MONTEIGNE´nin Denemeleri Üzerine
Tarih: 24.6.2016 11:07:31 / 734okunma / 0yorum
Muzaffer Gücer

 

15. yy´ın ikinci yarısında yaşayan Fransız yazar Montaıgne bakın ne demiş?

Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş, haksızlıklara yol açan  ne vardır?

Birçok insan, hakikaten kanunlardan zarar görmüştür. Amma bilmem ki benim rekorumu kıran var mıdır?

1952 yılında Sivas Erkek Sanat Enstitüsü Ağaç İşleri bölümünden, Haziran döneminde mezun oldum. Hemen ilk işim, İş ve İşçi Bulma Kurumuna kayıt olmaktı. Bekliyorum ki iş var, gel başla desinler. Her ay gidip, kayıt yeniliyor, aylak aylak dolaşıyorum. Yaz geçti, okullar açıldı. Bir gün çarşıda, atölye şefimiz, rahmetli Necati Keser´ e rastladım. ´´ Ne yapıyorsun? İş buldun mu?´´ dedi. “Yok efendim. İş nerde? Bir marangoz atölyesinde, haftalık 12 TL ´ye sabah 8, akşam 8 çalıştım. Üç  hafta sonra, biriken paramı isteyince kovuldum.” dedim. Necati Keser´de yarın okula gel,  sana iş verelim dedi. 

Sevincimden, sarıldım, ellerini öptüm. Sanki Sivas´ı bana bağışladı. Öylesine sevindim. Çünkü, 80 yaşındaki dedemin ekmeğini yiyordum. Geceyi, nasıl geçirdim bilmiyorum. Sabahleyin, koşa koşa okula gittim. Beraberce kız enstitüsüne gittik. Müdüre hanıma, “sizin tamiratları, yeni mezun olan bu öğrencimiz yapacak” dedi. Okulu birlikte gezdik. Yapılacak işleri gösterdiler. Ertesi gün, gerekli malzemeleri, 2-3 seferde taşıdım. Daha sonra, bodrum katında, ufacık bir tezgah kurdum ve işe başladım. Bir ayda, işleri bitirdim. Müdüre hanımla gezdik, tamam dedi ve okula telefon açtı.  Ertesi gün, şefe uğradım. O da muhasebeye git, paranı al dedi. Teşekkür edip ayrıldım. Muhasebeci, vergi karnemi sordu. Yok dedim. Dışarıda beklememi , biraz sonra paramı ödeyeceğini söyledi. Çağırınca, içeri girdim, parayı saydı. Şefin dediği miktardan 30 TL az olduğunu söyledim. “Ne yapalım? karnen olsaydı, kesmezdim” demesin mi? Kaçak işçi durumuna düşmüşüm. İyi mi? Daha sonra 10 TL ´ye bir karne çıkarttım. Kış nasıl geçti? bilmiyorum. İşim yok param yok, dışarı çıkamıyorum. Bir gün, bir inşaata ameleliğe gittim. 10 TL aldım amma, hamlamaktan dolayı 3 gün yattım. Yazın, Temmuz Ağustos aylarında okulun şipariş atölyesinde çalıştım. 300 TL. para kazandım. Karnem olduğu için vergi kesilmedi. Ekim ayında kuruma uğradım. Gözün aydın CER ATÖLYESİ marangoz arıyor dediler. Aldığım kağıtla, ertesi gün atölyeye gittim. Yarın gel, imtihan olacaksın dediler. Ertesi gün, imtihana girdim. Verilen işi yaptım. İmtihanı kazandım. Gösterilen evrakları okumadan imzaladım. Çünkü işsizlik canıma tak etmişti. 5-6 arkadaş işe başladık. Herkesle birlikte bize öğlen yemeği vermediler. Posta başına sorunca siz muvakkat  ( geçici) İşçisiniz onun için yemek yok dedi. Bir yıl, sefertası ile yemek taşıdık. Sendika var, işçi temsilcileri var, amma hepsi de boş. Biz onlara derdimizi anlatıyoruz. Onlar da işverene soruyor, cevap hayır. Yemek yok. İkramiye yok.

Okulun son sınıfında, haftada 2 ders, hukuk bilgisi dersi vardı. Bu derse, Allah Rahmet  Eylesin! Askeri Hakim Kamber  RİŞVANOĞLU geliyordu. Son derste ,”Gençler! artık ayrılıyoruz. Hayatta bir derdiniz, bir sıkıntınız olursa , şayet adresimi bilirseniz bir mektupla bana bildirin. Elimden gelen yardımı yaparım” demişti. Bir arkadaşımız, ben geçen gün Kamber beyi çarşıda gördüm. Ordudan ayrılmış, Sivas´ta avukatlık yapıyormuş dedi. Bir kutu pasta yaptırıp ziyaretine gittik. Hayırlı, uğurlu olsun dedik. Memnun oldu. Çaylar geldi. Pastayı hep beraber yedik. Ne yapıyorsunuz? İş buldunuz mu ? dedi. Durumu anlattık. Bir dilekçe örneği yazdı. Bunu birer ,birer yazıp, Bölge Çalışma Müdürlüğüne verin. 15 gün içinde bir cevap gelmez ise, aynı dilekçeyi Çalışma Bakanlığına gönderin dedi. Dediğini aynen uyguladık. 10 gün sonra postabaşı bizleri çağırıp, muhasebeye gönderdi. Eyvah! dedik .Keşke, ortalığı karıştırmasaydık. Şimdi kış günü yine işsiz kalacağız. Korka, korka muhasebeye gittik. Bordroları imzaladık. Zarfları aldık. Daha parayı saymadan  “bu ne parası?” deyince, geçmiş ikramiyeleriniz dediler. Sanki dünyalar bizim oldu. Ertesi gün, yemekte çıktı. Bu sefer Kamber beye çikolata götürüp teşekkür ettik. Memnun oldu.

İki sene çalışıp, para biriktirdim ve tekniker okuluna girdim. Her yıl, 36 iş günü, staj ( tatbikat çalışması ) var. Talebe  Cemiyeti, ilgili yerlere müracaat etti. Bana, D.S.İ Iğdır şubesi düştü. Staj bitti. Amma, benim paraya, onlarında elemana ihtiyacı var. Okul açılana dek çalıştım. Okula gelince, arkadaşlarla nerede çalıştın? Ne yaptın diye konuşurken, bazıları stajerlerin ücretinden, pul parası dışında bir kesinti yapılmadığını, ücretlerini tam aldıklarını söylediler. Dilekçe ile kanun numarasını belirterek müracaat ettim. Verilen cevapta ise tayinleri, genel müdürlükçe yapılmayanlar, stajer sayılmıyor. Ve bu kanundan yararlanmıyormuş diye cevap aldım. Oldu mu? Ertesi yıl Sivas Belediyesinde stajer sayıldım ve kesinti yapılmadı. Çok şükür kanun işime yaradı. Okul bitti. Ankara´ya tayin için gittim. D.S.İ Erzurum Bölgesinden başka yerde iş yok. Tayin çıktı ama, tahsisat bitmiş, harcırah yok. İyi mi?

1960 ihtilali yedek subaylık  hakkımızı gasbetti. Öğretmen olarak askerlik yaptım. Yedek subay arkadaşların askerliği, hizmetten sayıldı. Benim ki sayılmadı. 2 yılda geç terfi ettim. Personel kanunu çıktı. Yaşı ve hizmeti tutan arkadaşlarımız, 1. derecenin 4. kademesine kadar terfi etti. Bana da 6. dereceyi verdiler. Maaş aşağı düşüyor. Aradaki farkı tazminat olarak ödediler. Terfi edince, tazminat kalktı, maaş eksildi. 1980 ihtilali oldu. Onlarında gücü bize yetti. Yüksekokul mezunu sayılmadım. 1988 yılında 2. derecenin 6. kademesinden emekli oldum. Tabii maaş ve ikramiye, buna göre hesaplandı. Hani bize 1952 yılında, lise muadili  ve yedek subaylık hakkı verilmişti. Ben  2 yıl daha okudum. Her iki ihtilalde, yine beni lise muadili ( eşiti) saydı. Amma bu işlerde onlara suç bulmam. Asıl suçlu, bilmem halen var mı? Talim Terbiye Kurulu diye bir kuruluş var. Bütün bunların müsebbibi (sorumlusu ) onlar. Çünkü, sadece enstitü mezunlarının gittiği Tekniker Okullarını kapattılar. Tüm, lise ve enstitü mezunlarının gittiği 2 yıllık, okullar açtılar ve buna Meslek Yüksek Okulu adını verdiler. Sağolsunlar, 1991 yılında, nasıl olmuş ise  bizleri de onların arasına katmışlar. Bir gün, maaşımdan başka banka bana bir ödeme yaptı. Merak edip sordum.  Bu para nerden geldi?. Emekli Sandığından dediler. Daha sonra, fazla bir ödeme yaptık, o parayı faiziyle geri ödeyeceksin demesinler diye dilekçe ile sordum. Emekli olduktan seneler sonra yüksek okul sayılıp, 1. derece, 4. kademeye terfi etmişim. Amma burada da geç terfi ettirilmişim. Hukuk fakültesinde bir ahbabımızın oğlu vardı. Amca üzülme eskileri de alırız dedi. Bir avukat buldu. 1500 Euro verdik. Amma eski alacaklarım 5 yıllık  zamanaşımına  girmiş. Devletin zaman aşımı 10 yıl, vatandaşın zaman aşımı 5 yıl iyi mi?

Bir müteahhitin yanında çalıştım. Meğer adam,  iflas etmiş. Evi, bürosu hacizli. Bir gün, telefonuna da haciz geldi. Kapatıldı. Para verdi. P.T.T ´ye git, alabilirsen, senin adına bir telefon al dedi. Kötü şans burada da buldu. Hemen ertesi gün telefon bağlandı. Alacaklılar duymuş, ad benim ama yer onun olduğu için o telefona da haciz geldi. Birkaç ay sonra büro satıldı. Alacaklarımı alamadan işten ayrıldım. Telefon kapalı ama, her ay fatura geliyor. Alacaklının birini buldum, birini bulamadım ki haczi kaldırtayım. 4 sene benden aidat aldılar. Bir gün komşumuzun hukuk fakültesinde okuyan oğlundan, bir şeyler öğrenmek istedim. Amca kitabı aldım ama henüz İcra ve iflas dersini okumadık dedi. Kitabı istedim. Araştırınca, Arşimed gibi, ´´buldum buldum ´´ diye bağırdım. Çünkü kanun diyor ki ´´Haczedilen mal, 2 yıl içinde satılmazsa haciz kalkar.´´ Hemen, bir dilekçe yazıp Sultan Ahmet ´ deki icra memurluğuna gittim. Durumu izah ettim. Beni bir yetkiliye yolladılar . O da arşive gönderdi. Meğer benim icra kalkmamış ama dosya arşive kaldırılmış. Dosyayı alıp geldim. Aynı memur haczin kaldırıldığına dair P.T.T Müdürlüğüne hitaben bir yazı yazdı. Şükür haczi kaldırdım. Bir ara Adalet Bakanlığını mahkemeye vermeyi düşündüm. Amma başıma başka işler açılmasın diye korkumdan vaz geçtim.

Epey uzattım amma, kusura bakmayın sonuna geldik sayılır.

Son çıkan 6306 Sayılı kanuna göre sahip olduğum dairemizin bulunduğu bina çürük çıktı. 2 yıldır kat malikleri 2´ye bölündü. Bir türlü müteahhit seçemedik. En sonunda Kadıköy belediyesi gelip, elektrik, su ve doğalgazı 16 aralık günü kestirdi. Sokakta kaldık ve ilk bulduğumuz eve taşındık. Sonra bir müteahhit ile anlaştık. Yıkım ruhsatı almak için ilgili kurumlardan vergi borcu olmadığına dair temiz kağıdı istediler. Diğerlerini tamamladım. Belediyeye gidince bende şafak attı. Rahmetli eşimden kalan, (3.7 metrekarelik ) arsadan dolayı emlak  vergi muafiyetim kalkmış, 2.734 TL borç 559 da ceza olarak toplam 3.293 TL vergi borcu çıkmıştı. 559 ´lık cezanın % 30´u pişmanlık yasasına göre affa giriyordu. Bu parayı benden evvel müteahhit ödediği için ondan da olduk iyi mi?

Az daha unutuyordum. Bir tarihte gazetelerin yazdığına göre çevre temizlik vergisi toplanamıyormuş. Onun için bu vergiyi su parasına yüzde olarak ilave edip, toplanması uygun görülmüş. İyi de o tarihlerde benden 2.95 TL numaratajlama parasını nasıl aldılar da, başkalarının çevre temizlik vergisini nasıl alamıyorlar? Ayrıca bu işte bizim gibi suyu çok kullanıp,  çevre ve temizlik vergisini  çok ödeyenlerin suçu nedir? Nerde kaldı eşit  hizmete, eşit vergi.  

Toplu taşıma vasıtalarından 65 yaş ve üstündekilerin ücretsiz yararlanma hakkından da, ben ancak 76 yaşından sonra istifade etmeye başladım. Bu kanun ben 76 yaşındayken çıktı, 11 yıllık bir kaybım var. Demek ki dünyaya erken gelmişim.

Fransız yazar MONTAIGNE 500 yıl önce benim durumumdakileri Denemeler adlı kitabında anlatmış.

 Bir zamanlar, halkın tek eğlencesi olan, radyo programlarında rahmetli Aziz ŞENSES´in mutlaka okuduğu bir Adana uzun havası vardı. Şöyle derdi.

Ağustosta suya girsem balta kesmez buz olur.

İşte bu dizede sanatçı benim şansımı anlatıyor.

Selamlar, Allah´a emanet olun.

Anahtar Kelimeler: MONTEIGNE, Denemeleri, Üzerine
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
BİR ÖĞRETMENİN ESERİ (17 Ağustos 2018 - Cuma)
BUNA DA ŞÜKÜR (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
KELEKLİK ETME ULAN! (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
RÜŞTÜ EMMİNİN VERDİĞİ DERS (12 Mart 2018 - Pazartesi)
ŞEHİRDE İMECE (28 Ocak 2018 - Pazar)
GARA GARA GUŞLARI (19 Aralık 2017 - Salı)
AL AT (24 Ekim 2017 - Salı)
Vah anam, vah! Günlerde nasıl gısalmış… (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
EVVEL ZAMAN İÇİNDE ÇOCUKLUĞUM (21 Nisan 2017 - Cuma)
ODUN PAZARI (01 Mart 2017 - Çarşamba)
SİVASIN ÜÇ GÜZELİ (29 Ocak 2017 - Pazar)
MONTEIGNE´nin Denemeleri Üzerine (08 Ocak 2017 - Pazar)
SİVAS´TA GIZ İSTEME (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
BİLMEM HALA SÖYLENİR Mİ? (09 Kasım 2016 - Çarşamba)
GARİPLER MEZARI (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
SÜREKÇİLER (21 Eylül 2016 - Çarşamba)
Zavallı Mundar (pis) Irmak‏ (26 Mayıs 2016 - Perşembe)
KÜRÜN ( HAMAM KURNASI ) GAPMA‏ (08 Mart 2016 - Salı)
Sivas´ın Parkları ve Paşa Fabrikası (02 Şubat 2016 - Salı)
DATLI SU (12 Ocak 2016 - Salı)
YANDAN ÇARKLI‏ (28 Aralık 2015 - Pazartesi)
CİCİ ANNENİN TALİBİ‏ (30 Kasım 2015 - Pazartesi)
SİVASIN DEĞİRMENLERİ (12 Kasım 2015 - Perşembe)
BACA PİLAVI (19 Ekim 2015 - Pazartesi)
Yün Çıbığı ( çubuğu) (10 Eylül 2015 - Perşembe)
FESHANE GÜNLERİ (22 Temmuz 2015 - Çarşamba)
MİSAFİRİN KISMETİ (04 Temmuz 2015 - Cumartesi)
SİVAS´IN CAMBAZLARI (29 Haziran 2015 - Pazartesi)
Paşam Uyanık Diye (27 Mayıs 2015 - Çarşamba)
EĞRİLCE (SİVAS DEYİŞİYLE ARİLCE) (05 Mayıs 2015 - Salı)
ERMENİ KOMŞULARIMIZ (21 Nisan 2015 - Salı)
GARLI DAĞLAR (17 Şubat 2015 - Salı)
Attarlar (Sivaslı deyişiyle Ettarlar) (26 Ocak 2015 - Pazartesi)
Bizim Gapgaçcılar (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Tel Helvası (18 Kasım 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Nimete kavuşanların inkarından sakının.

Hz. Muhammed