Prof. Mustafa Çağrıcı


Mustafa Çağrıcı

Mustafa Çağrıcı


“Tabii ki eleştirelim ama…

 

Geçen haftaki yazımda geçmişteki Afganistan işgalleri hakkında zühul eseri bir yanlış bilgi vermişim. Yorumlarında bu yanlışımı hatırlatanlara teşekkür ettim. Diğer okurlardan da özür diliyorum. Saygı duyduğum bir büyüğümün kendisi için kullandığı bir tabirle, “Belli bir yaşa gelince insanın kafasının sıvası dökülmeye başlıyor.” Artık değerli okuyucularım da o kadarını hoş karşılarlar herhalde...

Evet, Afganistan’ı Aralık 1979’dan itibaren Sovyetler, Ekim 2001’den itibaren de ABD işgal etmişlerdi. Fakat o yazımın asıl amacı, Tâliban’ı da yetiştiren medrese zihniyetinin ürettiği kaçınılmaz sorunlara dikkat çekmekti. Yazıda ABD ve diğer Batılı güçleri masum gösteren hiçbir ifadem olmadığı, olamayacağı halde bazı okurlar yorumlarında Batı’nın işgal ve cinayetlerini görmezden geldiğim yolunda eleştiriler yapmışlar. Oysa –yazılarımı takip edenler bilirler- Batı’yı eleştiren onlarca yazı da yazdım. İlklerinden üç kısa alıntı sunmakla yetineyim:

- 20.07.2016 – Karar, “Darbeci Batı Medyasının Zihin Dünyası”: “Bosna’da Müslüman katliamını öylece seyreden Hollandalı B.M. “barış (!) gücü” askerlerinin, Ebû Gureyb’de eğlence olsun diye Iraklılara işkence eden hayâsız Amerikan subaylarının… ve daha nicelerinin duygu dünyasında hep “Doğuluya yapılıyorsa çok da önemli değil” şeklinde özetleyeceğimiz bu kültürün izleri var.”

- 10.08.2016 – Karar, “FETÖ’nün Münafık-Takiyyeci Ahlâkı”: “Bu ahlâk Müslüman ahlâkı değildi. Bu ahlâk, ABD’de bunları besleyen Evangelist Neoconlar’ın Ebû Gureyb hapishanesinde, Guatonomo toplama kampında, işkence uçaklarında… sergiledikleri vahşet ahlâkının adeta kopyasıydı.”

- 07.12.2016 – Karar, “Siz busunuz!..: “Siz Batılılar! Asırlardır Ortadoğu, Afrika ve Asya insanlarının, bir gözünüz vatanlarında, bir ayağınız enselerinde, bir eliniz ceplerinde oldu hep… “Dönüşü olmayan kapı”larınız* hiç kapanmadı.

***

Bunlar bütün dünyanın bildiği gerçekler... Ama yine de Müslüman toplumlar olarak asıl sorunumuz, başkalarının bize karşı zalimane projeler hazırlayıp uygulamaları değil, bizim bu projelerin üstümüzde uygulanmasına, yani kullanılmaya neden bu kadar yatkın olduğumuzdur. Bazı okuyucularımın yine bana kızacaklarını bile bile düşündüğümü yazmak zorundayım: DÂİŞ (IŞİD), Tâliban ve daha onlarca benzerleri açıklıkla gösteriyor ki, bu olup bitenlerin asıl sebebi –hâşâ, dinimiz değil- bizi yaşadığımız çağın dışına atan türlü türlü din anlayışlarımız, yorumlarımızdır.

Cumhurbaşkanımız, Kabil’de 26 Ağustosta meydana gelen saldırılar için “Ortada terör örgütlerinin çatışması var” dedi. DÂİŞ’le Taliban neden çatışıyorlar? Çünkü ikisi arasında ideolojik farklar var. Benim alanımı ilgilendiren en önemli fark, iki örgüt arasındaki din yorumundadır. DÂİŞ Tâliban’ı kâfir ilan etmiş. Asıl sebep şu: DÂİŞ’in dinî düşüncesi Arap-Selefî çizgide olup, bu akıma göre “gerçek İslam”, (geçmişi kutsayan) Selefî anlayıştaki İslam’dır. Tâliban’ın –söylemdeki- “Hanefîlik İslam’ı” dâhil, diğerlerinin tümü ve tabii ki Afganistan “İslam” Emirliği “gerçek İslam”ın dışındadır.

Uzun yıllar o coğrafyada kalan ve dinî fraksiyonlara ait sayısız medresedeki öğretim program ve uygulamalarını incelemiş olan akademisyen dostlarımın gözlemlerine göre, Tâliban’ın oluşma sürecinde Arap-Selefî propagandistler, Suudîler’in ve diğer zengin körfez devletlerinin büyük finans desteğiyle o coğrafyayı adeta istila etmişlerdi. Bunlar, Pakistan ve Afganistan Sünnî toplumlarının Hanefiliğe bağlılıklarını iyi bildikleri için bölgenin Hanefilik duyarlılığına dokunmadan medreselerde öğrencilere Selefî bir anlayış ve buna uygun bir cihad ruhu aşıladılar. Dolayısıyla sonraki yıllarda iş başına gelen Tâliban, “furû”da Hanefî olsalar bile, genel dinî düşünce ve yöntemde Selefîdirler; sergiledikleri tavizsiz sertlik ve şiddet buradan gelmektedir.

Koyu Arap-Selefîlerin eylemci kesimini oluşturan DÂİŞ’in Tâliban’ı kâfir sayması ise, günümüzde “Müslümanım” demeyi bile Müslüman kabul etmede yeterli görmeyip “Selefîyim” demek gerektiğini söyleyen/yazan Suudi Arabistanlı Elbânî gibi Selefî ulemanın/ideologların katı din yorumundan gelir.

- “Dönüşü olmayan kapı”: Senegal Fransız sömürgesiyken şimdiki başkent Dakar’ın 2 km. açığındaki Gorée Adasında 1776’da yapımına başlanan köle binalarının denize geçiş kapısı. Avlanan Afrikalı genç erkekler ve kadınlar, “tumberio” (ölü taşıyıcılar) denilen gemilere bindirilip ABD ve Avrupa’daki köle pazarlarına taşınmak üzere bu kapıdan geçirilirdi.

 



YAZARLAR