Yusuf Kaplan


Metaverse: İnsanın paralel evren’de ve paralel ben’le özgürlüğünü yitirmesi

Metaverse: İnsanın paralel evren’de ve paralel ben’le özgürlüğünü yitirmesi


Metaverse ışık hızıyla girdi hayatımıza.

Birdenbire.

Aniden.

Bir deprem havası oluşturarak.

Herkes ne oluyor diyerek birbirine baktı korkuyla ürpererek…

İnsanlar ne olduğunu anlamak için birbirlerinin gözünün içine baktı durdu.

Ne olduğu anlaşılmadı ilkin. Hâlâ da tam olarak anlaşılabildiğini söyleyemeyiz.

Anlamaya çalışalım o hâlde.

Önce şu bilinmeli: İnsan ne olup bittiğini anlamak için birbirinin gözünün içine bakamayacak artık! Coğrafyanın yok olması, insanın mekân bilincini ve mekân-bağımlı ben-bilinci’ni aşındırmıştı.

Şimdi bir tık ötesine fırlatıldı insanlık: İnsan, dünyasını da, ben’liğini de kaybetmek üzere: Paralel bir dünya ve paralel bir ben’lik geliyor.

Bütün bunlar ne anlam ifade ediyor, peki?

İnsan, kontrolü yitiriyor mu; yoksa “tanrılaşma” savaşı mı veriyor?

Dünyamız nereye sürükleniyor?

PARALEL DÜNYA VE PARALEL BEN’LİK

Önce kavramlara açıklık getirelim. Metaverse kelimesi, “meta” ve “universe” kelimelerinin birleştirilmesinden oluşturulan bir kelime. “Meta” Grekçe’de “öte, üst” demek. “Universe” de bildiğiniz üzere “evren, kâinât, âlem” anlamına geliyor.

Metaverse ile kastedilen hem paralel bir evren veya paralel bir dünya hem de paralel bir ben’lik inşası. İnsanın gerçeğe dönüştürülen sanal bir dünyasının ve avatar’ının / ikinci ben’inin icat edilmesi. Aynı anda hem fizik dünyada hem de sanal dünyada yaşaması insanın.

Nedir bu?

İnsanın aynı anda iki dünyasının, iki benliğinin olması, insanın dünyasının ve benliğinin parçalanması ve şizofreninin normalleşmesi anlamına gelecek. İnsanın ikinci beni yani avatarı sürekli çalınma riski ile karşı karşıya kalacak. Dahası, “ben” hırsızlıkları başlayacak. İnsan psişesi büyük bir kaosun eşiğine sürüklenecek.

KAPİTALİZM’İN YÜCE BİLİM KİLİSESİ’NİN RUHSUZ DECCALİYET DÜZENİ!

Bütün bunlar niçin?

Nietzsche’nin yerinde ifadesiyle “Yüce Bilim Kilisesi” böyle buyurduğu için mi?

Hem evet, hem hayır!

Evet; çünkü metafiziksiz bilimin götüreceği yer, ruhsuz bir dünyadır.

Hayır; çünkü din-dışı kutsallıkların kaynağı kapitalizm dini’nin açgözlü ağababalarının dünyayı daha fazla sömürebilmek ve daha fazla semirebilmek için bilimin sınırlarını sonuna kadar zorlamaktan ve aşırılıkların bilimi sınır-bilim’i normal-bilim’e dönüştürmekten çekinmemesidir.

İşin başında küresel kapitalist sistemin lordları var: Kapitalizmin doymak bilmez, açgözlü, şeytanlaşmış, ruhsuzlaşmış, vicdanı sıfırlanmış ağababaları.

Nedir bu?

Deccaliyet düzenidir.

Kapitalizm, ruhsuzlaşmış, vicdansızlaşmış, insanî özellikleri sıfırlanmış, daha çok para, daha çok güç peşinde koşturan şeytanlaşmış ve robotlaşmış açgözlü lordların deccaliyet düzeninin bir başka adıdır.

İşin sonunda, şeytanlaşmış, ruhsuzlaşmış adamlar, kurulan bu deccaliyet düzeniyle dünyayı parmaklarında oynatmak, güçlerine güç katmak istiyorlar!

Tanrı rolüne soyunan şeytanlar bunlar!

Aşağılık adamlar!

Sadece sömürü!

Sadece semirme!

Sadece güç devşirme ve bu gücü insanlığı sürü gibi gütmekte kullanma!

Dertleri bu.

Sanal arazi, sanal mal-mülk, sanal-para sarışları çoktan başladı bile.

Sanal gerçek, gerçek gerçekten daha gerçek olacak, gerçek gerçeği tahtından edecek demiştim.

İnsanın iradesinin elinden alınması, idare’nin ve irade’nin makinaya, robota, sanal güce devredilmesidir bu.

İnsanın özgürlüğünü yitirmesi değil de nedir bu!

Mutlak sahte’nin zaferi değil de nedir bu!

İnsanın, eseri olan araçların esiri olması değil de nedir bu!

İnsan hiç bu kadar trajikomik bir duruma düşmemiş, ürettiği araçların kölesi olmamıştı!

TEKNO-PAGANİZM DİNİ BİLİM’İN AŞIRILIKLARI: İNSANIN YERYÜZÜ CEHENNEMİ

Jean Baudrillard ile Paul Virilio, çağımızı en iyi anlayan iki cins düşünür.

Çok erken bir tarihte Baudrillard, simülasyonların gerçeğin yerini aldığına dikkat çekmişti.

Virilio, sanal gerçekliğin üretilmesiyle birlikte gerçekliğin kazaya uğratıldığını söylemişti. Virilio, Enformasyon Bombası başlıklı kitabında yaşadıklarımızı anlamamıza ışık tutacak çarpıcı tespitler yapıyor:

“En başından beri zorunlu olarak entelektüel maceralarla beslenen bir şey olan bilim, bugün kendisini doğasından tamamen uzaklaştıran bir teknolojik maceracılık batağına saplanmış bir haldedir. ‘Aşırılığın bilimi’, bir sınır-bilim midir, yoksa bilimin sınırı mı?”

“Herkesin bildiği gibi, aşırı olanın aynı zamanda kayda değer olmadığı düşünülürse, ‘bilinçsiz bir bilim insan ruhunun felâketinden başka bir şey değildir.’ Kendi sonunun yakın olduğunun bilincinde olmayan bir tekno-bilim de, kendi kendisinin farkında olmayan bir spordan farklı bir şey değildir.”

Bilimin aşırılıklarının kurbanı mı olacak insanlık? Bilimin sınırlarını bilmeyen insanların bilime sınırsızmış gibi yaklaşmaları, insan zekasına hakarettir her şeyden önce.

Bilim, çağımızın dini. Bilim dinini, tekno-paganizm olarak tarif etmiştim yaklaşık 20 küsur yıl önce.

Anlaşılır bir dille söylemek gerekirse, çağın dini, Bilim.

Tanrısı, teknoloji.

İki temel âmentüsü var: Birincisi para yani güç; ikincisi de libido.

Para / Güç ile dünyaya, her şeye hükmediyorlar.

Libido ile de insanı köleleştiriyorlar; yani kültür endüstrisinin bütün alanlarına hükmeden hız, haz ve ayartı ile insanı acziyetsizleştirme ve iradesizleştirme, insanın özgür iradesini yok ederek ayartıcı, estetize edici yöntemlerle sürdürülen küresel sömürü düzenine boyun eğdirme mekanizması üretiyorlar.

İnsan hiçbir zaman bu kadar insanlığından uzaklaşmamış, uzaklaştırılamamıştı!

İnsanlığı insanlığından uzaklaştıranlar, insanlıktan, insan haklarından, insanın özgürlüğünden söz edemezler artık!

 YENİ ŞAFAK GAZETESİ  13 ARALIK 2021 TARİHLİ YAZISININ İKTİBASIDIR.



YAZARLAR