Yusuf Kaplan


Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti


Dünya, yaşanılamaz bir yere, cehenneme dönüştürüldü.
Bunun temel nedeni, insanın kendini tanrılaştırmaya kalkışması ve azmanlaşmasıdır.
Başka bir ifadeyle, çağdaş insanın mesafe fikrini yitirmesidir.
İnsan, tanrılaşmaya kalkışacak mutlak bir varlık değil, nisbî bir varlıktır. Yaratıcı değil yaratılmıştır. Yaratıcı ile yaratılan arasında ontolojik bir mesafe vardır.
İnsan, nisbî bir varlık olduğu bilinciyle hareket ettiği zaman, azmanlaşmaktan kurtulur ve yaşanabilir bir dünya ancak ondan sonra kurulur.
Bunun yolu mesafe fikrine sahip olmaktan geçer.
Mesafe fikrine sahip olan insanın meselesi hakikattir; mesafe fikrinden yoksun olan insanın meselesi ise kendisi, kendi hükümranlığıdır: Daha bu dünyadayken cehennemin yapıtaşları işte böyle döşenir...
İSLAM´IN MESELESİ
İslâm, Yaratıcı ile yaratılan arasına ontolojik mesafe koyarak Yaratıcı ile yaratılanı yaklaştırır.
İslâm medeniyeti, bu yakınlaşmanın usûllerini ve yollarını hayata geçirerek bu yakınlaşmayı gerçeğe dönüştürür. Bu yakınlaşma, Mekke ve Medine süreçlerinin toplamı olan Hz. Peygamber´in (sav) vahiy sonrası hayatında ete-kemiğe büründürülür.
Medeniyet, bizatihî Hz. Peygamber´in (sav) Sünnet-i Seniyye´sidir o yüzden.
Kur´ân, medeniyetin hem özü hem de sözüdür; Sünnet-i Seniyye ise, Kur´ân´ın özünün hayat hâline getirilmesi, sözünün hayatı şekillendirmesidir.
BATI´NIN MESAFESİZLİĞİ
Batı uygarlığı, mesafe fikrinden yoksundur. Yaratıcı ile yaratılan ayırımını ortadan kaldırmış, insanı tanrılaştırarak mesafe fikrini yok etmiştir.
Batı uygarlığının Yaratıcı ile yaratılan arasındaki mesafeyi yok etmesi, insanlar arasında mesafeyi ortadan kaldırmamış, aksine, makro ölçekte, Batı uygarlığı ile diğer medeniyetler arasında, Batı uygarlığına mensup toplumlarla diğer toplumlar arasında normatif mesafeler ihdas etmiştir.
Mesafe fikri, bütün medeniyetlerin geliştirdikleri hayat tasavvurlarında da, düşünce, bilim ve sanat tasavvurlarında da konuşlanma ve konuşma biçimlerini belirler.
RİBAT, İRTİBAT, RABITA
İslâm tarihi boyunca geliştirilen medeniyet yolculuğu sürecinde teşekkül eden bütün ilimler, sanatlar ve müslüman hayatı işte bu mesafe fikri üzerinden şekillenmiştir. Mesafe fikri, bu biliş, buluş ve oluş yolculuklarının yörüngesini tayin etmiştir.
İlim´le fikir hayatı arasında, ilim´le sanat hayatı arasında geçişkenlikler, birbirlerine açılan kapılar sözkonusudur.
İslâm´da da, İslâm´ın hayat bulma, hayat olma ve hayat sunma yolculuğu, usûlü olan İslâm medeniyetinde de her şey birbirine bağlıdır.
İslâm düşüncesinin diliyle ifade etmek gerekirse, müslümanın yoluculuğu ribat´tır. Bu yolculuk irtibatlarla ilerler ve rabıtayla meyve verir. Bütün yolculuk biçimleriyle ve bütün yolculuk süreçleriyle kopmaz bağlar kurulur. Kopmaz ve koparılamaz irtibatlar.
O yüzden şiir, ilimdir İslâm medeniyetinde meselâ. Fizik de ilimdir. Fıkıh da.
O yüzden Müslüman fiziği de, fıkhı da ?şiirsel?dir. Şiir, bir şeyin özünün özüdür.
İlim de, sanat da, hayat da hakikatin özüne nüfûz etme cehdleridir. Her birinin hakikatin özüne ulaşma biçimleri, usûlleri ve tecrübeleri farklıdır. Her biri kendilerine özgü tadlar sunar insanlara yolculukları sürecinde.
SABİTELER VE
DEĞİŞKENLER
O yüzden sâbiteler değişkenler tarafından yutulmaz; aksine sâbiteler değişkenleri aydınlatır; değişkenlerin sâbitelerin ruhuna bürünerek ışık saçmalarına zemin hazırlar.
Değişken yine değişkendir ama değişken üzerinden gerçekleştirilen yolculuk hem her dâim yenidir hem de yenileyici.
Değişkenler sâbitelerin üflediği ruhun izlerini taşır; o yüzden bütün değişkenlerde sâbitelerin tecellî etmesi, tezahür etmesi, dolayısıyla aleladenin fevkalade bir iş ve işlev görmesi sözkonusu olur.
ALELADENİN FEVKALADEYE
DÖNÜŞMESİ...
Bu, muazzam bir şeydir: Fevkalade fevkaladeliğini yitirmeden aleladeye değer katar, alelade fevkaladeyle buluşur, irtibat kurar, mesafeler ortadan kalkar: İnsan, aleladenin derekesine düşmemiş, aksine alelade fevkalade derecesine ve seviyesine yükselmiş olur.
Batı uygarlığı Yaratıcı ile yaratılan arasındaki mesafeyi ortadan kaldırdığı için ağlar belirleyicidir. Fevkalade de aleladeleşir o yüzden.
Özetle... İslâm medeniyetinde ontolojik hiyerarşi hükümfermâdır. İlimden sanata, teknikten hayata geçiş yapar insan kolaylıkla ve her şey birbirini besler, birbirinin önünü açar; böylelikle hakikate nüfûz etme gerçeğe dönüşür, insan hangi alandan bakarsa baksın, hakikatin farklı izdüşümlerini temâşâ eyler...
Batı uygarlığındaysa ontolojik anarşi hükümrandır.
Bilimlerle sanatlar arasında bir irtibat kurmak zordur. Daha da vahimi, bizzat bilim dalları arasında irtibat kurulamaz. Labirent, dolayısıyla anarşi, bilimlerin birbirlerinden yararlanmalarını da, bilimlerle sanatların birbirilerinin önlerini açmalarını da engeller.
Farklı bilim dalları arasında ya da bilimlerle sanatlar arasında, elbette ki, ilişki kurulur ama bu ilişki plastiktir, yapaydır, mekaniktir; diriltici, ruh üfleyici olmaktan uzaktır.
Gelecek, hayatla sanat, sanatla bilim arasındaki irtibatları sahici, besleyici ve kanatlandırıcı şekillerde kurmasını başaran, dolayısıyla farklı medeniyetlere hem saygı duyan hem de beslenme imkânlarını, yollarını bulan hakikat medeniyetinin eseri olacaktır.
Görebiliyor muyuz bunu?
Ve bunun için gerekli hazırlıkları yapabiliyor ve uykularımızı kaçırıyor muyuz?



YAZARLAR