Kutlu Yolun Yolcusu: Mehmed Âkif
Tarih: 27.12.2017 14:35:03 / 1363okunma / 0yorum
İbrahim KAYA

   Mehmed Âkif, İstanbul´un Sarıgüzel semtinde,  20 Aralık 1873´te Hoca Tahir Efendi ve Emine Şerife Hanım´ın biricik evlatları olarak dünyaya geldiğinde bu millet için ne kadar mühim bir karakter abidesi olacağını bilemezdi elbette. Ama gelin görün ki zaman ve şartlar onu bu kutlu yolun yolcusu yapmıştı bir kere.

       Âkif´imize sadece şair demek onun şahsına ve hayatı boyunca vermiş olduğu şanlı mücadeleye haksızlık etmek olur kanımca. Çünkü onun şairliği yanında pek çok üstün vasfı vardır ki o, bu üstün vasıflarıyla milletimiz için bir mihenk taşıdır. Âkif´imizin hayatını anlatan pek çok eserde onun; alkışı sevmeyen adam, öğretmen, vaiz, hafız, Kur´an mütercimi, yüzücü, milletvekili, sessiz yaşayan adam, sözleri ve davranışları tutarlı biri, inandığı doğruları haykıran şair, dil bilimci, karakter abidesi, cemiyet adamı, veteriner hekim, zamana ve mekâna göre değişmeyen biri, ömrünü vatanına ve milletine adayan adam, gerçekçi şair, İstiklal Marşı şairi, millî şair,  dosdoğru bir adam gibi vasıflarla nitelendirildiğini görürüz.

       Âkif,  Emir Buhari Mahalle Mektebi, Fatih Merkez Rüştiyesi, Mülkiye İdadisi, Ziraat ve Baytar Mektebi gibi okullarda çok güzel bir eğitim aldı. Ayrıca başta babasından aldığı dersler olmak üzere özel derslerle de bu eğitimi takviye etmiş ve kendisini çok iyi bir şekilde yetiştirmiştir. Arapça, Farsça ve Fransızcayı, edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrenen Âkif, 6 ay içinde Kur´an´ı Kerim´i ezberleyerek hafız olmuştur. Mehmed Âkif, aynı zamanda çeşitli sporlarla ilgilenmiş; güreş, gülle atma, at binme ve yüzme sporlarında oldukça başarı göstermiştir.

       Herkeste olduğu gibi onun hayatında da buhranlı dönemler olmuştur mutlaka… Babasını kaybetmesi ve evlerinin yanması gibi… Güzel günler de yaşadı elbette. Baytar mektebini bitirdiği yıl, yani 1893´te İsmet Hanım ile evlenmesi ve iki kızı ile dört oğlunun dünyaya gelmesi…

       Mehmed Âkif´in iman ve ihlas dolu serüveni; İttihat ve Terakki içinde millî mücadeleye katılması, Kastamonu-Nasrullah Paşa Camii Balıkesir-Zağanos Camii hutbelerini okuması, Tarım Bakanlığındayken Anadolu, Rumeli ve Arabistan´da dolaşması, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Mısır ve Hicaz´a gitmesi, Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Berlin ve Arabistan´a gönderilmesi, Burdur milletvekili olması, Millî Mücadeleden sonra İstanbul´a dönmesi, inanç ve ideallerine aykırı uygulamalar nedeniyle Abbas Halim Paşa´nın davetiyle Mısır´a gitmesi, uzun süre orada yaşaması, Kur´an-ı Kerim meal çalışması yapması ama aynı aykırı uygulamalar nedeniyle gün yüzüne çıkarmaması, hastalanınca İstanbul´a dönmesi, 27 Aralık 1936´da vefat etmesi ve gençlerin omuzlarında yol alan cenazesinin Edirnekapı Şehitliği´ne defnedilmesi şeklinde bir film şeridi gibi geçer gözümüzün önünden.

       Âkif´imiz fikri ve edebî kimliğiyle ilgili olarak ise; vatan hususundan milleti esas alması ancak etnik milliyetçilik yapmaması, Arnavut olmasına rağmen kendisini Türk hissetmekten çekinmemesi, Batı´dan bilim ve sanatı almalıyız düşüncesi, toplum hayatına şiiri sokması, İstiklal Marşı´nı yazdığı için Türk edebiyatının en büyük şairi olması, mistisizmi toplum hayatına sokması, Kur´an´dan aldığını topluma aktarması, toplumun her kesiminden haberdar olması,Muallim Naci ve Abdülhak Hamit Tarhan´ı beğenmesi, İstiklal Marşı´mızı yazması, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır şuuru, arkadaşının çocuklarına bakacak kadar ahde vefa göstermesi, Sırât-ı Müstakîm ve Sebilürreşad  dergilerini çıkarması, dinini, imanını seversen fenne sarıl düsturu, toplum için sanat fikrine sahip olması, Victor Hugo, Lamartine, J.J. Rousseaue, Alphonse Daudet, Emile Zola okuması, Cemalettin Efgani, Muhammed Abduh ve Ferit Vecdi´ den etkilenmesi, bir hakikat ve doğruluk adamı olması, hayal ile alışverişim olmaz anlayışı gibi özellikleriyle karşımıza çıkar.

       Ve İstiklâl Marşı…

       Bir milletin uyanışının, yeniden doğuşunun destanı… 12 Mart 1921´de mecliste dört defa ayakta dinlenerek ve alkışlar arasında kabul edildiğinde duyulan heyecan ve mutluluk tarif edilemez derecedeydi. Nitekim Mehmed Âkif, İstiklâl Marşı´nı “Kahraman Ordumuza” ithaf etmiş, “Bu şiir bana değil, milletime aittir.” diyerek Safahat´a almamıştır. Bu vesileyle “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!” temennisini yineliyoruz.

       Ve de Safahat…

       Mehmed Âkif´imizin hayata, kişilere ve meselelere karşı yürüttüğü ve örnek alınması gereken mücadelesinin sayfalara yansımış şekli olarak karşımıza çıkan esas itibariyle Safahat olarak bilinen; Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım ve Gölgeler olmak üzere yedi bölümden oluşan müstesnaeserinin bir şiir kitabı olduğunu söyleyenler de doğru söylerler ancak bu da eksik bir tanımlamadır. Çünkü Safahat, ele almış olduğu konulardaki muhteva itibariyle aynı zamanda pek çok edebî türün özelliklerini de bünyesinde barındıran yegâne bir eserdir. Safahat´ın sayfalarını karıştıranlar tarih, ekonomi, din, toplum bilimi, dil bilimi, psikoloji, sosyoloji, felsefe, köy hayatı, çiftçilik, önemli şahsiyetler, gezi yazısı, sanat, edebiyat, deneme, makale, manzum hikâye gibi pek çok tür ve konunun inceliklerine rastlayabilirler. Bu durum Safahat´ı cemiyet hayatımız için şaheser niteliğinde çok önemli bir kaynak haline getirmiştir. Bu kaynaktan beslenenler hiçbir zaman susuz kalmaz kanımca…

       Gelin isterseniz Âkif´imiz bu müstesna eserinde bir gezintiye çıkalım ve hangi güzelliklerle karşılaşacağımızı birlikte görelim…

 

 

1-    Safahat

 

       Önsöz mahiyetinde “Şiir için ‘gözyaşı´ derler; onu bilmem, yalnız / Aczimin giryesidir bence bütün asarım.”  ifadeleri ile çıkar karşımıza ve değişik konuların işlendiği şiirlerle devam eder.Fatih Camii: “Asırları yarıp yükselmiş müthiş iman anıtı...” Hasta: Zamanın çaresiz, zavallı insanları... Tevhid yahut Feryat: Sorgulamalar, yakarışlar, şikâyetler...

 

“İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür...

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür!”

 

Küfe: Gerçek bir hayat hikâyesi yahut Hasan´ın dramı... Durmayalım: Utanmıyorsan yat!

“Ey, bütün dünya ve içindekiler ayaktayken, yatan!

Leş misin, davranmıyorsun? Bari Allah´tan utan!”

 

Hasır: Azap dolu hayatlar ve çaresiz insanlar... Geçinme Belası: Bir ömür muhasebesi... Meyhane: Meyhane kültürü ve meyhaneden insan manzaraları... Mezarlık: Sonsuzluk denizi, barış ve iyilik diyarı... Bayram: Fatih´ten neşeli bayram manzaraları... Hasbihal: Gel, sohbete dalıp dertleşelim...

“Hayatın bütün gürültüsü dinse bile,

Düşmez bu zavallı ruh, ümitsizliğe.

Olmazsa da zemin, zaman müsait;

Feryat etmen için gökyüzü müsait!”

 

Selma: Feleğin perişan ettiği bir çocuk... Merhum İbrahim Bey: Ümmetin kurtuluşu için çalışan merhametli bir kalp...

Azim: Azim ve araştırma olursa Allah (c.c.) mutlaka yardım eder. Seyfi Baba: Hayalin bile perişanlığını canlandıramayacağı bir garip...

“Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası:

Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!”

 

İnsan: Cihanların toplandığı, âlemlerin gizli olduğu, büyük övgülere layık bir insan tarifi...

Kör Neyzen: Bulunduğu geceden ümit sabahına çıkmak için yol arayan neyzenin dramı...

Acem Şâhı: Bütün Doğu´yu ağlatan, bütün Batı´yı sevindiren adam... İstibdat: Bir istibdat dönemi manzarası... Hürriyet: Hürriyet olunca her şey ne kadar güzel oluyor... Kocakarı ile Ömer: Hz. Ömer´in eşsiz adaleti...

“Dicle kenarında bir kurt aşırsa bir koyunu

Gelir de İlâhî adalet sorar Ömer´den onu!”

 

Ezanlar: İnsanları yokluk uykusundan uyandıran ezanlar... Cânân Yurdu: Issız kalmış yurdun perişan hâli... Bir Mersiye: İlahî ışığın parıltısı sonsuzluk sabahında duran Hilmi´ye mersiye...

Dirvas: Söz ustası Dirvas´ın kabilesini düştüğü sefaletten kurtarma çabaları... Mahalle Kahvesi: Doğu´yu öldüren batakhanelerin bir benzeri...

 

“Mahalle kahvesi eski batakhanelerin bir benzeridir;

O, Doğu´yu öldüren katillerin başında gelir.”

 

Köse İmam: Zamanın meseleleri üzerine hasbihal... Nazım Parçaları: Mezar taşlarına, resim arkalarına yazılan nazım parçaları... Ahiret Yolu: Bir merhumenin evinden musalla taşına, oradan mezarlığa giden ahiret yolculuğu... İstiğrak: Bütün dünyanın sevgiliye ait olduğunun anlaşıldığı fakat kendisinin ne olduğunu anlamaya yönelik bir iç hesaplaşma... Âmin Alayı: Geçtiği şanlı yerlerde selama durulması gereken bir kafile... Sohbet: Geçmiş, gelecek ve şimdinin muhasebesi...

Bebek yahut Hakk-ı Karar: Kendi bebeğini bozup ablasının bebeğine göz diken küçük kızın bebeği ele geçirme çabaları... Yemişçi İhtiyar: Önünde mezar arkasında binlerce acısıyla yürüyen bir ihtiyar adam... İtiraf: Son söz niyetine Safahat´ta ne olduğu...

 

“Üç buçuk nazma gömülmüş, yitmiş koca bir ömür!”

 

***

2-    Süleymaniye Kürsüsünde

 

       Yer yer çok güzel tasvirlerin yer aldığı, olayların ve durumların İslam´a göre yorumlandığı uzunca bir vaaz şeklindedir.

 

Haliç, Yeni Camii, Süleymaniye… Süleymaniye tasvirleri...

 

“Dur da, Allah´a yükselmek için ilme basan

Mabedin hâlini gör, işte baştanbaşa iman!”

 

Üç bin kişinin âminleri... Kürsüdeki sarıklı ihtiyar... Vaaz değil İslâm âleminin sorunları...

Devlet işleri, din işleri, askerî işler hep bozulmuş… Rusya´ya kaçış... Matbuat kurması… Fakirlerin yarım etmesi, zenginlerin para vermesi…

 

“Kızımın iffeti batmakta rezilin gözüne...

Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne!”

 

Matbaanın basılması, Rusya´dan kaçış, Türkistan´a varış... Türkistan´daki durum...

Ahlakî değerler yok olmuş... İlimsiz hocalar ortaya çıkmış, bidatler artmış...

“Lafzı önemseniyor yalnız, anlaşılan Kur´an´ın:

Çünkü hiçbirimiz üzerinde durmuyoruz mananın:

Ya açar Kur´an-ı Kerim´in, bakarız yaprağına;

Ya da üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur´an, bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!”

 

 

 

       Japonlar Müslümanlığın esaslarını yaşıyor. Japonların yaşamı bizim dinimiz gibi...

Hintlilerin Osmanlı tarifi hiç gerçeğe uymuyor... Haydarabad´da II.Meşrutiyet´in ilanının haberini alış... Dönüş hazırlıkları... İstanbul´a geliş...

“Bir de İstanbul´a geldim ki: Bütün çarşı, pazar...

Naradan çalkalanıyor! Öyle ya... Hürriyet var!”

 

İstanbul´da siyasî ve edebî ortam... Bağımsızlığın önemi... Irkçılıktan fayda yok...

“Ayrılık duygusu nasıl girdi sizin aranıza?

Irkçılık fikrini şeytan mı soktu aklınıza­?”

 

“Sizi bir ailenin fertleri gibi yaratmış Yaradan;

Kaldırın ayrılık sebeplerini artık aradan.”

 

Uyanın, birlik ve beraberlik içinde hareket edin...

“Bölücülük belasıyla zayıflamış Müslüman bir kavmi,

Medenî Avrupa üç lokma edip yutmaz mı?

Ey cemaat, yeter Allah için olsun, uyanın...

Sesi pek müthiş öter sonra kulaklarda çanın!”

 

Halk ile yöneticilerin arası açık... Aydınlara ilerleme tarifi... Edebiyatçıların boş şiirlerle uğraştığı...

Gelişmek için yapılması gerekenler...

“Alınız ilmini Garb´ın, alınız sanatını,

Verinizi hem de mesainize son süratini.”

 

Dinî hassasiyetlerin ortadan kalkıp devlet düzeninin bozulmasıyla Osmanlının yıkımının önünün açılması… Kurtuluş için dua...

 

“Müslüman ülkeleri her yerde felaket vurdu...

Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!

Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek İslâm şeriatı;

Yerle bir eyleme ya Rab, onu olsun...”

 

3-    Hakkın Sesleri

 

       Kur´an ayetlerinden hareketle meydana getirilmiş şiirler olarak karşımıza çıkar… Memleketin durumunu Allah´a şikâyet... Neden bir şey yapmıyorsun, neden kâfirlere bu kadar müsamaha gibi bir tavır olsa da şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur, yani Allah çalışmayana vermez hakikatini ortaya koyuş... Memleket insanlarına yapılan eziyetler...

“Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:

Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım.”

 

       Memleketi bu duruma düşüren bütün unsurlara tükürün... Bu duruma ancak ağlanır... Arnavutluk´un perişan hâlini babasına şikâyet... Bölünüp parçalanmanın hiç kimseye faydası yok... Boş hülyaların peşinden koşmayın... Kendisi Arnavut ama bölücülük yapmıyor...

“Bunu benden duyunuz, ben ki evet, Arnavut´um...

Başka bir şey diyemem... İşte perişan yurdum!...”

 

       Millet demek ırkçılık demek değil... Müslümanlıkta ırkçılık olmaz... Ümitsizliğe yer verme hayatında...

“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.”

 

       Kalk ve bir şeyler yap...

“Sahipsiz olan memleketin batması haktır,

Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.”

 

       Allah´ın yardımı neden gelmiyor diye bir sorgulama var... Cahilliği ortadan kaldırmalı...

Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır... Bir zamanlar dünyaya milliyet nedir öğretmişiz, şimdi ise ne haldeyiz... Aile değerleriyle nasıl alay edildiği... Hissi ölmüş, ruhu ölmüş bir milletin uyanışı için bir esinti beklentisi... Mevlid gecesinde ayların hep Muharrem olması durumunun bitmesi için dua ediyor... Arkadaşı Ömer Ferid Kam´ın  Akif´in yazmaya devam etmesi için ele aldığı azmettirici bir yazıyla nihayete eriyor...

 

***

4-    Fatih Kürsüsünde

 

       İki Arkadaş Fatih Yolunda:

Vapurdan Fatih´e doğru yolculuk... Sanat anlayışı...

 

“Hayır, hayâl ile yoktur benim alışverişim...

İnan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek,

Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.”

 

       Yolcululuğun sebebi öğle namazını Fatih´te kılmak... Camide sıradan bir vaaz olduğu zannı...

Kavramlar üzerine... Zaman ve vakit ayarlaması... Millî bir dil olmalı... Kubbe tasvirleri... Yol manzaraları... Su kemeri tasvirleri... Muhabbetin uzadığını fark edip içeri giriş...

 

       Vaiz Kürsüde:

Yolculuk bitiyor, camiye geliniyor... Çalışmanın önemi ve gerekliliği...

“Bekayı hak tanıyan, sa´yi bir vazife bilir;

Çalış, çalış ki beka sa´y olursa hakkedilir.”

 

       Yıldızlar âlemine yolculuk... Kâinattaki düzen ve ahenk... Çalışmayla ilgili genel mesaj... Tabiat olayları... Hayatta kalma savaşı.... İnsanı hayran bırakan eserler... Milletin düştüğü sefil durum...

Durmanın yeri yok millet hayatında... Her şeyi Allah´a bırakınız... Kadere iman anlayışı... Tevekkül nasıl olmalı... Çalışmaya istekli olmak... Bukalemun yaradılışlı züppe insanlar... Sorular ve cevaplar... Bölücülükten uzak durup birliği sağlamak... Münafıklık... İnsanları dört gruba ayırması... Tevfik Fikret´in Kur´an için söylemiş olduğu söze bir cevap... Halk, hayata küskünler, zevk düşkünü gençlik, zevke ve eğlenceye dalanlar... Edirne´nin işgali, Selimiye´nin durumu... Bulgarların yaptığı zulümler... Kosova´nın durumu... Irkçılık yapmanın sonuçları... Namaz vakti ve dua...

 

***

5-    Hatıralar

 

       Çekilen sıkıntıları Allah´a şikâyet ve bitmesi için yakarış. Girişte dua niyetine...

 

Uyan Şiiri ve Diğerleri:

Müslümanları uyanmaya teşvik... Allah korkusu, ahlak, hak gibi manevî değerlerin önemi...

Ayrılık fikrinden kurtulup kendimize gelelim ve memleketimize sahip çıkalım... Bu dünya ve öte dünya değerlendirmeleri... Kurtulmanın tek yolu ahlakî değerlere sahip çıkmak... Hakikî Müslümanlığı dönmeliyiz...

El Uksur´da:

Emir Abbas Halim Paşa Hazretleri... Nil´in kıyısındaki bir hurma ağacı gölgesinden seyre dalması ve senelerce İslam´ın hüküm sürdüğü topraklarda Müslümanlığa ait izler görememesi...

Berlin Hatıraları:

Berlin sokaklarında dolaşma ve görülen manzaralar... Batı ile bizim aramızda edebiyat, sanat, ilim, medeniyet ve kültür bakımından farklılıklar... Osmanlının işgal edilişinin serüveni...

Memleketin içinde bulunduğu durumdan göğsümüzdeki iman sayesinde kurtulabiliriz...

 

“Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!”

 

Necid Çöllerinde Medine´ye:

Necid Çöllerinde Medine´ye yolculuk ve ihtiyacımız olan imanı, ihlâsı, birliği ifade eden göz yaşartıcı manzaralar...

***

6-    Âsım

 

       Hocazâde (M.Âkif), Köse İmam (Ali Şekip Efendi) Âsım (Köse İmamın oğlu) Emin (Hocazâdenin oğlu) arasında geçen konuşmalar...

       Eline para geçince dini imanı bırakıp kadınların peşine düşen adamın hikâyesi... Geçmişe özlem… Bir köy düğünü manzarası… Köyün önceki durumunun daha iyi olduğu

 

“Namazın semtine bayramları uğrar sade;

Hiç su görmez yüzünün düşmanıdır seccade.”

 

İnsanların içine düşmüş olduğu kötü durum... Eski düğünler… Görülen ilginç bir rüya ve o döneme yorumu... Köyden öğretmen kovan insanlar… Öğretmenin neden kovulduğu…

“Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.”

 

“Doğrudan doğruya Kur´an´dan alıp ilhâmı,

Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm´ı.”

 

İlginç fıkralar... İnsan manzaraları... Dinî değerlerle alay eden zihniyet... Âsım´ın neslinin özelliklerine giriş... Boğaz Harbi... Çanakkale Şehitlerine diye bildiğimiz bölüm... Âsım´ın nesli...

 

“Âsım´ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.”

 

Âsım´ın önce dayak yemesi, sonra dayak atması... Âsım´ın tasviri... Âsım´ın gayretleri... Âsım´a nasihatler... Âsım! Duygularınla hareket etme... Âsım! Efeliği bırak, çalışmana bak... Bilim ve eğitimin önemini hatırlatma... Âsım! Batı´ya gidin, kendini yetiştirin, geri dönün ve mücadelenizi meşru yollardan yapıp memleketini içine düştüğü durumdan kurtarın... Gitme kararıyla nihayete erer...

***

7-Gölgeler

 

      Değişik içerikte ve nitelikte birbirinden güzel şiirler… Hüsran: Elinden bir şey gelmemenin verdiği huzursuzluğun ifadesi... Doğu: Önceden neydi, şimdi ise perişan... Alınlar Terlemeli: Ayrılığa düşmeden çalışmana bak... Umar mıydın?: Milletin, memleketin bu hallere geleceği hiç aklına gelir miydi? Mehmet Ali´ye: Benim ömrüm kederli, gamlı geçti, sen başka ufuklarda yüksel... Hâlâ mı Boğuşmak: Sen, ben demeyi bırak. Birlik ol. Yoksa geçmiş milletlerin düştüğü duruma düşersin. Yani tarih sahnesinden silinirsin... Yeis Yok: Ümitsizliğe kapılma, Allah´a iman et, çalış ve hikmete teslim ol...

Azimden Sonra Tevekkül: Tevekkül tembellik değildir, önce özenle çalış sonra tevekkül et...

Süleyman Nazif´e: Milletin acılarını güçlü kalemiyle dünyaya duyuran Süleyman Nazif´e millet adına ümitli mesajlar... Bülbül: Milletin içine düşmüş olduğu kötü durumu bülbül ile dertleşme... Leyla: Memleketin durumunu Leyla´ya arz ve gelmesi için temenni, çünkü o gelince memlekete bahar gelecek... Firavun ile Yüz Yüze: Firavun topraklarında gezinti ve dünyaya sahip olduğunu sanan Firavun´a acıma hissi... Şehitler Abidesi İçin: Fatiha bekleyen vatan evlatları için... Vahdet: Kardeşini kendisine tercih eden sahabe ve geçmişteki birlik ruhu... Gece: Mevla´ya sesleniş, gel ve bitmeyen çilelerimizi gider. Senden başka kimse derdimize derman olamaz... Hicran: Allah´ım! Karanlık gecelerimizi ne olur artık nurunla parlat... Secde: İçinde bulunduğu durumun rahatsız ediciliğine rağmen yine de secde...

 

Kıtalar

Kıssadan Hisse: İbret alınırsa tarih tekerrür etmez... Resmim İçin: Bir gün ben de toprak olup unutulacağım… Resmim İçin: Öldükten sonra kimse seni hatırlamaz… Tebrik: Abbas Halim Paşa için dua niyetine… Tebrik: Yine Abbas Halim Paşa için dua niyetine... Safahat İçin: Uğurunda harap ettiğim bir ömür… Resmim İçin: Dış yüzüm ağardı ama iç yüzüm daha da kötü. Sadi´den Tercüme: Gözyaşıyla gül yeşertme çabaları... Mevlid-i Nebî: Allah Resulü ´nün açtığı vadinin divânesi... Çocuklara: Siz babanıza benzemeyin…

Bir Mektup: Hilvan´dan memleket özlemi… Bir Gece: Peygamber Efendimiz vesilesiyle insanlığın karanlıklardan aydınlığa çıkması… Ne Eser Ne De Semer: Kimsenin kimseden haberi yok, değerler kaybolmuş… Derviş Ahmet: Tövbesini bir türlü tutamayan dervişin (Neyzen Tevfik) hikâyesi… Said Paşa İmamı: Paşa konağına mevlit okumaya geç kalan imamın geç kalış hikâyesi…

Yine Kıtalar

Resmim İçin: Beni işitirsen bir gün rahmetle anarsın… Nefs-i Nefis: İnsanın nefsini yenmesinin zor olduğu… Yaş Altmış!: İnsan yaşlandıkça hoşnutsuzluklar artar… Nevruz´a: Nasihat niteliğinde…

“Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işte gerek!

Lafı bol, karnı geniş soyları taklit etme,

Sözü sağlam, özü sağlam adam ol, ırkına çek.”

 

Nerdesin: Allah´ı arayış… Tek Gerçek: İnsan ancak kendisinin âşığıdır... Hayat Arkadaşıma: Bütün zorlukları aştım ancak her şeyin bir nihayeti var.

Sanatkâr:  Doğu üzerine, sanat üzerine bir muhabbet...

 

***

 

        Mehmet Âkif´imizin hayatına bütün detaylarıyla şahit olduktan ve Safahat gibi bir şaheseri okuduktan sonra;  kişiliksiz, dünyaya esir olup ahireti unutmuş, değerlerine yabancılaşmış, taklitçi, ahde vefaya yabancılaşmış, cemiyet hayatından soyutlanmış, karamsar, millet, memleket, millî ve manevî değerler adına mücadele hissinden yoksun bir şahsiyet olarak yaşamak çok zor olsa gerek… Ne demişti Âkif´imiz:

“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.”

Anahtar Kelimeler: Kutlu, Yolun, Yolcusu, Mehmed
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Kudüs İslam´ındır! (16 Aralık 2017 - Cumartesi)
Dilde Birlik (31 Ekim 2017 - Salı)
Okumuyoruz! (07 Eylül 2017 - Perşembe)
15 Temmuz Ruhu (10 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Ramazan Yazıları-VI (27 Haziran 2017 - Salı)
Ramazan Yazıları-V (10 Haziran 2017 - Cumartesi)
Ramazan Yazıları-IV (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Ramazan Yazıları-III (03 Haziran 2017 - Cumartesi)
Ramazan Yazıları-II (31 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Ramazan Yazıları-I (29 Mayıs 2017 - Pazartesi)
Dün, Bugün ve Yarın… (12 Nisan 2017 - Çarşamba)
Öyle mi? (20 Şubat 2017 - Pazartesi)
Ne Mutlu (14 Şubat 2017 - Salı)
Ey Halep! (03 Ocak 2017 - Salı)
Ah Halep! (29 Aralık 2016 - Perşembe)
Başaramayacaksınız! (20 Aralık 2016 - Salı)
Köy Okulları (11 Kasım 2016 - Cuma)
Eğitimde Okul-Aile İşbirliği (28 Eylül 2016 - Çarşamba)
Vatan Evladı yahut Vatan Haini Olmak! (04 Ağustos 2016 - Perşembe)
Kahraman Millet (23 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Sivas´a Doğru (15 Temmuz 2016 - Cuma)
Hesap Günü (22 Haziran 2016 - Çarşamba)
Gazze´nin Kınalı Kuzuları (11 Mayıs 2016 - Çarşamba)
Hz. Peygamber (sav) ve Gençlik (22 Nisan 2016 - Cuma)
Edebiyat Notları-IV (17 Şubat 2016 - Çarşamba)
Edebiyat Notları-III (12 Şubat 2016 - Cuma)
Edebiyat Notları-II (05 Şubat 2016 - Cuma)
Edebiyat Notları-I (29 Ocak 2016 - Cuma)
Başka Türkiye Yok (30 Ekim 2015 - Cuma)
Kurban Nedir? (22 Eylül 2015 - Salı)
Lanet Olsun Hainlere… (15 Eylül 2015 - Salı)
Muhsin Kaya ve Sivaslılar Vakfı (02 Eylül 2015 - Çarşamba)
Boş Dünya… (13 Ağustos 2015 - Perşembe)
Birlik Olmak (06 Ağustos 2015 - Perşembe)
Memleketimiz Özümüzdür (29 Temmuz 2015 - Çarşamba)
Bayram O Bayram Ola (20 Temmuz 2015 - Pazartesi)
Zulüm Asla Payidar Olamaz (14 Temmuz 2015 - Salı)
Herkes İçin Ramazan (07 Temmuz 2015 - Salı)
Ramazan Oyun ve Eğlence Ayı Değildir (03 Temmuz 2015 - Cuma)
Köy ve Şehir Ramazanları (01 Temmuz 2015 - Çarşamba)
Ramazan-ı Şerif ve Oruç Üzerine (23 Haziran 2015 - Salı)
Köyümüze Ramazan Gelince (17 Haziran 2015 - Çarşamba)
İnanarak Yaşamak (09 Haziran 2015 - Salı)
Köylerimiz (03 Haziran 2015 - Çarşamba)
Sivas Kitapları (26 Mayıs 2015 - Salı)
Sivas Benim Memleketim (19 Mayıs 2015 - Salı)
Okumuyoruz (12 Mayıs 2015 - Salı)
Şehirlerin Sultanı Sivas (05 Mayıs 2015 - Salı)
Şu Talebelik Zor İş! (28 Nisan 2015 - Salı)
Birlikte Yaşama Ahlakı (21 Nisan 2015 - Salı)
Kutlu Peygamber (14 Nisan 2015 - Salı)
Hayatı Ertelemeden Yaşamak (31 Mart 2015 - Salı)
Baharla Birlikte Gelen (25 Mart 2015 - Çarşamba)
Çanakkale... Çanakkale... (17 Mart 2015 - Salı)
Eğitim Üzerine (03 Mart 2015 - Salı)
Baharı Beklerken (23 Şubat 2015 - Pazartesi)
Bismillah! (17 Şubat 2015 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Muhakkak ki kulak, göz, kalp, bunların her biri kendi fiillerinden mesul tutulacaklardır.

Hz. Muhammed