Nurettin Topçu, Tarık Buğra ve Türkçe
Tarih: 9.9.2018 15:56:01 / 89okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

Nurettin Topçu´nun Küçük Ağa hakkında bir eleştirisinin bulunduğunu bilmiyordum. 1964 yılında Tohum dergisinde çıkmış olan bu eleştiri hakkında Asım Öz kapsamlı bir değerlendirme yazmış. Birikim dergisinde yayımlanan bu yazıdan İsmail Kara vasıtasıyla haberdar oldum.
İstiklâl Harbi´nin üzerinden onca zaman geçmesine rağmen edebiyatımızda hakkıyla anlatılamamış olmasından büyük üzüntü duyan ve çok beğendiği Küçük Ağa´yı bir ilk adım olarak gören Topçu´nun bir Anadolucu olarak özellikle Çolak Salih ve Ali Emmi karakterleriyle Anadolu´yu yansıtan gerçekçi tabiat tasvirlerine hayran olduğu anlaşılıyor. Ancak padişahçı İstanbullu Hoca´nın Kuva-yı Milliyeci Küçük Ağa´ya dönüşme sürecini yetersiz bulmuş. Dahası, Tarık Buğra´nın Küçük Ağa´da kullandığı dille ilgili ufak tefek itirazları da var.
***
Doğumunun yüzüncü yılı dolayısıyla Ekim ve Kasım aylarında, Ankara ve İstanbul´da konferans, panel ve sempozyumlarla anılacak olan Tarık Buğra, hiç şüphesiz Türkçeyi ustaca ve çok özel bir hassasiyetle kullanan yazarlardan biriydi. Dilde tasfiyeciliğin, kitap yakmanın başka bir çeşidi olduğunu, çünkü Yahya Kemal, Ahmet Hâşim, Reşat Nuri, Sait Faik gibi daha dünkü yazar ve şairleri bile okunamaz hale getirdiğini düşünürdü. Ancak, dilde, özellikle kitle haberleşme vasıtalarının araya girmesiyle hızlanan değişmenin büsbütün dışında kalmamak için, onun da okuyucusunu rahatsız etmeyecek şekilde, yeni kelimelerden ortak kabul görenleri sözlüğüne yavaş yavaş dâhil ettiği görülmektedir. Fakat yeni kelimeler onda, eski kelimeleri kapı dışarı etmez, aksine dilini ve üslûbunu zenginleştirme görevini üstlenirlerdi.
Tarık Buğra´nın tasfiyecilerle, yani dil mühendisleriyle kavgası, Talat Tekin´le 1950 yılında çıkardıkları tek sayılık Zeytindalı´nda başlamıştır. Bu sevimli dergide yayımlanan imzasız yazılardan “Dil İçin” ve “Tilcikler Tilcikler Tilcikler” başlıklarını taşıyanlarda öztürkçenin filozofluğunu yapan Ataç´la “Ah bir kelime yerine tilcik dedirtebilseniz... Değil mi Nurullah Bey?” diye hafifçe alay edildikten sonra, “Hem siz, Nurullah Bey, Cemal Yeşil adlı birini, niçin Ulus´da tilciklerle, Cumhuriyet´te ise kelimelerle övdünüz?” diye sorulur.
***
Zeytindalı´ndaki imzasız yazıların Tarık Buğra tarafından yazıldığı üslûbundan anlaşılıyor. Ömrünün sonuna kadar Türkçeyi kendine mesele edinen Tarık Buğra, mücadelesine, Hisar dergisinde devam etmiş, Mehmet Nâzım ve Süleyman Yücel müstear adlarını kullandığı polemik yazılarıyla öztürkçe taraftarlarını fena halde öfkelendirmişti. Özellikle “Öztürkçe Masalı” ve “TDK´nın Otopsisi” başlıklı yazıları çok önemlidir.
Bu yazıların ilkinde, “Biz de biliyoruz” der Tarık Buğra, “Şehir yerine kent dersek kıyamet kopmaz; hatta bir köy evinden bir sıva parçası dahi dökülmez. Ama şehir kelimesini bir kere gömdük mü, Tanpınar´ın bir büyük eseri, yani Türk kültürünün o eşsiz Beş Şehir´i Varto yıkıntılarının altında kaybolup gitmişe benzer. Siz şimdi ‘Hayal Şehir´den tutun da Şehir Kâhyası´ndan Eskişehir´e kadar neler yitireceğimizi düşünün.”
Ardından çarpıcı esprisini patlatır: “Soruyorlar: Arapça hakikat´ın yerine Türkçe gerçek kullanılsa ne kaybederiz? Ah kurnaz bebek; ne mi kaybederiz? Hakikat´ı hakikat´ı!” Ardından gelen cümleler daha dikkat çekicidir:
“Naziler kitap yakmışlardı. Komünistler aynı barbarlığı hâlâ yapıyorlar; üstelik daha yaygın, daha sistemli bir şekilde. Ama, inan olsun, öztürkçeci denilen ırkçılık sahtekârları onlara taş çıkartıyor; çünkü bunlar bütün Türk kütüphanelerini gömmek niyetindeler: Bir kelimeyi, ölümünü beklemeden fırına atmakla ne mi çıkar? O kelime ile kurulmuş on binlerce Türk mısraından duygu ve düşüncesinden gelecek nesilleri mahrum bırakmak kastı çıkar.”
***
Tarık Buğra´nın Hisar´ın Nisan 1967 tarihli sayısında çıkan “TDK´nın Otopsisi” başlıklı yazısı da cevap verilmesi hiç de kolay olmayan tespitlerle doludur. Öztürkçeciler, bu iddiaları ve ağır ithamları Türk Dili dergisinde kem küm ederek geçiştirmeye çalışırlar. Ancak bir süre sonra, kurumcu bir yazar, Tarık Buğra´nın Tercüman´daki yazılarını, Hisar´da yazan Mehmet Nâzım´dan aşırdığını büyük bir keşif heyecanıyla ilân ve iki yazı arasındaki benzerlikleri cümle cümle göstererek iddiasını isbat (!) eder.
Mehmet Çınarlı, “iki imzanın aynı şahsa ait olması ihtimalini hiç düşünmeyip çok değerli eserler vermiş, edebiyat tarihine mal olmuş koskoca Tarık Buğra´nın, Mehmet Nâzım gibi hiç duyulmamış bir imzadan cümle aşırabileceğini kabul eden bu parlak (!) zekâya oyuncak kediler bile, bir kere daha, kahkahayla gülmüşlerdi” diyor.
Hakikaten, Türk Dili´nde yazan, yani dil meseleleriyle uğraşan bir yazarın, Tarık Buğra ve Mehmet Nâzım imzalarıyla yayımlanan yazılardaki dil ve üslûp birliğini fark edememiş olması şaşırtıcıdır.
***
Tanpınar´ın ifadesiyle, yazarlık hayatının hemen başında “üslûp endişesi ile nesil arkadaşlarından ayrılan”, daha da önemlisi, öztürkçecilik cinnetinden büyük bir uzak görüşlülükle uzak durmayı başaran Tarık Buğra´nın hikâye ve romanlarında dil ve üslûp kaygısı hemen hissedilir. Kelimeleri seçişindeki ve sentaksındaki hususilik dikkat çekicidir. Uzunluk veya kısalık kompleksiyle zorlanmamış hareketli ve kavrayıcı cümlesi, Türkçenin bütün inceliklerini, zenginliklerini ihata etme gayretinin çarpıcı sonuçlarından biridir.
TRT Televizyonu´nda yapılan bir açık oturumun sonlarında, TDK´nın önde gelen isimlerinden Ömer Asım Aksoy, “Sayın Buğra,” der, “Türkçeyi sizin gibi güzel konuşan ve yazan biri nasıl olur da bize karşı çıkar?” Aldığı cevap susturucudur: “Bu söylediğiniz rasgele bir iltifat, bir nezaket cümlesi değilse, işte ondan!”
Büyük yazarı doğumunun 100. yılında bir kere daha rahmet ve minnetle anıyorum.

Anahtar Kelimeler: Nurettin, Topçu, Tarık, Buğra, Türkçe
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
‘Muhteşem ve feyizli bir başlangıç´ (26 Ağustos 2018 - Pazar)
Rahip Brunson, Reverend Frew ve Halûk (14 Ağustos 2018 - Salı)
Mütebahhir bir dost: Metin Kayahan Özgül (07 Ağustos 2018 - Salı)
Şerefiye Sarnıcı ve sanat (29 Temmuz 2018 - Pazar)
Futbol, milliyetçilik ve ırkçılık (23 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Eğer ilerlemek isterseni her yere atılma. Merhem ve mum gibi ol. Diken gibi olma?

Hacı Bektaşı Veli