Prof. Mustafa Çağrıcı


Müdâhene (Dalkavukluk)

Peygamber efendimiz buyurdular ki:


“Övgüde ölçüyü kaçıranları gördüğünüzde yüzlerine toprak atın!” (Buhârî, Müslim).

“Şayet biri arkadaşını övecekse ve onun iyi biri olduğuna hakikaten inanıyorsa, ‘Kanaatimce o şöyle şöyledir’ desin. Çünkü birinin gerçekte ne olduğunu ancak Allah bilir” (Buhârî, Müslim).

İslam ahlak kültüründe dalkavukluk kavramını karşılayan en uygun terim “müdâhene”dir. Arapça olan bu kelime “yağ” anlamındaki “dühn”den gelir; Türkçe’deki tam tercümesi “yağlama/yağcılık”tır. Klasik sözlüklerde yağın nesneleri yumuşatması gibi bazı söz ve davranışlar da özellikle güçlü ve etkili insanların sertliklerini yumuşattığı, tepkilerini önlediği veya onları memnun edip kolayca ikna edilmelerini sağladığı için bu tür davranışlara mecaz yoluyla müdâhene (yağcılık) dendiği belirtilmektedir. Bu nedenle aynı sözlüklerde müdâhene “yapmacıklık, olduğundan başka türlü görünme, aldatma, kandırma gibi gayrı ahlâkî söz ve davranışlar” şeklinde açıklanır.

Bu tür riyakârca tutumlar için Osmanlı ve günümüz Türkçe’sinde en sık kullanılan kavram “dalkavukluk”tur. İbn Manzûr, Asım Efendi gibi sözlükçülerin, Ahmed Rifat gibi ahlak yazarlarının verdikleri bilgiye göre müdâhene, dalkavuk tabiatlı insanların itibarlı birine yaranmak ve türlü menfaatler elde etmek gibi ahlâkî olmayan amaçlarla ona karşı –aslında gerçek niyet ve fikirleriyle çelişen- münafıkça hareketler sergilemelerini ifade eden bir terim haline gelmiştir. Erken dönem ahlak yazarlarından İbn Ebi’d-Dünyâ (ö.m. 894) da “Zemmü’d-dünyâ” adlı eserinde müdâheneyi, “bir kimsenin başkalarıyla ilişkilerinde, dıştan güzel görünen davranışlar sergilerken -karşı tarafın hoşuna gitmek için- bu davranışlara Allah’ın razı olmayacağı söz ve hareketler katması” şeklinde tanımlar. Bu büyük âlim, bu şekilde dalkavukluk yapanları “bu ümmetin münafıkları” diye niteler.

İlgili kaynaklarda müdâhene ile müdârâ kavramları arasındaki farka da dikkat çekilir. Müdârâ “birinin şerrinden korunmak için ona karşı –dinen haram sayılan aşırılıklara sapmadan- güler yüzlü, tatlı dilli, hoşgörülü davranma” anlamına gelir. Dinî kaynaklarda müdârânın meşru, müdâhenenin haram olduğu belirtilir. Hadis, fıkıh ve ahlak âlimi İbn Hıbbân’in (ö.m. 969) Ravzatü’l-‘ukalâ’ isimli önemli ahlak kitabının konumuzla ilgili bölümü “İnsanlara Müdârâ Etme ve Müdâheneden Sakınma” başlığını taşır. İbn Hıbbân burada akıllı bir insanın, birlikte yaşamak zorunda olduğu kişileri idare etmesi (müdârâ), ancak dalkavukluk da (müdâhene) yapmaması gerektiği üzerinde durur.

Gazâlî ise müdâhene ile müdârânın farkını daha ziyade sergilenen davranışın arkasındaki niyette arar. Buna göre şayet güçlü ve etkili birinin inanç ve değerlerimize zarar vermesini önlemek, onun yanlışlarını düzeltmesine yardımcı olmak gibi temiz niyetlerle ona karşı yumuşak, hoşgörülü ve idareli davranırsak bu müdârâdır ve meşrudur; bu yönde bir hadis de vardır. Fakat çıkar sağlamak, mevki elde etmek gibi bencil niyetlerle aynı davranışları sergilersek bu da müdâhenedir ve haramdır. Bu sebeple Gazâlî dalkavukluğu, başka kötülüklerin de kaynağı olan erdemsizlikler arasında göstermiştir.

Dinî ve ahlâkî kaynaklarımızdaki bu net bilgilere rağmen, dalkavukluğun bizim kültürümüzde epeyce eskilere giden bir geçmişinin olduğu bilinir. Hatta Osmanlı’da dalkavukluk I. Mahmut döneminde resmen bir meslek olarak kabul edilmiş. II. Meşrutiyet döneminde “Dalkavuk” adıyla haftalık bir mizah dergisi bile çıkmış.

Sözün özü –“yağcılık, yalakalık” gibi argoca tabirlerle de ifade edilen- dalkavukluk, çıkar hesaplarını onurlarının ve yüksek değerlerinin üstünde tutan karakterlerin, amaçlarına ulaşmak için kullandıkları dine de ahlaka da ters bir yöntemdir. Güçlü ve itibarlı kimseler de bu tür sahte iltifatlardan haz duydukları ve/veya pozisyonlarını daha da güçlendirmek istedikleri için dalkavukları himaye ederler.

Dalkavukluğun yaygın bir çıkar aracı haline gelmesinin usulsüzlük, yolsuzluk, kayırmacılık gibi baş edilemez hukuki-toplumsal sorunlara yol açtığını bizim toplumumuz Osmanlı tecrübesiyle yaşamıştır. Dalkavukluğun ürettiği sorunlarla baş etmenin en güvenilir yolu ise demokrasidir.