Berat Demirci


KURNAZLIĞIN EPİSTEMOLOJİK TERAKKİSİ

KURNAZLIĞIN EPİSTEMOLOJİK TERAKKİSİ


Kurnaz epistemolojik kadrolar; söyleyemediklerini, kasten ötekileştirilen birileri söylediğinde memnun olmak bir yana, acayip rahatsızlık duyuyorlar. Varsa bir yalan ve yanlış ancak onlar dile getirebilirler; yahut onların dile getirmediği bir şey yok hükmündedir. Herkesi kör, âlemi de sağır zannediyorlar, çok pişkinler. Çoğunlukla "Aa, biz de biliyoruz bunları!" havasındalar ve burunları ekranlardan Kafdağı’nı işaret ediyor. Peki neden, karınlarında tutarlar söylenmesi gerekenleri? Çünkü göbekten bağlı oldukları mevkilerden gelecek mevcut yahut muhtemel nema yollarına zarar gelebilir. Kendi zorluklarını içinde taşıyan gündelik hayatımıza da muhtelif güç araçlarıyla müdahil olmayı adeta bir kutsal görev bilmektedirler.

Yaşam tarzı icabı siyasi bağlantılardan kopuk kalmış bir kısım aydın(!) ve hem de sezilir istihzayla aksaklıkları, yanlışları dillendirdiğinde ise tezahüratın bini bir para… Bu ruh hali, köle ahlakının kompleks bir biçimde tecessüm edişinden başka bir şey değildir. Dört yanımız her çeşit entelektüel lakırdıyla, ambalajlı ve etiketli bilgilerle kuşatılmıştır ama düşündüğünü düzgünce söyleyecek yüreklilik yok. İnancı -İslam söz konusu olduğunda imtina gerektiği halde- ustalıkla söyleme çevirirken de aynı münharif dil, aynı münharif tavır… Bu vasatta entelektüel sayılmak için fazla bir şey gerekmez. Altı ay kurs verse meselâ belediyeler, üçü vasat zekalılara fazla gelir. Sosyal medya çok net bir şekilde kopyala-yapıştır yeni yetme ulema(!) ve entelektüel ile dolu değil mi?  

TV, STK, küçük sosyete grupları vs. karnından konuşanlara bayılıyor, tabii bunların bayılttığı kitleler de aktif yahut potansiyel müşteri... İşine yaramayan doğruyu söyleyemeyecek hale düşen tiplere sitem bildirdiğim günlere üzülüyorum. Üstelik 50'yi aştılar, en az yarım asırlıklar. Rakamı özellikle seçtim, mazerete mahal yok; yani, “Ben gariban bir Z’yim abi!” de diyemezler. Epistemik yapı, epistemolojik yapılaşma tamı tamına budur! “Demirel sağcılığı” diye bir teşhisi kim, hangi saik ile demişti hatırlamıyorum; haklıydı ama eksik demişti. O zatın devr-i iktidarında mezkur yapıya sadık ve yapılaşmaya hizmette kusur etmeyenler; yüksek fikir adamı mabeyninde gösteriliyordu. Gidişat değişmediği gibi; demografik akışa mütenasip bir biçimde kurumsallık kazanmıştır.

Tasvirine gayret ettiğim zeminden, çok daha kuvvetli iktidar ilişkileri çıkabilir ama bu kurumsallaşmayı hissetmek, hissedenler için zihniyette devrim niteliğinde bir keşif olur. İktidar ilişkilerinin lisan itibariyle daha fasih, muaşeret itibariyle daha sahih bir çizgi yakalaması için böylesi bir mükâşefeyi, muarefeyi geleceğimiz adına hayırhah bulurum. Bakisi; tüketim toplumu neferlerinin sağlı sollu sloganlar eşliğinde beyaz trenden, hızlı trene temennasından ibarettir. Hızlılık modern çağın en etkili illüzyonudur; hız arttıkça düşünce hantallaşır ve bu, en büyük tehlike, en büyük tuzaktır. Bu çelik zırhlı tuzak içinde hareket eden ha yapay beyin olmuş, ha yapay beyin tekniğiyle hareket eden insan türü; fark etmez.

Bir şekilde, müstahak görülen cevabı alacağımı tecrübemle biliyorum. Çünkü karından konuşanların, varlıklarını üstlerine hissettirmeleri, göstermeleri gerekir. Vicdanlarını bastırmak için, mistifikasyona baş vuranlar/vuracaklar şimdilik kategori dışı kalsın. Kalanları; muhbirliğe, mugalataya yahut doğrudan kanunî yetkilere dayanarak tecime elverişli fikirlerine açılım(!) kazandırırlar. En muteber teknik ise, geçmişle bugünü biteviye mukayese etme kurnazlığıdır. Bu, her devre uyarlanabilen yeni kurnazlık türü; şarkın modern zaman telakkisinden apardığı en büyük terakkidir ve gerçekte geleneksizliğin, çürümüşlüğün alamet-i farikasıdır.   Sayılarla, istatistikle bir ak, bir kara çıkarmak her durumda ve azıcık teknisyen kafasıyla mümkündür. Mahut sağcılık da buradan yolunu bulmaktadır.

Tarifeli yaşamanın ve hızlı, daha hızlı, en hızlı uğruna yarışmanın yolunu diyelim.

 

 

 



YAZARLAR