Köprü ve göç
Köprü ve göç
Tarih: 18.2.2015 17:23:31 / 479okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

 

Geçen yıl (2014) Türkiye’de üç milyon kişinin daha kırsaldan büyük şehirlere göçtüğü belirtiliyor. Demek ki ülke değişiminin ve bu değişimin getirdiği sancıların birinci sebebi hâlâ “göç”.

 

Göç eden adam ne yapacak, önüne bir su çıktığında köprü kurup karşıya geçecek. Boğaz’a yapılan köprüler ticaret ve turizmden ziyade göçerlere hizmet ediyor.

 

Son büyük İstanbul ressamlarından Kütahyalı Ahmet Yakuboğlu yaptığı Boğaz resimlerine köprüyü koymamıştır.

 

Sebep?

 

Sebep Boğaz’ın o tabii güzelliğini yarıp geçen bir hançerdir köprü. Denizden, topraktan, ağaçtan, yalıdan, martıdan oluşan tabii manzarayı delen mekanik bir eleman.

 

Biz estetiği öne alırsak bu böyle, ama hayatın zaruret hali köprülerin sayısını üçe çıkarıyor. Bu zaruretin sebebi “göç”tür. Göç olmasaydı köprü olmayacaktı. Veya Boğaz’ın güzelliğini idrak edenler Marmaray’ı daha önce yapacaktı.

 

Milliyet’te fikirlerine saygı duyduğum Güngör Uras diyor ki “Köprüye karşı çıkanlar dedi ki önce Nazım Planı yapalım sonra köprüyü yaparız.” Nazım Plan bir türlü yapılarak uygulanamadı.

 

Sayın Uras İstanbul için çok planlar yapılmıştır. Bunu siz de bilirsiniz. Ama gerek rant için, gerek siyasi çıkar için, gerekse ihtiyaçtan bu planlar ya uygulanmamış, yahut tadilat ile kuşa dönmüştür.

 

Plancılar ile uygulayıcılar arasında sürekli bir gerilim ve çatışma olmuştur.

 

Yine Uras’ın verdiği bilgilere başvuralım: “Akın Kurdoğlu hesaplamış. İki köprüden gidiş geliş günde İETT ve halk otobüsleri ile 430 bin, özel araçlarla 1 milyon 100 bin... Bu sıcağa kar mı dayanır misali bu trafiğe köprü mü yeter”.

 

Kurdoğlu galiba Marmaray’ı hesaba katmamış, onu da sayarsak rakam yükselecek iyice. Bu rakam İstanbul nüfusunun her yıl artışı ile ilgili, yani göçle ilgili. Her gün trafiğe 300-400 aracın çıktığı, yirmi milyona yaklaşmış nüfusu ile bir şehrin trafiği nasıl kangren olmaz. Bu tabloya bakıp “Köprüye hayır” diyenler, önce “göçü nasıl durdurabiliriz” meselesini çözmeli idiler.

 

Geçmişe bakıp oradan yanlışlar çıkarmak nafile. Önümüzde “Kanal İstanbul” ile “Üçüncü Havaalanı” var. İnşaatlar başladı ilerliyor. Aynen köprü gibi “Hayır yapmayalım” demek Türkiye’yi tanımamaktır.

 

Büyük düşünmek lazım.

 

“Kanal İstanbul” ve “Havaalanı” İstanbul’a büyük bir nüfusun hücumunu getirecektir. Bu nüfusa, bu kadar arabaya nasıl yol yapacağız, trafik nasıl işleyecek? Bunun planları yapılıyordur elbet, ama bu planlar da öncekilere benzeyebilir, yani kuşa döner.

 

En radikal çözümü teklif ediyorum.

 

Ki bunu kabul edenler herhalde bir avuç romantik olur. Olsun. Teklif bizden kabul karşıdan.

 

Teklif şudur: Tarıma dönelim, sanayi sevdasından tedrici olarak vazgeçelim.

 

Yazının başında söz ettiğim üç milyon kişi o zaman toprağını terketmezdi.

 

Ak Parti döneminde tarıma destek gözle görülür biçimde arttı. Buna paralel olarak tarım gelirimiz, ihracatımız arttı. Ama bu tablo bizi doyurmuyor.

 

Benim dediğim bir zihniyet değişimidir. Sanayi devriminden bu yana sanayi adeta mistik bir ikon olmuş, tarım üvey evlat sayılmıştır. Oysa sanayi hem dünyayı, hem insanı bitiriyor.

 

Bu zihniyet o kadar kökleşmiştir ki sanayi yerine tarım demek gericilik sayılmıştır. Bu aymazlık içinde yıllarca tarım arazilerimizi ya sanayie yahut yerleşime açtık. Bursa ovasına bakın bir, içiniz kavrulur. Oysa bir tarım ülkesi olan Türkiye herkes sanayie koşarken tarımda dirense, iyi tarım yapsa, iyi verim alsa ne göç olurdu, ne köprü.

 

Bakınız İsveç gibi bir ülke Honduras’tan aldığı “muz”u üç-beş kat fiyatla Avrupa’ya satıyor. Bu işin ticareti. Ha cıvata satmışsın, ha muz.

 

Yine romantik bir görüşle şunu söylemeliyim. Vatandaş büyük şehre iş, aş, istikbal, çocukların tahsili, sağlık imkânları vb. sebebi ile geliyordu.

 

Şimdi ülkenin her köşesinde üniversite var. Örnek sağlık kuruluşları var, köylerde bile şehir hayatı yaşanıyor. Vatandaş tarımda büyük para olduğunu bir görsün, derhal boş bıraktığı arazisine döner. Yeter ki görsün. Ama en köklü mesele çözüm bekliyor.

 

Kalitenin yükselişi, yeterli oluşu. Verim. Hem üretimde, hem hizmette.

 

Üniversite açmışsın hoca yok, kütüphane yok. Ama AVM var. Olmadı işte.

 

Sonuç: Yapılacak çok iş var. Başta huzur, barış, siyasi istikrar. Bir hikâyeci olarak burnumu bu büyük meselelere sokma gayreti nereden geliyor?

 

Vatan işte insan vazgeçemiyor.

 

Anahtar Kelimeler: Köprü, göç
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Bircok insan mutluluğu burnunun üstünde unuttuğu gözlük gibi etrafta arar.

Konfüçyus