Yusuf Ziya Cömert


Mengüşoğlu’nun ‘pozitif ayrışma’sı

Mengüşoğlu’nun ‘pozitif ayrışma’sı


Bursa’da yürümek evvelce güzeldi. Sonra birkaç kez denedim aynı lezzeti bulamadım.

Sonraki denemelerimde acayip kalabalık vardı. Etraftaki binalar yükselince caddeler, sokaklar kuyuya dönüşmüş, daralmış.

Hele, şehrin tam orta yerine yüksek ve olabildiğince çirkin konutlar inşa edilmiş. Şehre bu kadar kötülük yapılır mı?

Belediye başkanına (Recep Altepe) sormuştum bir defasında bu soruyu. “Biz yapmadık beya” dedi, “TOKİ yaptı.”

O çirkinlik, anıt gibi duruyor orada.

Şimdi ancak hayalimizde yürüyebiliriz eski yürüyüşümüzü.

Kültürpark’ın oralardan başlarsın. Taa Emir Sultan’a kadar çıkarsın. Şehirde ne kadar tarih varsa hepsi görüş alanındadır. Yol, yeteri kadar kalabalık ve yeteri kadar sakin.

Üşenmezsen Kapalıçarşı’ya saparsın. Çarşıdaki Karyağmazlı esnafa selam verirsin. Ulu Cami’ye girersin veya avlusunda bir çay içersin.

Yolun sonuna doğru Sur’a, Mücahit Koca’ya mutlaka uğrarsın.

Ama bunlar değildi bu şehri bize güzel gösteren, insanlardı.

Düşünsenize, Hasan Aycın, Osman Bayraktar, Vedat Şahin, Musa Kahya, İbrahim Usul, Mahmut İncimez, namı diğer Neyzen Mahmut ve başka güzel adamlar. Hepsini bir arada kolayca bulabilirsiniz.

Bunların hiç biri orada değil şimdi.

Ulu Cami’yi, Muradiye’yi, Yeşil’i, Yıldırım’ı yeterince gördüm, Emir Sultan’dan günbatımını da defalarca seyrettim.

Bir daha görsem iyi olur. Görmesem de olur.

Ama Mustafa Işık’ı, Yusuf Er’i, Ali Dikmen’i görmesem eksik hissederim.

Metin Önal Mengüşoğlu’nu Bursa’da hiç görmedim galiba. İstanbul’da tanıştık ve ne kadar görüştüysek İstanbul’da görüştük.

Ama Metin Abi’nin orada olması benim için Bursa’yı güzel yapan bir şeydir.

Bu yazıdaki nostaljik yürüyüşü Metin Abi’ye varmak için yaptım.

Elimde kitabı var. “Ben Asyalı Bir Ozan.”

“ve aklın/ırmağı kurumuş/suyu tükenmiş/benziyor/gülünç bir asya sakallısına/çünkü şiir/o kötümserlik çığırtkanı/çok oldu gümüş hançerini/toprağın altına gizleyeli/silahı şimdi kardeşim/asya’da son harami atlarının/düşen nallarından yontmalısın”

Mengüşoğlu’nun adını ilk rahmetli Ramazan Dikmen’den duymuştum. Bir süre “Gavur Kayırıcılar”ı dilinden düşürmedi.

Ne vardı Gavur Kayırıcılar’da? Hatırımda kalan, Müslümanlığımızla ilgili çelişkiler. Daha çok -öykünün imkanlarıyla- geleneğin eleştirisi.

(DR. S’den de bir garip akademisyen hatırlıyorum. Kitabı bulsam da yeniden okusam.)

‘Cila Kül ve Kefen’deki piyangocu belki de Gavur Kayırıcılar’ın şiire düşen parçası.

“allahım, dayanılmaz bir şey/görüyorum/her biri bir köşesinde kentin/bizimkiler/piyango satıcıları;/ters çevirerek namazı/üniformalı kasketleriyle kılıyorlar”

Piyangoyla namaz arasındaki çelişkiyi bilsem de, piyangocunun şapkasını ters çevirip -Metin Abi’ye göre namazı da ters çevirmiş oluyor- namaz kılmasında hala şiire uygun bir güzellik bulabilirim. Ama dahası var.

“kimi bir ölünün toprağına bağlayıp umudunu/hazreti isa’yı beklerken mehdi diye/kimi düşlerinde çıkagelen hızır’la uğraşıyor”

Böyle şeyleri -hele Hızır’ı- bizim şairler sever. Mengüşoğlu dinin bu tür sembollerle anlatılmasını, anlaşılmasını sevmiyor. Ama şunu seviyor:

“ak ipliğin/kara iplikten ayrıldığı anı/günde beş vakit temizleriz zamanı/kim bilir bizim bildiğimizi”

“sen yalnız/silah elindeyken savaşırsın/bense/senin beynini kemiren putlarla/savaştayım her an”

Metin Önal Mengüşoğlu’nun kalabalıktan ayrıştığı başka bir vaka biliyorum. Kim anlatmıştı? Büyük ihtimalle Nurettin Yaşar.

Solcular 6. Filo’yu protesto ederken... Rahmetli Şevket Eygi’nin dolduruşuna gelen sağcılar solcuları kovalarken...

Metin Abi -o zamanlar hayli genç- nasılsa 6. Filo’nun protesto edildiğini fark etmiş, protestoculara katılmış.

Bence bu doğru bir ayrışma. Hani diyorlar ya ‘pozitif ayrışma.’ 

Kısmet olsa da hikayeyi bir de Metin Önal Mengüşoğlu’ndan dinlesem.

“Avrupa aptalı donkişot’a/hoşgörüsünü ekleyen Asyalı derviş/insanı göklere uçuran vaazlarında/kafana taktığın kompitürün/arızaları/hangi ustaya muhtaç biliyor musun/şüphe güvesiyle/demir çarklar arasına sıkışan/tırnak acısına”

Evet. O ‘tırnak acısı’ hepimize lazım.

Mengüşoğlu daha çok nesirleriyle biliniyor. Diyelim, nesrinden taşan şey şiir olarak vücut bulmuş.

İyi de olmuş.

(Nesirlerinden, Necip Fazıl’ı anlattığı “Mağrur Öfke”sini okumuştum. Son zamanlarda kitabevlerine uğrayamadım. Yazdığı Sezai Karakoç biyografisini görmemişim. İlk fırsatta bulup okuyacağım.)

Karar Gazetesi 17 Ocak 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.