Yusuf Kaplan


Küresel tek devlet ve popüler kültürün hükümranlığı...


Dünya tek devlete doğru gidiyor: 200 küsur devlet, çok değil en fazla 50 yıl içinde, sadece kâğıt üzerinde devlet olarak kalacak.

Küreselleşme, yaklaşık çeyrek asır önce, ulus-devletlerin çöküşünü haber verecek işâretler göstermişti: İletişim ve ulaşım teknolojisinde yaşanan devrimler, kültürel ve entelektüel sınırların ortadan kalkmasına yol açtı.

POPÜLER KÜLTÜRÜN KÜLTÜRÜ GÖMDÜĞÜ BİR DÜNYA!

Bu süreci ekonomik küreselleşme hem hazırladı hem de patlattı!

Ekonomik senkronizasyon, kayıt-dışı ekonomileri kayıt altına aldı. Aslında bu, ulusal ekonomilerin, dünya ekonomisine çeki düzen veren küresel kapitalist güçler tarafından kontrol altına alınması anlamına geliyordu.

Ekonomik bağımsızlığın izafileşmesi ve buharlaşması demekti bu.

Ekonomik bağımsızlığın yitirilmesi, ekonominin küresel ekonomiyle senkronize hâle getirilmesi, kültürel ve entelektüel bağımsızlığın da tehlikeye düşmesine neden oldu.

Küreselleşme, gelinen nokta itibariyle, tektipleşmiş bir kültürü bütün dünya ölçeğinde yayıyor hızla: Popüler kültür bu. Los Angeles´tan üretilen popüler kültürün anında dünyaya ulaşması ve dünyanın kültürü hâline gelmesi!

Burada büyük bir paradoks var öncelikle dikkat çekilmesi gereken: Küreselleşme her tür sınırı ortadan kaldırıyor, ölçek büyüyor ama tektipleşmiş, sığ bir popüler kültürü bütün dünyanın kültürüne dönüştürerek insanın ufkunu alabildiğine daraltıyor.

Yeni bir dünyanın eşiğindeyiz: Aidiyet biçimlerinin buharlaştığı, kimliksiz, sınırsız, ufuksuz bir dünya bu. Kültürün öldüğü, popüler kültürün kültürü gömdüğü bir dünya.

Popüler kültürün dünyası, sığ bir dünya. Simülatif bir dünya: Sahte, yüzeysel ve ayartıcı bir dünya. İnsanı, dünyaya, dünyanın sorunlarına, dolayısıyla kendisine yabancılaştıran ve hız, haz ve ayartının kölesi yapan ontolojik şiddet yüklü bir dünya.

İNSANLIĞIN BAŞINA GELMİŞ EN BÜYÜK FELÂKET: POPÜLER KÜLTÜR!

Popüler kültür, bir dünya sunmuyor genç kuşaklara. Aksine, yaşanabilir bütün dünyaları yok ediyor: İnsanları, pornografinin ayartıcı, baştan çıkarıcı, estetize yok oluşlar dünyasına hapsediyor.

Eşcinselliğin hızla küreselleşmesi, insan türünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına yol açıyor...

Eşcinsellik, aileyi yok edecek, ailesiz bir toplum inşa edecek. Aslında toplum da bitecek: Robotlar, dijital hazlar ve dijital tanrıcıklar inşa edecek ve insanı da bitirecek...

Los Angeles´tan üretilen popüler kültür, sadece müzik kültürü değil. Film kültürü ve dijital kültür aynı zamanda.

Popüler kültürün üç çağdaş türü de hız, haz ve ayartıya dayanan ?pornografik? bir kültür. Yani? İnsanın duyma ve düşünme melekelerini yitirmesine yol açan bir kültür.

Dijital kültürün, insanın hem duyma hem de düşünme melekelerini yitirmesine yol açan iki çarpıcı örneği twitter ve instagram gibi sosyal medya alanları.

Sosyal medyayı hafife aldığımızı gözlemliyorum. Özellikle muhafazakâr siyasî çevrelerin.

Sosyal medya, sanıldığından da güçlü ve hayatımızı derinden etkiliyor...

Her şeyden önce, hız, haz ve ayartının mekânı. Düşünme çabasının iflası! Duyguların tükenmesi! Ruhsuzlaşmanın tavan yapması!

Tam da bu nedenle, aklın ve kalbin devre dışı kalması ve aklın yerini algının alması!

DEV ŞİRKETLER,DEVLETLERİ YUTACAK!

Tek dünya devletine doğru gidiyoruz, dedim. Ama aslında ortada devlet filan da kalmayacak. Dev şirketler, hiç olmadığı kadar, hayatımıza müdahil olacak...

Aslında sınırların ortadan kalkmasının yol açtığı buraya kadar özetlediğim tehlikeler akademik veya entelektüel açıdan tersine çevrilebilir: İdealist toplumlar, dünyanın birikimine hızla ve hiç olmadığı kadar erişebilirler ve bu birikimi tasnif ederek içselleştirebilirlerse, tarihin akışını değiştirecek bir konuma yükselebilirler.

Yahudilerden başka bu tür bir toplum görmüyorum.

Kısmen Müslümanlar hâriç.

Eğer müslümanlar toparlanabilirlerse, insanlığın önünü açacak büyük atılımlar gerçekleştirebilirler şimdilik Yahudiler kadar olmasa da.

Ama uzun vadede, şundan adım gibi eminim: Pornografik, pagan Batı kültürünün çözücü, yıkıcı, yok edici saldırısı karşısında Konfüçyanizm, Taoizm, Budizm, Zen, Şintoizm direnemedi ve teslim bayrağı çekti.

Sadece İslâm´ı teslim alamadı emperyalist Batılılar.

Eğer yeni, taze bir başlangıç yapacaksak, bunun yolunun önümüzü açacak, bu dünyada yaşayacak ama bu dünyayı yaşamayacak vefakâr, fedakâr ve cefakâr parlak öncüler yetiştirmekten geçtiğini bilelim, derim.



YAZARLAR