Ömer KIZILÖZ


KOPYALA YAPIŞTIR-2

KOPYALA YAPIŞTIR-2


Zihnimiz, duygularımız aslında ruhumuzun emrine verilmiş birer melekedir. Şayet onları her zaman kendi işleyişi ile başbaşa bırakırsak, hayatımız içerisinde belli oranda olması gereken otomatik düşünme ve davranma şekilleri, hayatımızın her alanına nüfuz edecek; ve bizler tamamı ile örüntülü yaşayan 3 saat sonrası, hatta bir gün içerisinde ne tür tepkiler verebileceği belli olan varlıklar  halini döneceğiz .

Sabah birine kızdıysak; gün boyu bu kızgınlığın etkisi ile geriye kalan tüm saatleri aynı duygu perspektifinden bakarak yaşayacak, somurtkan bir yüzümüz, hemen her şeye alınganlık gösterecek bir ruh halimiz olacak. Ya da güne neşeli başladıysak; bu seferde etrafımızda cereyan eden neşesizliği, durağanlığı göremeyip farkında olmadan böyle insanlara duyarsız kalma durumları olacak.

Evet otomatikleşmeye başlamanın nihayeti; artık örüntülü bir yaşam. Reklamcıların dahi bizim nerede, hangi tepkileri göstereceğimizi çözdükleri ve satış şekillerini dahi buna göre dizayn ettikleri örüntülü yaşam.

Düşünsenize, günlerini hep aynı saatte yatağından kalkan, aynı saatte işe giden, iş arkadaşlarıyla aynı şekilde selamlaşan ve benzer sohbetleri yapan yine iş çıkışında sonra aynı saatte akşam yemeğini yiyen, ailesiyle hemen hemen aynı sözcüklerden oluşan muhabbeti yaptıktan sonra finali televizyon izlemekle bitiren ve her gününü böyle tamamlayan, hayatını belli korkular ve belli sevinçler arasında gidip gelerek yaşayan o kadar çok insan var ki ; böyle bir yaşam tarzı ile  hayatımızı yaşadığımızda ise, o çok özel o çok eşsiz olduğumuzu söyleyen ruhumuz, bu yaşayış tarzına isyan etmekte; biraz kendimizi dinlediğimizde, biraz kendimize yöneldiğimiz de o sessiz çığlıkları fark edeceğiz aslında.

Zihnimizin fazla efor sarf etmemek için kullanmış olduğu bu yöntemler; kendisinin sahibi olan insana belli davranışları, belli spor ve sanat dallarını öğrenmede olduğu gibi; belirli bir yere ve miktara kadar faydalı. Ancak insani ilişkilerin, sosyal ilişkilerin yürütülmesi gibi değerli ve önemli durumlarda, insan kendisini otomatikleşmelerin kalıplaşmaların kucağına bırakmamalı.

Bu handikapa düşmemek, düştüysek de çıkmak için; Zihin içerisinde meydana gelen otomatikleşme, kalıplaşma ve örüntülü düşünme sistemlerinin, bir kere kendi ruhumuz olmadığını, bunların; hayatımızı kolaylaştırmayı sağlayan belirli yerlerde kullanabileceğimiz malzemeler ve tabiri caizse teknik aletler olduğunun her daim farkında olacağız; ve bu farkındalıkla, karşılaştığımız her yeni durumu iyi analiz edeceğiz, vaktin hakkını vererek, yani anı yaşayarak ve tefekkür ederek yaşayacağız.

Ve bilelim ki;

 Otomatikleşen insan;

 -Çok kolay tahakküm altına alınır.

- Hayatında,  kendisi olayları değil, olaylar onu yönetir.

-Yaşamında meydana gelen değişikliklere çabuk uyum sağlayamaz.

-Her olay karşısında tepkisel davranır.

-Yüzeyseldir, sığdır.

 Farkındalıkla ve her anın hakkını vermeye çalışan insan ise ;

- Yönlendirilemez.

 -Onun için esas olan doğrulardır.

- Problemleri çabuk fark eder ve çözüm yollarını çabuk kavrar.

- Yaşadığı her şeyi daha derin yaşar.

-Kendisini ve Yüce Yaratıcıyı daha iyi tanır.

-Yeni fikirleri değişimlere açıktır.

-Geniş bir bakış açısı vardır.

- Kolay kandırılamaz.

Ve; değişiklikler onu olumsuz etkileyemez, onları yönlendirmeyi ya da gerekiyorsa onlara adapte olmayı çabuk sağlar.

Selamlar, hürmetler…



YAZARLAR