Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü
Tarih: 25.2.2019 00:00:01
Yusuf Kaplan

Geçtiğimiz hafta iki kalp krizi geçirdim.
Üç gece, ölümle burun buruna geldim. Deyim yerindeyse, ölümü gördüm ama korkmadım.
Sadece ilk gece, “kalp krizi geçiriyorum, galiba” diyerek acil servise koştuk; ilk kontrollerden sonra, “kalp krizi değil, reflü atak var” teşhisi yapıldı; yazılan ilaçları alıp yeniden eve döndük; sağ kolum ve çevresindeki acı devam ettiğinde bile nefes alıp verebildiğime şükrettim Rabbime.
Ölümden korkmadım hiçbir şekilde.
“Daha neler yaparım ben bu nefesle Allah´ın izniyle!” diyerek zikirle, şükürle geceyi geçirmeye çalıştım...
ÖLÜMÜN SESİ VE NEFES...
Sabah oldu; gündüz sağ kolum üzerinde başka tetkikler için hastaneye gittik yeniden.
Akşam, yine ağrılar artmaya başladı: Bu kez, göğsümü yarıp aşağıya doğru yakarak akan tedirgin edici bir ağrı beliriverdi...
Hastaneye gitmeye gerek duymadık. Zaman zaman azalan acıya katlandık; ama gece nefes alıp vermem zorlaştı.
“Acile gidelim” dedik ama “önceki gece gittik, bir kâr etmedi; doğru teşhis yapacak doktor bulamayız”, diyerek sabahı beklemeye koyulduk...
Fakat nefesim tıkanmak üzereydi...
Her nefes aldıkça şükrediyordum ama çok acı veriyordu...
Yine de kâbus çökmedi üzerime; neşve hâli vardı üzerimde...
Sonra bir şey oldu; bir şey ilham olundu sanki kalbime: Konuşmam, nefes alıp vermemi rahatlatabilirdi...
Eşimle konuşmaya başladık...
Evet, işe yarıyordu... Bir süre konuştuk ama onu da tedirgin etmek istemiyordum.
Sonra, dedim ki, ben içerde, salonda, kendi kendime konuşayım, böylece sabahı buluruz takdirse...
Gittim salona... Diyarbakır´da Fuat Sezgin Sempozyumu´unda yapacağım konuşmayı, kendi kendime yapmaya başladım. Tam bir saat!
Öyle güzel oldu, öyle kendime geldim, nefes almaya başladım ki, anlatamam.
Diyarbakır´a, söz vermiştim ama gidemeyecektim; arkadaşlara bunu çok özür dileyerek iletmiştim; sağolsunlar, “aman hocam, senin sağlığın daha önemli, lütfen üzülmeyin” dediler.
“Keşke kayıt yapıp da bu bir saatlik konferans kaydını gönderseydim Diyarbakır´a”, dedim kendi kendime...
Böyle işte...
Ölümü gördüğüm iki gece yaşadıklarımı sizlerle kısmen de olsa paylaşma ihtiyacı hissettim.
İki temel nedenle: Birincisi, ölüm fikri üzerinde biraz derinlemesine düşünelim diye.
İkincisi de, duanın koruyucu gücünü idrak edelim, değerini kavrayalım, dua dua büyüyen bir iddia inşa edelim, bir davanın izini sürelim, dua´sız bir iddianın kupkuru, ruhsuz; dua´sız bir dava´nın beyhude bir uğraş olduğunu bilelim için...
HAYAT, ÖLÜM´LE KAİMDİR, ÖLÜMLE ANLAM VE DEĞER KAZANIR...
Biz inanmış, teslim olmuş insanlarız, ölümden korkmayız; ölü gibi, hakikatten uzak, ruhsuz bir hayat sürmekten korkarız.
Şunu biliriz: Hayat, ölüm´le kâimdir; ölüm´le anlam ve değer kazanır.
Ölüm fikrinin olmadığı hayat, bayattır, ruhsuzdur; her tür haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin, azmanlaşmanın kaynağıdır.
İnsanın, insanî duyargalarını ve duyarlıklarını yitirmesi, ruhsuz bir canavara dönüşmesi kaçınılmazdır böyle bir durumda.
Büyük düşünürler, bilge insanlar, öncü sanatçılar, kurucu, çığır açıcı düşüncelerini ölüm fikri üzerine bina ederler.
Gazâlî başta olmak üzere, İslâm düşünce geleneği, sanat geleneği, hayat geleneği, özellikle köklü tasavvuf geleneğimiz böyledir.
Scopenhauer´den Heidegger´e kadar Batı düşüncesinin zirve düşünürlerinin düşünce ufukları da ancak ölüm düşüncesinde derinleştikleri ölçüde kanatlanır, çağı aşar, başka çağlara, çağrılara ulaşır...
DÜNYAYI DAR / YURT
EDİNENLER, DÜNYAYI
DAR EDERLER İNSANA...
Ölüm fikrinin yok olduğu bir yerde, dünyanın cehenneme dönüşmesi mukadderdir: Dünyayı dâr (yurt) edinenler, dünyayı dar ederler insana -zira!
Seküler dünya, ölüm fikrini fiilen inkâr eder: Her şey bu dünyadan ibarettir; bu dünyada olup bitecektir.
Bu ne demektir: Modernliğin de, postmodernliğin de pagan köklerini oluşturan sekülerizmin bir ruhu yoktur.
Sekülerizm, dünyanın ruhunu bozar; insanı üreten ve tüketen insanaltı bir varlık olarak din-dışı kutsallıklara (stadyuma, müzikhollere, AVM´lere...) hapseder; zihnen, duygusal olarak, ekonomik olarak tükettikçe özgürleşeceğini telkin eder insana. Oysa insan tükettikçe tükenir, tükettikçe özgürlüğünü yitirir, tükettikçe hız, haz ve ayartının kölesine dönüşür...
Sekülerleşme, dünyayı ve dünyevîliği kutsar... Geçici ve ayartıcı olanı. Sıradan´ı.
Sekülerleşme bir ruhsuzlaşma ve sıradanlaşma biçimidir. İnsanın her bakımdan ruhsuzlaşması, sıradanlaşması, dolayısıyla ehlileştirilmesi ve güdülmesi. Üstelik de kendi rızasıyla güdülmesi insanın.
Şu çok açık: İnsan ruhsuzlaştıkça sıradanlaşır. Sıradan´ın her tür gelip geçici ama ayartıcı olan´ın saldırısına açık hâle gelir.
Özetle, sekülerleşme, bir paganizm biçimidir. İnsanın, tarihte benzeri görülmemiş köleleşme biçimlerinin mahkûmu olmasıdır bu.
DUA, EN BÜYÜK İDDİA VE EN BÜYÜK DAVA
Dua, çağımızda, sekülerleşme biçimlerinin saldırısından en fazla nasibini alan bir ontolojik imkândır.
Dua, büyük bir iddia sahibi olma, katışıksız, saf, arı-duru bir davanın, hakikat davasının izini sürme imkânı.
Dua, en büyük iddia ve en büyük davadır.
Yalnızca Allah´tan talepte bulunmak, yalnızca O´na boyun eğmek, bütün putları elinin tersiyle itmek, öz´ü gürleştirmek ve kişinin özgürlüğünü ilan etmektir.
TEŞEKKÜR
Dualarınızı her daim yanımda hissettim. Bunun için ne kadar teşekkür etsem azdır. Dualarını esirgemeyen bütün kardeşlerime teker teker kalbî teşekkürlerimi iletmek isterim.
Üçüncü gün sabah Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine koştuğumuzda hemen oracıkta ilk müdahaleyi yapan, daha sonra da bir hafta kaldığımız süre zarfında süreci yakından takip eden Başhekim Doç. Dr. Necdet Sağlam Hocam başta olmak üzere, bir orkestra şefi gibi bir anjiyo yapan Profesör Cihangir Uyan Hoca´ya, Dr. Ersin Yıldırım´a ve ekibine, hastanenin ilgili bütün personeli kardeşlerime güzel ilgilerinden ötürü yürekten teşekkür ediyorum.

Anahtar Kelimeler: Ölüm, fikri, duanın, sınırsız, gücü
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
Bir köy muhtarsız olmaz.Bir iğne ustasız olmaz,sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun.Nasıl oluyor ki; nihayet derecede muntazam şu Kâinat Hakim?siz olur ?

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ (R.A)
Kıta isimlerinin hepsi aynı harfle başlar ve aynı harfle biter.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59