Yusuf Kaplan


Kâmil insan ve kâmil nizam’ın kaynaklarının kurutulmasına göz yumamayız!

Kâmil insan ve kâmil nizam’ın kaynaklarının kurutulmasına göz yumamayız!


Bir zamanlar Afganistan, medeniyetin beşiği ve çekim merkeziydi. Herat, yerkürede her yeri aydınlatan bir güneş gibi parlıyordu Maveraünnehir havzasından. Maveraünnehir havzasının kalbiydi Herat. Timur ve çocukları, Herat’ı âlimlerin buluşma noktası, ufuk hattı yapmışlardı. Dünyanın dört bir tarafından gelen âlimler, Herat’ta, Semerkand’da nefes alıyor, Herat’ta, Belh’te Buhara’da nefes oluyordu bütün insanlığa.

GÜNEŞ, MAVERAÜNNEHİR HAVZASINDAN DOĞUYORDU HER SABAH…

Matematikten metafiziğe, fıkıhtan astronomiye, tıptan tasavvufa kadar bütün ilimlerin kalbi Herat’ta ve Belh’te, Semerkand’da ve Buhara’da atıyordu.

Dünyanın dört bir tarafından gelen âlimler, dedim. Dünya, İslâm dünyası demekti. İlim, irfan ve hikmet sütunları, sadece İslâm dünyasının eseriydi. Düşünce, sanat ve bütün bilimlerde, yalnızca İslâm medeniyetinin çocuğu.

Maveraünnehir havzasından doğuyordu her sabah güneş ve bütün dünyayı oradan aydınlatıyordu; hakikat güneşi, adalet güneşi, sulh ve selâmet güneşi. Dünyayı imar eden, adaleti her yerde tesis eden, hak ve hukuk nizamını her yere diken bir hakikat medeniyeti güneşi değildi sadece bu. Dış dünyayı ışıtmakla kalmıyor, insanın iç dünyasını da ısıtıyordu bu güneş aynı zamanda.

İnsanlığa, kâmil insanı da, kâmil nizamı da aralarında Afganistan’ın da yer aldığı Maveraünnehir havzası armağan etmişti.

Kaşgar’dan Buhara’ya, Semerkant’tan İsfahan’a, Hive’den Belh’e ve Herat’a kadar her yerde insanlığın üzerine düşen güneş, Maveraünnehir havzasının güneşiydi.

Maveraünnehir’de yeşeren kâmil insan, insanın iç dünyasının hazinelerini keşifte harikulâde mesafeler katedilmesine imkan tanıyan tasavvufun eseriydi. İslâm dünyasındaki akîdevî, fikrî, siyasî kargaşaya, hercümerce, kaosa son veren büyük atılımın gerçekleştirilmesini mümkün kılan kâmil nizam ise Ehl-i Sünnet omurga’nın onca çileden ve çabadan sonra tesis edilmesinin meyvesi.

İnsanın iç dünyasında muazzam bir huzur ve düzen vardı. Maveraünnehir havzasının bütün topraklarında da akîdevî, fikrî ve siyasî huzur ve düzen hükümrandı.

Hem kâmil insanın yeşertilmesinde hem de kâmil küresel nizam’ın tesis edilmesinde Afganistan ve çevresi çok büyük rol oynamıştı.

GÜNEŞİN YERİNİ KARABULUTLAR ALDI…

Afganistan o izzetli, haşmetli ve lezzetli günlerini yitireli üç dört asır oldu. Son yarım asırda da belki de tarihinin en talihsiz dönemini yaşıyor.

Güneş bir türlü doğmak bilmiyor Afganistan’ın üzerinde. Afganistan’ın üzerinde kara bulutlar kol geziyor sadece…

Tam yarım asırdır şimşekler çakıyor Afganistan semalarında, dağlarında. Her tarafı kasıp kavuran şimşekler!

Afganistan’da yaşananlar, Afganistan’la sınırlı değil. Afganistan, Afganistan’dan ibaret değil. Afganistan hem İslam dünyasının nereden nereye sürüklendiğini gösteren ve buradan nereye sürüklenebileceğini haber veren çok önemli bir laboratuvar hem de dünyanın geleceğini belirleyecek aktörler arasındaki gerilimlerin kaynağını oluşturan güçler dengesinin merkez üslerinden biri.

KÜRESEL SİSTEMİN HEDEFİ: EHL-İ SÜNNET OMURGA’NIN VE İRFANÎ RUHUN ÇÖKERTİLMESİ

Özelde Afganistan’da, genelde Maveraünnehir havzasında geliştirilen kâmil insan tipi ile kâmil nizam modelini sunan kaynak kurutulmaya çalışılıyor birkaç asırdır. Kâmil insan’ın pınarı kurutuldu İngilizlerin Afganistan, Pakistan ve Hindistan’da geliştirdikleri hâricî mantığının bütün kıtaya yayılmasından sonra. Şimdi Maveraünnehir havzasında kâmil insan’ın kaynağı tasavvuftan eser bile yok artık. Kâmil nizamın kaynağı Ehl-i Sünnet omurganın yansımaları ve uzantıları örtük de olsa canlı ve diri hâlâ!

İngilizlerin Vehhabiliği icat etmelerinden sonra Arap dünyasında hâricî mantığı bütün bölge toplumlarına hâkim oldu. Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Hindistan ve Türk cumhuriyetleri de dâhil Orta Asya veya Maveraünnehir coğrafyasında ve doğusunda hâricî mantığından eser bile yoktu tarih boyunca. Hem kâmil nizamın kaynağı Ehl-i Sünnet’in hem de kâmil insanın kaynağı tasavvufun merkez üssü bu coğrafyada da hâricî mantığı dominant konuma yükseltildi birkaç asırda.

Emperyalistler iki asırdır kâmil insanın kaynağı tasavvufun ve kâmil nizamın kaynağı Ehl-i sünnetin köklerini kurutmak için savaşıyorlar!

Niçin?

Bin yıl önce İslâm medeniyetini küresel medeniyet hâline getirerek insanlığın tarihini değiştiren kâmil nizam’ın kaynağı Ehl-i Sünnet omurga ile kâimil insan’ın kaynağı irfanî ruhun, İslâm dünyasını da insanlığı da yeniden hayata döndürebilecek yegâne iki kurucu be kurtarıcı kaynak olduğunu çok iyi biliyor emperyalistler!

Doğmadan boğmak, büsbütün kurutmak ve yök etmek istiyorlar o yüzden bu iki direnişle diriliş kaynağını.

Özetle… Bizse nasıl asırlık tehlikelerle kuşatıldığımızı görebilmiş bile değiliz henüz. Osmanlı’nın çökertilmesi ve Hindistan›ın parçalanmasıyla hem Ehl-i Sünnet hem de tasavvuf tarihlerinin en büyük darbesini yediler. Afganistan’da yaşanan hâdiselerle hem İslâm dünyasını yeniden toparlayacak hem de insanlığın orta ve uzun vadede huzur ve sükuna kavuşmasına imkan tanıyacak medeniyet atılımının iki temel kaynağı Ehl-i Sünnet omurga’ya ve tasavvufa ölümcül bir darbe vuracaklar.

Kâmil insanın ve kâmil nizamın kaynaklarının kurutulmasına seyirci kalamayız.

Ne yapacağız peki?

Kâmil insanlar, önümüzü açacak öncü kulaklar yetiştirerek kâmil nizamı yeniden inşa edecek köklü ve uzun soluklu bir medeniyet yolculuğuna çıkacağız. Başka çıkış yolu yok bu karabasandan ve tıkanmadan kurtulmanın.

Vesselâm.

 



YAZARLAR