‘Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!´
Tarih: 7.12.2016 09:51:06 / 458okunma / 0yorum
Beşir Ayvazoğlu

 

Mehmed Âkif ve Muhammed İkbal... İlk isimleri aynı, ikisi de kendi ülkelerinin hürriyet ve bağımsızlık şairi, ikisi de coşkun ruhlu, korkusuz birer mümin... Doğum ve ölüm tarihleri de birbirine çok yakındır. İkbal 1877´de doğup 1938´de irtihal etmiş. Âkif´inki malum: 1873-1936.

Âkif, İkbal´in eserlerini ilk defa Millî Mücadele yıllarının Ankara´sında okumuş ve haberleşebilme ümidiyle ona Safahat´ını göndermiştir. Sebilürreşad idarehanesinde kendisini ziyaret eden Hindistanlı Müslümanlara emanet ettiği Safahat´ın İkbal´e ulaşmadığı anlaşılıyor. Çünkü bir süre sonra Hindistan´dan gönderilen Peyâm-ı Meşrık ve Esrâr-ı Hûdî imzasızdır. İkbal, hiç şüphesiz Âkif´in imzalayıp gönderdiği Safahat eline ulaşmış olsaydı aynı şekilde mukabele eder, yani eserlerini birkaç cümle yazıp imzalayarak gönderirdi.

 

Mehmed Âkif, Mısır´dan bir dostuna yazdığı 8 Mart 1341 tarihli mektupta, söz konusu eserlerin, Safahat´ını İkbal´e vermek üzere emanet ettiği Hintlilerden gelmiş olabileceğini söyledikten sonra belli belirsiz bir sitemle, “Şairin kendi tarafından İstanbul´a gönderilseydi, elbet baş tarafında imzası, iki üç kelime yazısı bulunurdu. Ne ise, üzümü ye de bağını sorma derler,” diyor.

***

İkbal, Türkçe bilmediğine göre, Safahat´ı okuyamaz, dolayısıyla Âkif´in İslâm dünyasının temel meseleleri hakkında ne düşündüğünü anlayamazdı. Eğer okuyabilseydi, başta çalışma hakkındaki fikirleri ve “devamlı faaliyet hâlindeki insan” ideali olmak üzere, birçok meseleye aynı açıdan baktıklarını, aynı sancıları yaşadıklarını ve aşağı yukarı aynı şeyleri söylediklerini hayretle görecekti. Mesela ikisi de tasavvufa karşı olmamakla beraber Vahdet-i Vücud görüşünü benimsemiyor, bu görüşün Müslümanları meskenete sevk ettiğini düşünüyorlardı.

İkbal, Vahdet-i Vücud doktrini etrafında, benliğin ilahî varlıkta yok edilmesinden söz eden geleneğe karşı koyduğu şahsiyet (hûdî) felsefesine Mevlânâ´nın eserlerinde temel aramıştı. Câvidname´de anlattığı semavi yolculukta kendisine rehber edindiği Mevlânâ´nın hayatı sürekli bir irtifa, bir yükseliş olarak ifade ettiği görüşleri İkbal´in düşünce sisteminde önemli bir yere sahiptir.

Âkif ise Mevlânâ´yı Safahat´ta bir kere anmıştır, o da Mesnevi´den çalışmanın önemine işaret eden bir hikâyeciği nakletmek için... Evi bakımsızlıktan harabeye dönen bir adam, her gün “Haber vermeden sakın yıkılma, sonra çoluk çocuk hâlimiz ne olur!” diye yalvarır, fakat onarım için bir türlü harekete geçmez, sadece çatlakları çamurla doldururmuş. Böyle yıllar geçmiş ve bir gün ev çöküvermiş. Adam, çökmekle kalma yıp çocuklarını da yutan evinin karşısında ağlayıp dövünerek “Sakın haber vermeden yıkılma demedim mi!” diye takazaya başlayınca enkaz dile gelip demiş ki: “Behey nâdan, haber vermek için ne zaman ağzımı açtımsa çamurla doldurmadın mı?”

***

İkbal, İbnü´l-Arabî etkisi altında Vahdet-i Vücudcu bir Allah ve aşk anlayışını terennüm eden ve zirvesini Hâfız´da bulan edebiyat aleyhinde çok sert mısralar yazmıştır. Hâfız´ın sürekli sekr (mistik sarhoşluk) hâlinde bulunduğunu, hâlbuki ashab ve diğer büyüklerin sahv (mistik ayıklık) hâlinde hareket ettiklerini düşünen ve mücahede yerine “dostun yolunda şehid olmak isteyen” bir edebiyatı tam bir inhitat ve inkıraz ve “yok etmeye çağıran Siren´in sesi”olarak gören İkbal, bir şiirinde şöyle diyordu:

Hareketle varılır hayat cevherine;

Hayatın kanunudur yaratma şevki.

Kalk ve yeni bir dünya yarat!

Ateşlere bürün İbrahim gibi.

Razı olmak bu bahtsız dünyaya

Kalkansız kalmaktır savaş alanında.

***

Âkif de Süleymaniye Kürsüsü´nde, hem Hâfız´a, hem de onun Divan´ını bir çeşit fetva kitabı gibi kullanan ve tasavvuf kisvesi altında “mey ü mahbub” edebiyatı yapan şairlere şiddetle hücum etmiştir. Onun şairi Şirazlı Hâfız değil, Şirazlı Şeyh Sâdî´dir. Sâdî´den bir hikâye anlatarak başladığı “Durmayalım” adlı şiirinde İkbal´inkine benzer bir hareket felsefesiyle karşılaşırız. “Dağ dayanmaz erlerin dağlar söken ısrarına” mısraıyla başlayan bölümde, insanlığın geleceğe doğru fevç fevç aktığını, bereket dolu bu nehrin ahengine uymadan enginlere açılmanın mümkün olmadığını, İslâm âleminin uyanmadığı takdirde “menzil-i maksûd”a varamayacağını söyledikten sonra sadece insanlığın değil, yerde ve gökte bütün varlıkların sürekli faaliyet hâlinde bulunduğunu söylüyor ve “Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur!” diyordu.

Hakkın Sesleri´ndeki şu mısra ise insanın yaratıcılığını vurgulaması bakımından, İkbal´in zikretti ğimiz şiirindeki fikirlerinin veciz bir özeti gibidir:

Âlemde ziyâ kalmasa halk etmelisin, halk!

Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!

***

Aziz okuyucularım, merhum Mehmed Âkif´ten niçin söz ettiğimi tahmin etmiş olmalılar. İçinde bulunduğumuz yıl büyük şairin vefatının 80. yılıdır. 27 Aralık da ölüm yıldönümü... Bu sebeple birkaç yazı daha yazmak niyetindeyim.

 

Anahtar Kelimeler: lemde, kalmasa, halk, etmelisin, halk
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Eşsiz bir dost: Mustafa Çalık (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Dergâh dergisi okurken... (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Münevver, aydın, entelektüel (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Semavi Eyice ve Sultan Abdülmecid´in tuğrası (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
‘Yâr bana bir eğlence meded´ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
Kudüs, Mescid-i Aksa ve edebiyatımız (22 Mayıs 2018 - Salı)
Ramazan düşünceleri (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Edebiyat tarihimiz yeniden yazılmalı (08 Mayıs 2018 - Salı)
‘Geceleyin bir ses böler uykumu´ (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Zulmiyye´den Adliyye´ye Yenicami (30 Nisan 2018 - Pazartesi)
Nurullah Ataç ve Tevfik Fikret (27 Nisan 2018 - Cuma)
Hayat Ağacı´ndan Bursa´da Zaman´a (19 Nisan 2018 - Perşembe)
Hekimbaşı´nın karanfilleri (18 Nisan 2018 - Çarşamba)
‘Miraciye Saklı Miras´ (14 Nisan 2018 - Cumartesi)
‘Utandım bu âciz şairliğimden´ (10 Nisan 2018 - Salı)
Leyleklerin Müslümanlığı (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Bir sahafın dağarcığından (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Tophane-i Âmire´de muhteşem bir sergi (08 Mart 2018 - Perşembe)
Soyadı hikâyeleri (04 Mart 2018 - Pazar)
Shaykh Tosun Bayrak Al-Jerrahi Al-Halveti (22 Şubat 2018 - Perşembe)
Sultan Abdülhamid biyografisi yazmak (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Cinuçen Bey´in hatıraları (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Bir milyon kitap meselesi (11 Şubat 2018 - Pazar)
Müslümanlar, kitaplar ve kütüphaneler (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Haydarpaşa Garı ve tarih (25 Ocak 2018 - Perşembe)
‘Annemin Kütüphanesi´ (21 Ocak 2018 - Pazar)
Gözyaşı çeşmesi kurumasın (17 Ocak 2018 - Çarşamba)
Haydarpaşa Garı ve tarih (13 Ocak 2018 - Cumartesi)
Vampirizm ve Batı medeniyeti (09 Ocak 2018 - Salı)
İstanbul´un delifişek takvimi (04 Ocak 2018 - Perşembe)
Âkif´e, dostlarına ve dostluğa dair (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Annemarie Schimmel ve Mevlânâ (22 Aralık 2017 - Cuma)
Karacaahmet, Ali Fuad Başgil ve Atsız (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Osmanlı barışı ve Filistin (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet (05 Aralık 2017 - Salı)
Türkler ve Ruslar (27 Kasım 2017 - Pazartesi)
Türkler ve Ruslar (22 Kasım 2017 - Çarşamba)
‘Büyük Kedi Katliamı´ (19 Kasım 2017 - Pazar)
Milli Saraylar Resim Müzesi (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Nobel Edebiyat Ödülü´ne dair güftügû (08 Kasım 2017 - Çarşamba)
TOKİ´nin yeni vizyonu (05 Kasım 2017 - Pazar)
TOKİ´nin yeni vizyonu (23 Ekim 2017 - Pazartesi)
Türk tarihçiliğinin iki İsmail´i (17 Ekim 2017 - Salı)
Osmanlı bilim mirası (06 Ekim 2017 - Cuma)
Bartók, Sarısözen ve türkülerimiz (30 Eylül 2017 - Cumartesi)
Kerkük üzerine düşünceler (27 Eylül 2017 - Çarşamba)
Bienaller ve güncel sanat (21 Eylül 2017 - Perşembe)
Mardinîzadeler Şerif Mardin (17 Eylül 2017 - Pazar)
‘Hayal Şehir´in ince ressamı (13 Eylül 2017 - Çarşamba)
Malazgirt´ten İstanbul´un fethine (30 Ağustos 2017 - Çarşamba)
İstifanın üç devirdeki anlamları (25 Ağustos 2017 - Cuma)
Körleşme (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
“Vay benim köse sakalım” (11 Ağustos 2017 - Cuma)
‘İhtiyar´ın imparatorluğu (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Şehir, kent ve ‘kent kültürü´ (01 Ağustos 2017 - Salı)
‘Bir nev-civansın şûh-ı cihansın´ (20 Haziran 2017 - Salı)
‘Hezarfen´ (17 Haziran 2017 - Cumartesi)
Sahibinin aynası: Hususi kütüphane (14 Haziran 2017 - Çarşamba)
Davul muhabbeti (06 Haziran 2017 - Salı)
Fâtih´in biyografisini yazmak (01 Haziran 2017 - Perşembe)
Kızılelma muhabbeti (25 Mayıs 2017 - Perşembe)
Bir Darülelhan vardı (19 Mayıs 2017 - Cuma)
‘Ben sulh adamıyım´ (15 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Biyografi muhabbeti (03 Mayıs 2017 - Çarşamba)
‘Tebessüm İnkılâbı´ (28 Nisan 2017 - Cuma)
Renkler muhabbeti (26 Nisan 2017 - Çarşamba)
‘Bir ağaç gibi tek ve hür...´ (16 Nisan 2017 - Pazar)
Karga muhabbeti (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
İnci Enginün´e saygı (29 Mart 2017 - Çarşamba)
İnci Enginün´e saygı (25 Mart 2017 - Cumartesi)
‘Hezarfen Çizgen´den ‘Anbean´ (14 Mart 2017 - Salı)
Ezana ve ezan şiirlerine dair (28 Şubat 2017 - Salı)
Sanat, edebiyat ve ahlâk (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
‘Feyhaman Duran: İki Dünya Arasında´ (08 Şubat 2017 - Çarşamba)
Gazi, Serbest Fırka ve Ağaoğlu Ahmet Bey (04 Şubat 2017 - Cumartesi)
‘Zamanı Aşan Taşlar´ (29 Ocak 2017 - Pazar)
Satranç muhabbeti (23 Ocak 2017 - Pazartesi)
Refik Erduran ve Türk aydınları (16 Ocak 2017 - Pazartesi)
‘Bembeyaz bir dünyada yaşamak´ (10 Ocak 2017 - Salı)
Elveda Galata Köprüsü (05 Ocak 2017 - Perşembe)
Köprüler ve tüneller (30 Aralık 2016 - Cuma)
Yüz yıl önce neler oldu? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
Tanburî Cemil Bey ve oğlu (04 Aralık 2016 - Pazar)
‘Yangın vaaar!´ (01 Aralık 2016 - Perşembe)
‘Tarihim, şerefim, her şeyim...´ (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Maymuncuk kelimeler (18 Ekim 2016 - Salı)
Sivas´ta Selçuklu´yu düşünmek (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Tarikatlar ve siyaset (19 Ağustos 2016 - Cuma)
Yazmak ve yazarlık hakkında düşünceler (27 Haziran 2016 - Pazartesi)
Masalları bile dönüştürmek istediler (21 Haziran 2016 - Salı)
‘Kul olayım kalem tutan ellere´ (14 Haziran 2016 - Salı)
NECİP FAZIL VE AĞAÇLAR (07 Haziran 2016 - Salı)
Aydos´un ikinci fethi (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
HARİKA BİR FOTO-BİYOGRAFİ (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
OSMAN HAMDİ BEY VE YEŞİL CAMİ (24 Mayıs 2016 - Salı)
Üç sofra (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Bıyık hikayeleri (17 Mayıs 2016 - Salı)
MECAZ, KİNAYE,ALEGORİ, İRONİ. V.B. (03 Mayıs 2016 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
"Dünyada dört nimet vardır, bunlar kendisine verilen kişi dünya ve ahiretin hayrını görmüştür.Bunlar; Zikreden dil, Şükreden kalp, Sıkıntılara katlanan beden ve saliha kadın.."