Zekai Özdemir


KOCAV hoca ve öğrencilerine

KOCAV hoca ve öğrencilerine


 

Bayram ve yasak bitti. İş yerlerinin bir çoğu bu gün açılıyor.Grip oldum gibi. Bu nedenle keyfim yok. Bu gece üşüdüm bile. Başıma bere takdım sabaha kadar. Gece iki kez uyandım. Şu an gözlerim yanıyor.Bir itirafım daha var. Gerçekten yoruldum, hatta yorulduk, hep beraber. Diş hekimi arkadaşıma gitmeyi planlıyorum. Çünkü ağzımın tavanı ve dilim çok yanıyor ve ağrıyor. Belki grip olduğum için gitmeye bilirim. Henüz saat, 07.50. 
Uyanınca babam ve annemi rüyama geldiğini hatırladım. Kapımı açtım ve onları gördüm. Babam şapkalı ve takım elbiseli, annem başörtülü elbiseliydi. Hiç konuşmadık ve rüyam bitti.
Hava çok ama çok soğuk. Yataktan çıkmadım. Öğle namazına kadar yattım ama uyumadım. Birazdan çıkıp diş hekimine gideceğim. Gerçekten hiç elimi bir kitaba atmadım, bugün.
Saat 15.56 ve ben yine yatağın içindeyim.
Diş taşlarımı temizletip geldim. Yemek yedim. Çay yaptım. Yatağıma uzandım. Çok uykum geldi... saat daha 08.09.
Kuşlar, yoktu, rüzgar susmuş yapraklar kıpırdamıyordu. Mayıs’ın son günlerinde tabiat ölüm sessizliğine gömülmüştü, sanki.
“İyilerin anıldığı yere Allah’ta gelir”. İşte insanlığın özlediği burada gizli. İyiler gitti, sohbet bitti. Hepimiz öksüz ve sözsüz kaldık.Türkiye ne kadar zengin olursa olsun, söz ustaları kalmadığı için fakirleşti.Hemde çok fakirleşti. Onların kitaplarıda olmasa, hepten bataklığa batacağız.Eskiler, hem insan hem kitaptı, dahası kitap adamdı.Şimdiler ise ne insan kaldı, ne kitap ne de kitap adam. Hele dijital kitap çıkınca, kitap adam hepten kayıp oldu.Kendi adıma, ağaç kokusu olmadan hiç bir okuduğumdan haz almıyorum. Örnek; dijital gazetede köşe yazılarından hiç tat almadan okuyorum. İnananınız dijital roman hiç ama hiç okumuyorum. Okumamda. Ben okuduğum her kitabı yavrusunu ağzında taşıyan, köpek veya kedi gibi taşırım.
Önce evler küçüldü sonra kütüphane kalmadı. Kütüphanesiz evlerde yaşıyoruz, şimdi. Bu bile fakirleşen Türkiye’nin en önemli göstergesidir. Eskiden evlerde elbise dolapları küçük, kütüphaneler büyüktü. Şimdi ise tam dersi. Kütüphane gitti, söz gitti, söz ehli gitti. Kitap adam, kütüphaneyle yok oldu. 
Biz günahkarı severiz, günahı. Bir gün  biri gelir bir dua eder o günahkar, günahı bırakırdı. Şimdi günahkar çok günahkarı seven yok. Çünkü günahkarı seven kal ehli, kitap adam yok. Bütün dünya dijital ben kitap adam peşindeyim. Nesiller arası açıklık değil bu. Bu nesillerin yok olması, yok edilişi. 
Bunlar sadece benim hayatım dersem, çok ayıp etmiş olurum. Hepimizin hayatı . Ve her dün, hayal gibi hepsi birer hikaye olacak.Her bir hikayede ruhun bazen öldürü ağrılarını bazende mutluluk veren hazlarını hislerle bitecek.
Vicdan, hamiyet, vefa, şükran, sevgi ve saygı kelimelerinin gölgesininde kalmadığı bu günlerde, sadece ümidimi kayıp etmediğim için mutluyum.Gölgesi olmayan bu kelimeler, paranın veya burjuvazinin damadı olmuşlar. Beni kimse almadığı için, kimsenin damadı olmadan özgürlüğümle mutlu bahtiyar geziyorum.Bu galiba muntazam ve müsterih çalışmamın doğal sonucu.
Virüslü bu günlerini bir müzik aletine benzetirsem, mesela kemana. Kemanın yayları bir gün hüzünlü birgün çoşkuyla nasıl tınlıyor veya konuşuyorsa, bende, bizde, sizde, bizde o ve onlarda günlerimizi kemanın yayları gibi geçiriyoruz.
27/05/2020 suadiye



YAZARLAR