Yusuf Ziya Cömert


Merkez sağın yeri münhal

Merkez sağın yeri münhal


Türkiye siyasetinin ‘merkez sağ’ı 1990’larda kendisini imha etti.

Nasıl oldu bu?

Çok eskiye gitmeyelim. Az eskiye gidelim.

Evvela Adalet Partisi vardı. 80 darbesinde Adalet Partisi kapatıldı.

Demirel’in kurdurduğu partiler fazla ilgi görmedi.

Bir tazelenme isteği, bir vizyon değişikliği ihtiyacı vardı belki de.

Bu ihtiyaca Özal liderliğindeki ANAP daha okunaklı bir cevap veriyordu.

Merkez sağın seçmeni ANAP’ı benimsedi.

Fakat Demirel, siyasetteki tecrübesiyle, hazırcevaplığıyla, toplumun nabzını tutmadaki becerisiyle kendisine bir alan açmaya muvaffak oldu.

Turgut Özal Çankaya Köşkü’ne çıktıktan sonra ANAP merkez sağdaki bütünleştirici karakterini muhafaza edemedi.

Demirel’in DYP’si güçlenmeye başladı.

Derken Demirel de köşke çıktı.

Bu dönemde Erbakan’ın Refah Partisi yükselişe geçti.

Merkez sağda büyüklükleri birbirine yakın ama birbiriyle rekabet halinde iki parti kaldı.

Birbirlerini yediler. Tükettiler.

AK Parti ‘Milli Görüş Gömleği’ni -muvakkaten- çıkararak siyaset sahnesine girince ANAP ve DYP’nin siyaset pastasındaki payları hepten küçüldü.

AK Parti’nin vitrini, programı merkez sağ seçmenin alakasına da hitap ediyordu.

Merkez sağ seçmeni dediğimiz kitlenin içinde dindarlar vardır. Ama ağırlık merkezini, mizacını, dinle arası bozuk olmayan ama din tarafından fazla sıkıştırılmaktan hoşlanmayan insanlar oluşturur.

Bu insanların önemli bir kısmı AK Parti’ye yönelmekte sakınca görmedi.

Bir kısmı da (bilhassa hayat tarzına müdahale kaygısı olanlar) CHP’ye taşındı.

ANAP’ın kalesi olan İzmir’in CHP’nin kalesi haline gelmesi bu taşınmayı kısmen izah edebilir.

Sonunda merkez sağ yok oldu.

Yok olmasaydı, kendisini yeniden inşa etmeyi başarabilseydi seçmen nazarında bir iktidar alternatifi olabilirdi.

Şimdi AK Parti mi merkez sağ?

Bir süre merkez sağın karakteri AK Parti’de misafir oldu. Ama tam yerleşemedi. İğreti durdu.

Merkez sağın yok olması CHP için fırsattı. Fakat CHP dini tezahürlere karşı alerjik tavrıyla bu fırsatı değerlendirmekten uzak kaldı.

Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ söylemi geç kalmış olmasına rağmen muhafazakâr seçmenin tutumunu yumuşatmaya yönelik önemli bir hamle sayılır.

Ne kadar bir zamanda sonuç verir ya da sonuç verir mi, şimdiden kestirmek zor.

Merkez sağ’ın Türkiye siyasetindeki yeri hala münhal.

İYİ Parti boşluğu doldurmaya daha müsait görünüyor. Lideri Meral Akşener’in siyasi arka planı, söylemi, kişisel özellikleri buna elverir.

Fakat İYİ Parti, ağırlıklı olarak MHP’den ayrılan siyasetçiler tarafından tesis edildi.

Bizim toplum bariz özelliği milliyetçilik olan partilere sanki ölçerek, biçerek, sınırlı bir destek veriyor. Oysuz bırakmıyor. Ama önünü de tam açmıyor.

Hani ekonomide ‘orta gelir tuzağı’ diye bir şey var ya. Ne tam zengin ne tam yoksul. Öyle orta bir mevkide tutuyor.

MHP menşeli siyasetçilerin varlığı İYİ Parti’nin ‘merkez sağ’ boşluğunu doldurmasına mâni midir?

Belki. Bazı partililerin söylemleri bu düşünceyi teyit ediyor.

Ama mâni olmaları ya da mâni sayılmaları şart değil.

Eğer bu boşluğu doldurmanın gereğine, partilerinin ancak bu yolla daha geniş kitlelere açılabileceğine kani olurlarsa, boşluğu doldurmayı bir hedef olarak benimserlerse mâni olmayabilirler.

Bir merkez sağ partinin içinde milliyetçi siyasetçilerin mevcut olmasını kimse yadırgamaz. Malum, aynı siyasi eğilim ANAP’ın ve DYP’nin içinde de yıllarca var oldu.

Önceki gün İyi Parti’de bazı atamalar yapıldı. Başkanlık divanına yeni isimler getirildi. Teşkilat ve gençlik politikaları doğrudan Akşener’e bağlandı. Bazıları da divandaki yerlerini korumakla birlikte bir çeşit rotasyonla görevleri değişti.

Bu adımlar, Meral Akşener’in Merkez Sağ’daki boşluğu doldurmaya matuf hamleleri midir?

Olabilir.

Fakat, bir siyasi partinin vizyonunu genişletmek, hakkındaki algıyı değiştirmek, yenilemek kolay değil.

Eğer böyle bir karar aldıysa Meral Hanım’ı zor bir süreç bekliyor.

KARAR GAZETESİ 01 NİSAN 2022 TARİHLİ YAZISININ İKTİBASIDIR.