Yusuf Ziya Cömert


Ölçülemeyenler

Ölçülemeyenler


Trolsünüz. Düşünüp düşünüp kendi siyasetinizin veya haminizin işine gelecek vecizeler, mugalatalar imal edersiniz.

Yalan söylersiniz, çarpıtırsınız, bu sizin vicdanınıza dokunmaz çünkü velinimetinizi memnun edeceksiniz.

Muhtemelen ‘helalinden kazanmak’ sizin hayatınızda böyle anlam kazanıyor, vazifenizi yapıyorsunuz.

Siyasetçisiniz, köşe yazarısınız, yorumcusunuz, sivil toplumcusunuz, memursunuz, amirsiniz…

Bulunduğunuz tarafa uygun tezler geliştirirsiniz.

Hatta lüzumu halinde inanmadığınız tezi savunursunuz.

Yanlışa ‘doğru’ doğruya bile bile ‘yanlış’ dersiniz.

Çoğu zaman iki tarafın tezlerinin kalitesi birbirine müsavidir.

Belki birinizin sesi ötekinize göre daha az veya daha çok duyulur, size hoparlörlük yapan mecraların niceliğine ve yaygınlığına göre.

Kanaat önderisiniz. Söyledikleriniz muhitiniz tarafından dikkate alınıyor. Yeni bir hadise zuhur ettiğinde size soruyorlar, siz de aklınız erdiği ölçüde bir izahta bulunuyorsunuz.

Partizansınız. Bir dağın başındasınız. Mühim bir menfaatiniz yok siyasetten. Ama gönlünüz bir tarafa meylediyor.

Gönlünüze göre konuşursunuz.

Bunların toplamı hatta biraz daha fazlası kamuoyu dediğimiz şeyi oluşturur.

Fikrini beyan edenler ve o fikirleri idrak edenler, etmeyenler.

İzleyen ve izlenen insanlar.

İyiye mi kötüye mi gidiyoruz?

Batacak mıyız çıkacak mıyız?

Hangi siyaset önde, hangisi kazanacak, hangisi kaybedecek?

Memlekette neler olup bittiğini bu oyuncuların ürettiği hasılaya bakarak anlarız.

Ölçülebilir olan, gözlemlenebilen alan burası.

Bu alana bakınca, kendine biraz fazla yontmaya çalışanların darasını düşersek bir denge görüyorsunuz.

Denge bu unsurların yekunundan oluşuyor.

‘Yolsuzluk var’ diyenler ve ‘yolsuzluk her zaman vardı’ diyenler.

‘Adaletsizlik var’ diyenler ve ‘adaletsizlik her zaman vardı’ diyenler.

‘Bazıları arpalıklardan müteaddit maaşlar alıyor’ diyenler ve ‘alıyor ama iyi adam, ayrıca çalışıyor’ diyenler.

‘Pahalılık var’ diyenler ve ‘Amerika’da da pahalılık var’ diyenler.

‘Kuyruk var’ diyenler ve ‘İngiltere’de de kuyruk var’ diyenler.

‘Ekonomi kötüye gidiyor’ diyenler ve ‘ekonominin kötüye gidiyor gibi görünmesinin sebebi dış güçler’ diyenler.

‘Paramız pul oldu dolar aldı başını gitti’ diyenler ‘ama şimdi ihracata ve üretime dayalı ekonomik modele geçtik’ diyenler.

‘Elektriğe, doğalgaza çok fahiş zam yapıldı’ diyenler ‘ama faturalarımızın yarısını devletimiz ödüyor’ diyenler.

‘Başörtülü polis başörtülü kadınları copladı, bu çok çirkin’ diyenler ‘ama onlar da izinsiz gösteri yaptı, üzerinde fazla durmamak lazım’ diyenler.

‘İHA’lar, SİHA’lar yaptık’ diyenler ‘ama hepsi montaj’ diyenler.

‘Çanakkale’ye köprü yaptık’ diyenler ‘Ama köprünün astarı yüzünden pahalıya geldi’ diyenler.

Kötü bir şeye kafası bozulsa da iyilik olarak gördüğü başka bir şeyle teselli bulanlar.

Bunların hepsi hesaba dahil, yekûn bunlardan oluşuyor.

Ben kabaca sıraladım, her biri terazide az veya çok bir ağırlık yapıyor.

Sonuç olarak, ‘kamuoyu’nun izlenmeye müsait olan kısmı bir denge durumu arz ediyor.

Birbirine yakın. Bazen bir taraf az ileride, öteki taraf az geride.

Demek ki seçim at başı gidecek.

İki taraftan biri ortalığı silip süpürmeyecek.

Şu halde, küçük küçük oy hesapları, küçük küçük ikramlar, promosyonlar, jestler iş görmeye devam edecek.

Sürpriz olmaz mı? Denge bozulmaz mı?

Gözlenmeye müsait olmayan, fikir beyan etse de kendi kendine eden, bağırıp çağırmaya mecali veya sesini duyuracak mecraı olmayan, ulaşamadığımız, dünyamızı ayırdığımız bu yüzden asla halinden anlayamayacağımız, canı yanmış, kafası bozuk, yaralı, kendisini aldatılmış hisseden insanların sayısı yeterliyse denge bozulur.

Sayıları yeterli mi bu insanların?

Ölçülemedikleri için kimse bilmiyor.

Karar Gazetesi 23 mart 2022 tarihli yazısının iktibasıdır.