Mustafa Öztürk


Kendimizle barışık olmamak lazım

İnsanın kendisiyle barışık olması güncel hayatta birçok kez duyduğumuz bir sözdür.


Genel kabule mazhar olduğunu düşündüğüm bir bakış açısına göre bu söz, “özellikle duygulanımlarını dengeleyen, tepkilerini kontrol edebilen, nerede ve ne şekilde davranacaklarını mümkün mertebe iyi planlayan, başka insanların huzurunu kaçırmayan, sorunlara takılıp kalmak yerine çözüm üretmeye çabalayan, mutlu oldukları her hallerinden belli olan insanlar kendileriyle barışık insanlardır” şeklinde bir anlam taşır. Ancak ben bu sözün böyle bir anlam taşımaması gerektiğine inanıyorum.

Dahası, ben, insanın özellikle ahlaki açıdan kendisiyle barışık olmaması, yani bir ömür boyu kendi kendini sorgulaması, kendi egosuyla sürekli hesaplaşması gerektiğine inanıyorum. 

İnsan ahlaki açıdan kendisiyle barışık olduğunda, ister istemez “Ben oldum” havasına girmiş ve kendinde kusur görmez hale gelmiş demektir. Oysa hiçbirimiz için nihai noktada ahlaki kemale ermişlik gibi bir durum söz konusu değildir. Çünkü ahlaki kemal insan açısından nokta konulabilir veya son kertesine ulaşılabilir bir şey değildir. Ahlaki kemal ancak bir ideal olabilir ve insan daha ahlaklı olma, daha ahlaklı yaşama yolunda bu idealin peşinde koşabilir. Bu mesele bir kenara, en başta zikri geçen “kendimizle barışık olmak” sözünden maksat, kendimizi fark etmek ya da olumlu/olumsuz yönlerimizi görmekse şayet, bu belli ölçüde anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir şeydir. Yok eğer kendimizle barışıklık denen şey kendi kişilik ve karakterimizden yüzde yüz memnuniyet duymak gibi bir şeye karşılık geliyorsa, o zaman ortada çok ciddi bir ahlaki sorun var demektir. Kendi namıma söylersem, insan özellikle seciye, huy ve ahlakilik açısından kendisiyle barışık değil, küs olmalıdır. Küs olmaktan kastım, insanın kendi kusurlarıyla yüzleşmesi, kendi benliğini kınayıp ayıplayabilmesi ve aynı zamanda o kusurlarını gidermek için sürekli olarak kendi benliğiyle mücadele etmesidir. 



YAZARLAR