Kırk milyon fidan
Kırk milyon fidan
Tarih: 25.12.2014 10:31:12 / 553okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

 

Fidan yetiştirmek, bebek büyütmeye benzer.

 

İğne ile kuyu kazmak gibidir.

 

Bebektir ağlar, niçin ağladığını bilemezsin. Ağzı var dili yok derdini diyemez. Gazı mı var, bir yeri mi ağrıyor, acıktı mı? Bunlar hep deneme-yanılma ile anlaşılır, tecrübe burada çok işe yarar. Anaların, ninelerin nasihatleri genç annelere çözüm olur.

 

Gece kaldırır seni, terlemiştir, ya fanila değiştirirsin, ya sırtına bez koyarsın. Acaba ateşlendi mi diye endişelenirsin. Eğer ateş varsa, kusma falan telaşlanırsınız, gecenin bir vakti doktor doktor dolaşırsınız.

 

Bir gün değil, beş gün değil bu bakım bu ihtimam yıllarca sürer. Giyiminden, yemesine, yatmasına kadar hep sizin ilginize muhtaçtır.

 

Büyür okula gider, okul bitirir, işe girer, evlenir çocuk sahibi olur yine sizin omuzunuzda gezer. Analık-babalık böyle bir şeydir. Çocuklar da büyüyüp çocuk sahibi olduklarında ana-babalığın ne menem birşey olduğunu anlarlar.

 

Lise ve üniversite yıllarında tatillerde devletin ağaçlandırma birimlerinde çalıştım.

 

Çok fidan diktik. Erozyonu azaltmak için hendekler kazdık, küçük dereleri ıslah yolunda akıntıyı kesmek için duvarlar ördük.

 

Eğer o ilde bu ağaç işine bakan dairenin âmiri mesleğini seviyor, tabiatla içli-dışlı ise, hele ki fidanlara bebek gibi bakıyorsa, o fidanlar şanslıdır. Umulur ki o amir o şehirde uzun süre hizmet eder, fidanlar kök tutar, boy atar. Yok adamın tayini çıkıp gidince fidanlar yetim kalır. Yerine gelen âmir ağaçları, suları, çiçekleri değil de; kulüpte briç oynamayı, okey taşı saymayı seviyorsa bu yetimlik çekilmez olur. Fidanlar yetersiz beslenmeden, susuzluk ve bakımsızlıktan daha yaprak açmaya fırsat bulamadan kurur.

 

Yurdumuzun büyük bölümü kara iklimi altındadır. Yazın sıcak, kışın soğuk. Pek çok bölge dağlarında, tepelerinde ağaç yoktur. Çıplak tepeler. Bozkır da otsuz, ağaçsız uzayıp gider. Buraları ağaçlandırmak emek ister, devamlılık ister.

 

Fidanı dikseniz de, bebek gibi eliniz sürekli üzerinde olacak.

 

Kar, yağmur, fırtına toprağı sıyırıp götürür. Güneş yakar, kar yağar, don olur, toprak bir dondu mu baharda ancak çözülür. Susuzluk büyük derttir. İcabında o kel tepelere araçla su taşımak gerekir. Gübre şarttır. Koruma da lazımdır; keçiden, domuzdan öteki otçul hayvanlardan.

 

Fidancık biraz canlanıp boy atınca, rüzgâr, fırtına onu sallamaya başlar, kökünü oynatır. Onu bir sağlam sopa ile desteklemelisiniz.

 

Velhasıl fidan yetiştirmek de çocuk gibi seneler alır. Ben bu yolda çok dikilip kuruyan ağaçlandırma alanları gördüm.

 

Bazı şehirlerin girişindeki tepelerde bazı tabelalar görürsünüz. Falan devlet dairesi ormanı, falan lise ormanı, falan âmirin adını taşıyan orman vb.

 

Orman yok olmuş, yani fidanlar kurumuş, tabela hatıra kalmıştır. Çok melodramatik bir şey ama tabelalarda “Hatıra Ormanı” ibaresi yer alır. Âmir bir heves personeli harekete geçirerek fidanları bulmuş, kanallar kazdırmış, dikime bizzat katılmıştır. Adını taşıyan tabela oraya çakıldığında gözleri yaşarır. Belki her bahar oraya pikniğe giderler.

 

Tâ ki âmirin tayini çıkıp gidinceye kadar. Daha önce söyledik yetim kalan fidanlar kurur, tabela öylece durur.

 

Türkiye Diyanet Vakfı “KAGEM Orman Projesi” kapsamında 81 ilde 40 milyon 500 bin fidan dikmeye karar vermiş. Nasıl sevindim bilemezsiniz. Rakam büyük. Çevre ile ilgili Bakanlık bu teşebbüsü daha da büyütebilir.

 

Şöyle ki: Türkiye’de binlerce vakıf var. Bunların büyük kısmı biraraya gelse, fidan dikim mevsiminin bir ayını “Ağaç Bayramı” (Belki böyle bir bayram vardır. Bilmiyorum. Gönül ister ki “Sevgililer Günü” kadar ilgi uyandırsın) ilan etse. Devlet ricali, bölgenin mülkî âmirleri, öğrenciler, askerler, halk iştirak etse davul-zurna ile bir şölen verilse ve bir ay süre ile fidan dikimine devam edilse. Bu rakam 40 milyondan 140 milyona çıksa.

 

Olamaz mı?

 

Olur.

 

Ama yukarıdan beri şunu anlatmak istiyorum. Fidan dikmekle iş bitmiyor. Asıl önemlisi onu büyütmek, kendine yeter hale getirmek.

 

Yani bir sevda, bir tutku, bir ideal. Diktiği ağaçların yıllar sonra genç bir orman olduğunu gören kişinin gözleri yaşarmaz mı? Şu gökkubbenin altından ne diye geçip gidiyoruz? Geride ne bırakıyoruz?

Anahtar Kelimeler: Kırk, milyon, fidan
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
"Yıkılıp düşene gülme sakın sen. Yiğit düşüp kalkmayınca belli olmaz "