Maymuncuk kelimeler
Tarih: 18.10.2016 08:57:44 / 506okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

 

Süleyman Nazif, Paris´te kendisine “Nazif, dünyada senden alçak adam yoktur!” diye hakaret eden bir Jön Türk´ü, hayatında eline kalemden başka silah almamış olmasına rağmen mübarezeye, yani düelloya davet eder. Böyle bir tepki beklemeyen adam, Nazif´in usta bir silahşor olduğunu zannederek düello etmektense tarziye vermek istediğini bildirir. Nazif, şahitler huzurunda kendisinden af dileyen adama der ki: “Bana tecavüzünü affettim, fakat yazdığın mektupta dünya kelimesini vav´la yazmak suretiyle imlâya tecavüzünü imkânı yok affetmem!”

Nazif hakkında yazan hemen herkes, onun Türkçe konusunda ne kadar hassas olduğundan söz etmiştir. Falih Rıfkı Atay´ın bir yazısını okumuştum; yazdıklarının Nazif tarafından okunabileceğini, hata yaptıkları takdirde onun zehirli oklarına hedef olabileceklerini düşünerek çok titiz davrandıklarını söylüyordu. “Kara Bir Gün” yazarı mezarından kalkıp bir saatliğine herhangi bir televizyonun karşısına geçse, eminim, dehşete kapılarak hop oturup hop kalkar, özellikle bazı kelimelerin “maymuncuk” gibi kullanıldığını ve her birinin onlarca kelimeyi ve deyimi Türkçeden kovduğunu fark ettiğinde herhâlde çıldırırdı.

***

Son zamanlarda televizyonlarda kulağıma çalınan bazı maymuncuk kelimeler beni de çıldırtıyor. Mesela üretmek ve tüketmek fiilleri... Ekmek de üretiyorlar, fikir de; araba da üretiyorlar, sevgi de... Sanat üretiyorlar, bilim üretiyorlar, tepki üretiyorlar, düşmanlık üretiyorlar, üretiyorlar... Bu fiilin dokuz on defa kullanıldığı kısacık köşe yazıları okudum. Hele tüketmek...  İnsanlar yemiyor, içmiyor, okumuyor, dinlemiyor, sadece tüketiyor ve “Tüketiniz!” diyorlar.  Televizyonda yemek, içmek fiillerini kullanan neredeyse kalmadı. Onlarca fiilin yerine iki tane fiil...

Kulak tırmalayıcı kelimelerden biri de aslında yeteri kadar, epey, bir hayli anlamına gelen oldukça´dır. Sunucular, spikerler, muhabirler vb. bu kelimeyi öyle durumlar için kullanıyorlar ki, istediğiniz gibi mânâ verebilirsiniz. Mesela çıkıp bir sunucu “Rahmi Koç oldukça zengin,” diyebilir, hiç şaşırmayın. Bu durumda Rahmi Bey´in çok zengin olduğunu bildiğiniz için kelimeyi “Herhâlde çok zengin demek istedi,” diye tercüme edebilirsiniz. Peki, “Filancanın sergisi oldukça beğenildi!” denirse ne anlamamız gerekir? Sergi az mı beğenildi, çok mu beğenildi? Oldukça artık maymuncuk bir kelimedir, aynı anlama gelen kelimelerle birlikte çok, olağanüstü, fevkalâde gibi kelimeleri de Türkçeden kovmak üzeredir.

Yoğun kelimesinin de kesif, kıvamlı, çok, fazla, ağır, sıkışık gibi kelimelerin yerine kullanılmasına alıştık. Ama artık şöyle cümleler de kurulabiliyor: “Ali Bey bugün çok yoğun...” Yoğun hazretleri böylece meşgul´ün tahtına da kurulmuş bulunuyor.

Ha, haber dilinde bir de aktarmak fili var: Nakletti, söyledi, ifade etti, bildirdi, açıkladı vb. demiyor, aktardı diyorlar. Aktarmak hepsinin yerine geçmiş bulunuyor. Yeni maymuncuğumuz oldu, gözümüz aydın!

***

Peki, son üç dört ay içinde an itibariyle ifadesinin şaşırtıcı bir hızla yaygınlaştığını fark ettiniz mi? Türkçesi, şu an itibariyle veya şu andan itibaren´dir. Teşrifleriyle onurlandırmak, sürdürmeye devam etmek gibi komiklikler ayrı bir bahis. Hele kerliferli adamlar muhattap, Devlet-i Aliye, akl-ı selim davranmak demiyorlar mı, ifrit oluyorum. Muhattap´ın doğrusu muhatap´tır. Osmanlı Devleti´ne Devlet-i Aliyye denir, Aliyye´nin A´sı kısa okunur ve tabii akl-ı selimle davranılır.

Bunları yazarken uzun zamandır olmak fiilinin de yanlış kullanıldığını hatırladım. “Filanca tahliye oldu” cümlesi yanlıştır; “tahliye olundu” demek gerekir.

Her zaman, daima veya sürekli olarak anlamında kullanılan her daim lâfı da tuhafıma gidiyor. Bir de özgeçmiş var; TDK tarafından otobiyografi yerine uydurulan bu kelimeyi, dikkat ediniz, bakalım, asıl mânâsında kullanana rastlayacak mısınız? Sunucular, spikerler, ancormanlar vb. dinleyiciye veya seyirciye takdim ettikleri kişilerin özgeçmişlerini okuyorlar.

***

Öteden beri kullanılan maymuncuk kelimeler hakkında yıllar önce defalarca yazmıştım. Mesela sorun... Mesele, dert, sıkıntı, hatta zaman zaman buhran yerine kullanılan bu “sözcük”, onca Türkçe kelimenin canına okurken probleme güç yetirememiştir. Esasen aydınların “sorun”u daha çok Arapça ve Farsça menşeli kelimelerle idi. Nitekim öztürkçe olduğu öne sürülen bazı kelimeler Fransızcalarına benzetilerek uyduruldu: Okul (ecole), genel (generale), egemenlik (hegemonie), onur (honneur) vb. Fransızca ve İngilizce menşeli kelimelerle hiçbir zaman ciddi bir biçimde mücadele edilmemiş olması mânidardır. Bereket versin mânidar kelimesi “zamanlama mânidar” kalıbında yaşıyor. Ama aynı kökten gelen manevinin tahtına moral hazretleri oturdu. Türkiye´de “manevi değerler” deyince gerici, “moral değerler” deyince ilerici olunuyor. Ahlâka uygun bir öztürkçe kelime türetilemediği için şimdilik etikle idare ediyoruz. Sağtöre pek tutmadı çünkü.

***

Başka mı? Çook... Mesela neden... Artık “Uçaklar sis yüzünden kalkamadı” diye yazan bir gazeteci bulamazsınız; “sis nedeniyle” derseniz, çağdaşlığınız ve ilericiliğiniz kanıtlanmış olur. “Filancanın doğumunun beşinci yıldönümü münasebetiyle” derseniz çok ayıp; “... yıldönümü nedeniyle” demelisiniz. “Bu vesileyle”, “bundan ötürü”, “bundan dolayı” yerine hep “bu nedenle”... Yani, sebep, vesile, âmil, yüzünden, ötürü, dolayısıyla, münasebetiyle, vesilesiyle... Hepsi sizlere ömür!

Güzelim ömür de tu kaka kelimelerden biri, çünkü aslı Arapça “ömr”. Onun yerine yaşam diyeceksiniz. Uydurma kelimelerin en münasebetsizlerinden biri. Bu kelimeyle sevdiğiniz birine “hayatım” diyebilir misiniz? Tabii bu arada “hayat memat meselesi”, “ömrüne bereket” gibi deyimler de sırra kadem basmıştır. Ya “Sizlere ömür!” yerine ne diyeceğiz? “Sizlere yaşam” mı?

***

Sözün özü, Türkçeyi elbirliğiyle daraltıyor, fakirleştiriyoruz. Hâlbuki dilimiz dünyanın en zengin dillerinden biri. 310 bin kelimeye ulaşan ve TİKA tarafından on cilt olarak yeniden neşredilen Büyük Türkçe Sözlük´ün yazarı Yaşar Çağbayır´a araştırma dalında Necip Fâzıl Ödülü, bu fakirleşmeye meydan okuduğu için verildi.

Anahtar Kelimeler: Maymuncuk, kelimeler
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
‘Muhteşem ve feyizli bir başlangıç´ (26 Ağustos 2018 - Pazar)
Rahip Brunson, Reverend Frew ve Halûk (14 Ağustos 2018 - Salı)
Mütebahhir bir dost: Metin Kayahan Özgül (07 Ağustos 2018 - Salı)
Şerefiye Sarnıcı ve sanat (29 Temmuz 2018 - Pazar)
Futbol, milliyetçilik ve ırkçılık (23 Temmuz 2018 - Pazartesi)
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´ (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Herkesin bakmadığı yönden bak dünyaya?

Mevlana