Yusuf Kaplan


Ölüler Evi`ni andıran Türkiye`nin, kirlerinden arınışı ve kendine gelişi

Ölüler Evi`ni andıran Türkiye`nin, kirlerinden arınışı ve kendine gelişi


Paralel Çete`nin ruhsuz elemanları, ABD`de, Türkiye`yi Batı`ya şikâyet ediyormuş. Dünkü laikçilerin dilleri ve söylemleriyle hem de!

Şöyle şikâyet ediyorlarmış Türkiye`yi:

1-Türkiye, hızla İslâmileşiyor.

2-İHL`lerde patlama yaşanıyor.

3-Alkol,  yasaklanıyor!

Sadece şu soruyu soruyorum: Siz kime hizmet ediyorsunuz ve bütün bu ürpertici tezviratı ve tezgâhı çevirirken Allah`tan korkmuyor musunuz?

Bu soruyu soruyor ve önceden yazdığım bir yazıyı bir kez daha sizinle paylaşma ihtiyacı duyuyorum.

***

Bu yazı yazılmalı ve tarihe kayıt düşülmeli.

İslâm adına ortaya çıktığını iddia eden bir oluşum, bütün hakikat ilkelerini çiğnedi; köklü, kutlu ve yüce değerleri paçavraya çevirdi; vicdanları yerle bir etti ve Türkiye`nin, iki yüzyıldır nasıl ürpertici bir `ölüler evi`ne dönüştüğünü bütün ürperticiliğiyle gözler önüne serdi...

HAKİKATİN ÖLDÜRÜLMESİ...

İslâm adına ortaya çıktığını iddia eden bir oluşum, iğrenç ve ürpertici kaset şantajlarıyla özdeşleşti...

Ayartıcı ve azmanlaştırıcı bir iktidar savaşı verdi...

`İpler`in henüz tam olarak bu ülkenin çocuklarının elinde olmadığı bir zaman diliminde, Anadolu`nun çilekeş çocuklarının önüne takoz gibi dikildi...

Anadolu`nun masum çocuğunun, önünü açan, tarihe girmesinin yapı taşlarını döşeyen öz-iradesini hiçe saymayı, silindir gibi ezip geçmeyi marifet belledi...

İslâm dünyasında umut olarak görülen, mazlum ve masum halkların önünü açmaya ant içen liderlerine darbe üstüne darbe indirmekte hiç bir sakınca görmedi...

Türkiye`yi küresel şer güçlerin kölesi hâline getirmeyi hedefleyen kendi çarpık egemenliğinin yapı taşlarını döşemek için yalana ve iftiraya, tehdide ve şantaja başvurmaktan çekinmedi...

Küresel şer güçlerle ve onların yerli şubeleriyle kirli, mide bulandırıcı ittifaklara girdi ve kendi ülkesini yangın yerine çevirdi...

Bütün ilkeleri, bütün değerleri hiçe sayarak, önünde takoz olarak gördüğü masum insanları, oluşumları, kuruluşları tehdit etti, hayatlarını bitirdi...

Bağlılarını, klonlanmış, ruhsuz twitter savaşçılarına, canlı cenazelere dönüştürdü ve `öldürdü`: Twitter savaşçıları, yalan, iftira, saldırı yüklü ve mermiden daha güçlü öldürücü twitter mesajlarını sanki Haçlılarla savaşıyormuş gibi kardeşlerini vurmak için kullanmaktan çekinmedi...

İslâm adına ortaya çıktığını iddia eden bir oluşum, Türkiye`de ilk defa, `hakikat, benim; ben`den başkası, cehennem` dedi. Ve hakikati, paçavraya çevirdiğini göremeyecek kadar körleşti...

`ÖLÜLER EVİ`NDE SON PERDE!

Ve nihayet, İslâm adına ortaya çıktığını iddia eden bir oluşum, ilk defa, küresel şer güçlerin güdümündeki ölümcül bir şebeke`ye dönüştü: Bütün değerleri değersizleştirerek, bütün ilkeleri yerle bir ederek, bütün kutsalları çiğneyerek hakikati öldüren bir `ölüm` şebekesine...

Unutmayalım ki, hayatın kaynağı hakikattir ve hakikatin öldürüldüğü bir yer, `ölüler evi`ne dönüşmüş, orada hayat da insan da çoktan bitmiş demektir...

Zira bir yerde, hakikatin bütün insanlığın susuzluğunu giderecek evrensel ilkeleri, ilkelliklere kurban ediliyorsa, bilin ki, orası çoktan `ölüler evi`ne dönüşmüş demektir...

Zira bir yerde, hakikatin zaman-mekân ötesi değerleri, kendilerinden, kendi çıkarlarından başka değer tanımayan adamların elinde yerle bir ediliyorsa, bilin ki, orası çoktan `ölüler evi`ne dönüşmüş demektir...

Zira bir yerde, ilâhî kutsallar, kendilerine kutsiyet atfed/il/en kişilerin bu dünyada sahte cennet vaadeden ihtirasları, hırsları ve dünyevî iktidarları uğruna ruhsuzca, acımasızca ve insafsızca çiğneniyorsa, bilin ki, orası çoktan  `ölüler evi`ne dönüşmüş demektir...

Şu yakıcı gerçek bütün çıplaklığıyla günışığına çıktı artık: Türkiye, `ölüler evi`ne bugün dönüşmedi. İki yüzyıldır `ölüler evi`ni andırıyor/du zaten: Türkiye, iki yüzyıldır, hakikatin kuyusunu kazıyor, hakikati öldürmekle, tarihe gömmekle uğraşıyor, dekadansla (tefessühle, çözülmeyle, çürümeyle) dans ediyor, kaygan zeminlerde patinaj yapıyordu...

Türkiye, bugün, işte bu dekadans`ın çığırından çıkmış son örneklerini, bütün ürperticiliğiyle görüyor ve yaşıyor iliklerine kadar...

TÜRKİYE`NİN KENDİSİYLE YÜZLEŞME VE KİRLERİNDEN ARINMA SÜRECİ...

Böylelikle, ilk defa, kendisiyle yüzleşiyor Türkiye: Hakikati neden ve nasıl yitirdiğiyle, neden ve nasıl yozlaştığıyla, neden ve nasıl diz boyu yolsuzluğa bulaştığıyla, neden ve nasıl kirlendiğiyle ve nihayet hakikati nasıl paçavraya çevirdiği yakıcı ve yıkıcı gerçeğiyle...

Bugün yaşadıklarımız, iki yüzyıldır hakikati yok etmek için işlediğimiz cinayetlerin bizi nerelere getirebileceğinin ürpertici göstergeleri...

Hakikate, hakikatin hakikatli çocukları olarak teslim olmaktan başka çıkar yolun olmadığının, sahici, tertemiz, arınmış / ümmîleşmiş bir hakikat yolcuğunun önündeki engellerin neler olduğunun zihin açıcı, kalp gözlerimizi açıcı işaretleri...

Fikir, oluş ve varoluş çilesi olmadan, hakikati hakedemeyeceğimizin silkeleyici hakikatleri...

Diriliş sancısının, doğum sancısının, yeniden büyük medeniyet yolculuğuna nasıl soyunabileceğimizin ipuçları...

Allah`ın (cc) adeta `nasıl kirlendiğinizi görün, toparlanın ve kendinize gelin` diyerek, engin rahmetini gösteren `âyetleri`...

Dün, bin yıl boyunca, hakikat bayrağının yere düşmemesi için verdiğimiz destansı mücahedenin çocukları olarak, Rabbimizin, bizim üzerimize merhamet kanatlarını nasıl gerdiğinin, bizi, yeniden hakikatin hakikatli çocukları olarak hazırladığının diriltici işaretleri...

`Gören gözler, işiten kulaklar, katılaşmamış kalpler` için, elbette ki...



YAZARLAR