Berat Demirci


NİSYAN

NİSYAN


 

Nisyanım yok kuzgun nedir bilirim,

Laciverttir bu bakış lacinin en koyusu;

Sarıldım sarmalandım naralarla zaferlerle,

Hükm-i şahsiyetim oldu derin sır yüce korku.

Evde elma vardı da ben mi yedim söyleyin,

Bilsem ki neden mücrimim doğuştan?

Boğazıma bağdaş kurar kesmediğim lokmalar,

Girmediğim pazarlara baç öderim. 

 

Dar kesim bıçkınlar her sabah

Nereden girileceğini öğrendiler iki dünyaya;

Bıngıldadılar pay edilmiş cümlelerle,

Püskürtme boyayla sıvadılar renklerini,

Azap durdukları kapılara jelatinli manilere…

Bunlar senin benliklerindir arkalı önlü,

Senden öğrendiler ne alacaklarını büyüyünce;

Gelmiyorsa sevdiklerinden bir celb-i menafi,

Safa tutunurlar sürtünmez omuz başları.

Mülk edinemediği güzeli ölümsüzlüğüne seven,

Mailenizde acep âşık kaldı mı?

 

Bristol gülücük yakışmayan üst dudağına

Nizami sayılmaz kadim sabıkalıdır;

Solgun mintanlı geçmişte kaldı kalan,

Her gününüze ayrı bir bayramlığım olmalıdır…

Gülmeliyiz gül emriyle;

Bariyerleri selamlamayız eski dosttur diyerek,

Biricik kaderimizsin yaşamalıyız seni doyasıya…

Nasiyesi bozuksa mazbatalının,

Siyâkattir diyeceğiz ve vardır bir hikmeti

Kripto işmarın yüz taşımayan refleksin.

Masum tarafıydı yarı belinden gömülen

Şehri son gördüğümde;

Kimliğini sorana üstte kalan söylesin.

 

Hangi haceti istedinse verdim,

Üstüme kalmasın dedim komşuluk hakkı;

Keser tutkal matkap hattâ işlemeli çekülümü

Ki kıymazdım gözümden gözüme,

Bana göçeceğim yeri çünkü o gösterirdi.

Horlanmasın dedim kimse serpuşundan dolayı,

Yargılanmasın sakin servi meskûn söğüt…

Gök maviyle başladı derin karanlık,

Dolaşıyor odaları konfeksiyon hayalet gibi;

Kırmış artık kuzgunlar kursaklarındaki ipi,

Kuzgunlar çok kalabalık.

 

Varsa sürtünerek geçsin bana gövdemden hayır,

Verdiğim sözle kendini satan belâ alır.

Muhit Dergisi, Aralık, 2020