Yusuf Ziya Cömert


Milyonlarca apartmanlık ihmal


Çocukken köyde kurumuş ?güdüne´den ?evcik´ler yapardık. (Güdüne, mısır koçanıdır. Karadeniz´de bazı yerlerde ?kutuna´ bazı yerlerde ?kutur´ veya peltek ?s´ ile ?kusur´ deniyor.)
En alta iki güdüne koyarsın. Sonra 90 derece açıyla, bir kare oluşturacak şekilde üstüne iki tane. Bu işleme ?evcik´ makul ölçüde yükselinceye kadar devam edersin.
İşte yaptın bir evcik. Dokunmazsan, dışarıdan bir etkiye maruz kalmazsa öyle durur.
Çok yüksek yaparsan bazen kendiliğinden, durup dururken yıkılır. Yüksek yapmasan bile rüzgardan yıkılabilir.
Böyleydi bizim küçükken yaptığımız ?evcik´ler.
Türkiye´de evler, apartmanlar, uzun süre bizim ?evcik´ yapmamıza benzer bir mantıkla yapıldı.
İnşaatla ilgili mevzuat, bir evin, bir binanın dururken yıkılmamasını yeterli görüyordu.
Apartmanı yaptın. Yaparken yıkılmadı.
Biraz bekledin, ufak tefek rüzgarlarla da, yağmurla da yıkılmadı.
Demek ki sağlam.
Eski mevzuat böyleydi.
Mevzuatta ciddi değişiklik, 17 Ağustos 1999´da 7,4 şiddetindeki deprem Marmara bölgesinin kuzey doğusunu, İzmit´i, Adapazarı´nı, Düzce´yi korkunç bir şekilde yerle bir edip (resmi rakamlara göre) 17 bin 480 kişiyi öldürüp 23 bin 781 kişiyi yaralayınca yapıldı.
Yeni mevzuat, inşaatta kullanılan demir, çimento gibi malzemenin miktarını ve kalitesini eskisine göre birkaç kat arttırdı.
Bu şu demek.
17 Ağustos´ta hayatını kaybedenlerin önemli bir kısmını deprem değil, o zaman yürürlükte olan kanunlar öldürdü.
(Buradan lütfen itikadi bir mesele çıkarmayın.)
Binaların depremde yıkılması için ruhsatsız veya kaçak olması gerekmiyordu.
Deprem, binaları ruhsatıyla beraber yıkıyordu.
Çünkü, ruhsatlar, deprem gerçeğine uygun değildi.
Depremden sonra, Türkiye´deki, bilhassa deprem kuşağındaki yapı rezervinin elden geçirilmesi gibi bir ihtiyaç zuhur etti.
Ya takviye edilecek ya da yıkılıp yeniden yapılacak.
Mümkün müydü bu?
O zaman düşünüyordum. Milyonlarca bina.
Üstelik, jeologların söylediğine göre büyük İstanbul depreminin eli kulağında.
Şimdi, hemen başlasan kaç yılda biter?
Belki beş yılda... Belki on yılda, on beş yılda...
Çok uzun bir zaman. Kim, hangi hükümet girişecek böyle bir işe. O zaman Ecevit hükümeti var, ayakta zor duruyor.
Başlasalar bile deprem İstanbul´u binalar sağlamlaştırılmadan yakalayabilir.

1999´dan bu yana beş değil, on beş değil, 20 yıl geçti. (Ağustos´ta tam 20 olacak.)
AK Parti hükümetleri güçlüydü.
Fakat onlar da böyle büyük bir ameliyenin içine giremedi.
Hiçbir şey yapılmadı mı? Yapıldı.
Bir kere, yeni yapılan binalar yeni mevzuata göre yapıldı.
Bu ?hiç´e göre bir ?şey´ sayılır.
Türkiye´nin enerjisi inşaat sektörüne teksif edildi.
Muhtemeldir ki, 20 yılda yeni binaların sayısı eskiden kalma depreme mukavemeti olmayan binaların sayısını geçti.
?Kentsel dönüşüm´ diye ciddi bir kampanya başlatıldı ve hayli mesafe alındı.
Kentsel dönüşümün, bir çok yerde aç gözlü vatandaşla aç gözlü müteahhidin arasında sıkıştığı da bir gerçektir.
Ahali, evvela bir dairesinin yerine iki daire almaya uğraşıyor.
İnadı inat, Nuh diyor, peygamber demiyor.
Kentsel dönüşüm yıllarca patinaj yapıyor.
Be adam, bugün içinde oturduğun ev seni öldürebilir. Komşularını öldürebilir.
İşimize gelince hemen ?Cebriye´ mezhebine giriyoruz.
Kaderde ne yazılıysa o olur.
Hakkımızdan fazlasını isterken ?insan fiilinin yaratıcısıdır.´ Allah akıl fikir vermiş. Buyurun, Kaderiye!
(Buralardan itikadi mesele çıkarabilirsiniz. Çünkü bunlar itikadi mesele!)

Devletin, kendi vatandaşını korumak için işi daha sıkı tutmasına hukuk müsaade etmiyor mu?
Bir sürü saçmalığa imkan verebilen mevzuat doğru iş yapmaya müsait değil mi?
Depremin veya rüzgarın bir evi yıkıp yıkmaması, altında insanların ölüp ölmemesi insanların ihtiyarına bırakılabilir mi?
Bı-ra-kı-la-maz!
Ama bırakıldı.
Kartal´da Yeşilyurt Apartmanı çöktü.
Gerçekler gün gibi aşikarken çöktü.
Yazık insanlara!
Şimdi 1 apartmanlık ihmali tartışıyoruz.
Halbuki 1999´dan önce yapılmış binaların hemen hepsi Yeşilyurt adayı.
Hepsi, bizim çocukken ?güdüne´den yaptığımız evler gibi, deprem olmasa da yıkılabilir.
Yani milyonlarca apartmanlık bir ihmal var.



YAZARLAR