´YLA AÇILIR HAYATIN KAPISI...
Ölüm, yok oluş değil; yeniden doğuştur bizim inancımızda. Yenilenerek doğuştur -yeni, taze bir hayata.
Burada münhasıran haşir hakikatinden söz ediyorum evvelemirde; öldükten sonra diriliş gerçeğinden, elbette.
Ama daha ziyade ölümün bu dünya hayatında bir diriliş olduğu hakikatine dikkat çekmek istiyorum: Ölüm, hayatı duyarak, dokunarak, bütün renkleriyle, kokularıyla, boyutlarıyla hissederek, idrak ederek yaşamanın anahtarı aslında.
Ölüm anahtarıyla açılabilir hayatın kapısı ve işte o zaman yolculuğa çıkılabilir hakikatin dünyasına bütün boyutlarıyla...
Ölümün yok edildiği, unutulduğu bir dünya yalana teslimdir; korkuya teslimdir; cehenneme teslimdir; uygar görünümlü canavarlar, medenî görünümlü barbarlar cirit atar orada!
ÖLÜM: RAHMAN´DAN GELEN
BİR RAHMET HABERCİSİ
Ölüm, hayatın kapısını açan bir hakikat anahtarıdır, dedim.
Ölüm, bu dünyanın, bu dünya hayatının, bu dünyadaki her şeyin gelip-geçici olduğunu gösterir bize: Her şey ölümlüdür bu dünyada.
Ölüm, böylelikle, her şeyden önce, hayatın, insanın ve bu dünyanın geçici olduğu fikrini ispat eder ve gösterir bize. Ölüm, bu anlamda, Rahmân´dan gelen bir rahmet haberci´si, işareti´dir.
İkinci olarak, ölümsüzlük fikrine ölüm gerçeğiyle ulaşabilir insan. Ölüm gerçeği olmadan, ölümsüzlük fikri de anlaşılamaz.
ÖLÜMSÜZLÜK FİKRİ´Nİ YİTİRİNCE...
Ölümlülük fikriyle ölümsüzlük fikri arasındaki medcezir; ya da sonluluk düşüncesiyle sonsuzluk düşüncesi arasındaki diyalektik, hayatı anlamlı kılan bir yol haritası sunar insanın önüne...
Bu yol haritasını çözecek tek varlık insandır. İnsandır; çünkü Allah´ın, ruhundan üflediği, bütün isimlerini, sıfatlarını tohum olarak yüklediği, dolayısıyla emaneti bahşettiği yegane varlıktır insan.
Ama insan, nisyan (unutkanlık) hâliyle de muttasıftır; işte ölüm, tam bu noktada, insana ne olduğunu hatırlatan en sarsıcı hatırlatıcıdır.
Hiç kimse ölmek istemez: Allah´ın insana ruhundan üflemesinin, emaneti yüklemesinin insana bahşettiği ölümsüzlük sırrı gereği böyledir bu.
Ölümsüzlük sırrı ve unutkanlık gafleti arasında salınıp duran bir varlıktır insan...
Bu dünya da aynı şekilde geçici olanla kalıcı olan arasında salınıp duran bir gemi gibidir.
İnsan, denizde, hele de fırtınalı denizlerde oraya buraya salınıp duran bir gemide yaşayamaz sonsuza dek.
Bu dünya hayatı, gelir gider gemi gibi; bir oraya bir buraya salınır durur...
İnsan, dünya hayatının kalıcı olduğunu vehmettiği an, ölümü unuttuğu zaman, ölümsüzlük fikrini kendi elleriyle yok eder, kendini oraya buraya salınıp duran gelip geçici dünyaya mahkûm eder...
ÖLÜMÜ UNUTTUKÇA, ÖLÜR İNSAN...
Ölümü unuttukça, insanî duyarlıklarını kaybeder insan.
Ölümü unuttukça, kalıcı, sonsuz, ölümsüz özelliklerini yitirir insan.
Ölümü unuttukça, insan olma vasıflarını kaybeder, gaflete düşer, insanaltı özellikler insanı köleleştirir.
Ölümü unuttukça, ölür insan...
Ölümü unuttukça, fıtratı metamorfoz geçirir / başkalaşır insanın. İnsan, fıtratını hatırladıkça insanca yaşar; ölümü hatırladıkça fıtratını idrak eder, görür, duyar, yaşar ve kendini aşar.
Fıtratını idrak eden insan kendini, imkânlarını ve zaaflarını görür, kendi kader çizgisini duyarak, hissederek yaşar adeta... Fıtratına ulaşan, fıtratına göre yaşayan insanın eline bu dünyanın yol haritası verilmiş gibidir sanki; işte bu insan, bu dünyayı güzelleştirir; insanlar, kültürler, dünyalar arasında verimli alış-verişlerin zeminini inşa eder; besler, beslenir...
Velhasılıkelam: Ölüm, hatırlamaktır. Ölüm unutmamaktır.
Ölüm zamanın ve kendi´nin farkına varmaktır. Ölüm, zamanı aşmak, çağları aşan sonsuz leziz hakikate ulaşmaktır.
Ölümü unuttukça, yok olur insan. Ölümü unuttukça, kendini, kendi hakikatini, kendinde mündemiç hakikatin uçsuz bucaksız dünyasını(n izlerini) kaybeder, kendisini cehenneme dönen gelip geçici dünyaya mahkûm eder.
SEKÜLER DÜNYA, ÖLÜMÜN VE
ONTOLOJİK ŞİDDETİN ARENASIDIR
Modernliğin ve postmodernliğin felsefî / ontolojik temellerinin kaynağını oluşturan seküler dünya, ölümü inkâr eden, yok etmek, en azından izafileştirmek, unutturmak için her tür yolu deneyen acıklı ve acınası ruhsuz bir dünyadır.
Bu nedenle, sekülerizm, ölümü öldürerek yani unutturarak, insanı bu dünyaya, gelip geçici olan´a, sıradan´a boyun eğdiren, bu dünyada her tür ölüme, zulme, şiddete, barbarlığa mahkûm eden bir paganizm ve barbarizm biçimidir.
Bu gerçeği, modern dünyanın en büyük üç düşünüründen biri, Hegel, görmüş; dahası, bir barbarlık ve ontolojik şiddet biçimi olarak tarif ettiği sekülerizmle ancak İslâm´ın başedebileceğini açıkça -şöyle- dile getirmiştir “Tarih Felsefesi”nin ilk cildinde (s. 199):
“Seküler olan her şey, sonuçta, zâlimliğe ve kaprisli bir şiddete dönüşür. Doğu dünyasının aydınlanması olan Muhemmedan / İslâmî ilke / hakikat, bu barbarlığı ve şiddeti durduran ve dizginleyen ilk ilke´dir.”
Sözün özü: Ölümü unutan, neyi hatırlayabilir ki? Ölümü unutan insan, kendini bile hatırlayamaz. Vesselâm.

Anahtar Kelimeler: Ölümü, unutan, insan, kendini, bile, hatırlayamaz
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
Verdiğini hatırlayan ve kalbinden geçiren kimse seha (cömertlik) ismine layık değildir..

Hz. Muhammed
Atlar bir aya yakın bir süre ayakta kalabilir.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59