Kar yazısı
Tarih: 27.1.2017 12:40:49 / 525okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

 

Çok kar yağdı.

Bir “Kar yazısı” yazmak şart oldu.

Ben Erzincan çocuğuyum (Şimdi böyle sözler çok moda: Karşıyaka çocuğuyum, biz de Antep çocuğuyuz gibi).

Erzurum ve Kars kadar olmasa bile çok kar görmüşlüğüm var.

Biz çocukken çok kar yağardı (1950-1960 arası). Şimdi o kadar yağmıyor. Mevsimler mi değişti, nedir. Erzincan´da araba yoktu. Bir tek Köse´nin taksisi vardı. 56 Chevrolet. Eski bir araba idi ama yine düğünlerde gelin arabası olurdu.

Şehirde Askeriye vardı. Ve cemseler. Evimiz ile okul arası iki kilometre kadardı. Karı yarıp gitmek zor. Beklerdik bir cemse geçsin, izine basıp gidelim. Marangoza yaptırılan tahta çantalarımız vardı. Ağır mı ağır. Olsun. Okul dönüşü o çantalara oturup yokuş aşağı kızak gibi kayardık. Ne tuhaf. Hepimiz turp gibi çocuklardık. Hasta olmazdık. Grip salgını falan yoktu. Tatil oldu mu sabahtan akşama karda oynardık. Öyle ki her yanımız su keserdi. Kızarmış yanaklarımız ve ağzımızdan savrulan dumanlarla oyuna doymadan eve dönerdik.

Her evde odun sobası yanıyordu. Şöyle silindir biçimli sac sobalar. Alt tarafında kapağı vardı, kapağın üzerinde hava alsın diye açılan bir küçük dikdörtgen. Soba her odun atıldığında çıtırtılar çıkararak yanardı. O küçük delikten fışkıran kızıllığa dalar çıtırtılar arasında hayal dünyasına uçardım. Bir yanda sandalyeye asılmış yaş çoraplarım kurur, bir yanda ben “Çocuk Haftası” okurdum.

Sobanın altında teneke kaplı soba tahtası. Üzerinde külü süpürmek için bir tavşan aşağı, yan tarafta köz küreği ve maşa derken mangal.

Yatsıdan sonra sobadaki meşe közü mangala çekilir, mangalda patates közlenir, artan közün üzeri küllenerek bırakılırdı. Hepimiz yer yatağında yatıyorduk ve o mangal bizi ısıtıyordu. Meşe közü dayanıklıdır, sabaha kadar sönmez. Sabah annem sobayı yine o közle yakar, üzerine mavi çinko çay demliğini oturturdu. O demlikten yükselen musiki ile uyanırdım. Oda ılık, kahvaltı masası hazır. Kız kardeşlerimle öteki odanın buz tutmuş pencerelerine koşardık. Pencere camlarında çiçekler, ağaçlar, kuşlar, bulutlar desenler. O desenlere çok baktık.

Üniversiteyi Erzurum´da okudum. Bir karlı şehirden bir karlı şehre gidip geliyordum. Erzincan İstasyonu´nda gecenin bir vakti tirenden indiğinizde sizi eve götürecek bir vasıta bulamazdınız. İstasyonla şehir arası uzak. Çantamı sırtlar, diz boyu karda tabana kuvvet yürürdüm. Trabzon Caddesi´nin üstünde sokak lambaları. Kar ağır ağır dökülüyor. Lamba ışıklarına koşan kelebekler gibi. Gece sessiz, ıssız yoldan hiç araba geçmemiş. Sade sizin ayak izleriniz. Bu yolculuğu hiç unutamam. Böyle dökülen kar insanı üşütmez. Yahut o zaman gençtik, biz üşümüyorduk.

Erzurum´da daha fazla kar yağardı. Altmışlı yılların başları. Üniversiteden şehre yürüyerek giderdik. Otobüs yok. Sadece alnında “Mavi kuş” yazan döküntü bir otobüs. O da tıkış tıkış olurdu.

Kar çok temizdi. Demek ki hava temizdi. Kar yiye yiye giderdik. Herhalde kok kömürü yakılıyordu. Sonra kalitesiz linyit yakılmaya başladı, zamanla nüfus arttı; Erzurum´un o güzelim havası kirlendi. Bu yazıyı Sezai Karakoç´un çok sevdiğim “Kar Şiiri” ile bitirmek istiyorum:



Karın yağdığını görünce

Kar tutan toprağı anlayacaksın

Toprakta bir karış karı görünce

Kar içinde yanan karı anlayacaksın



Allah kar gibi gökten yağınca

Karlar sıcak sıcak saçlarına değince

Başını önüne eğince

Benim bu şiirimi anlayacaksın



Bu adam o adam gelip gider

Senin ellerinde rüyam gelip gider

Her affın içinde bir intikam gelip gider

Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın



Ben bu şiiri yazdım âşık çeşidi

Öyle kar yağdı ki elim üşüdü

Ruhum seni düşününce ışıdı

Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın



Not: Ecel sevdiğim kişilerden üçünü peş peşe alıp gitti. Nurettin Albayrak, Cahit Çollak, Prof. Dr. Orhan Okay.

Sevdiklerimin ardından yazı yazamıyorum. Ne yazsam eksik kalıyor. Duyduğum acı karşısında yazdığım yazı sıfır. En iyisi susmak. Belki sonra yazarım. Yara iyileşince.

Hepsine Cenab-ı Allah´tan rahmet diliyorum.

Anahtar Kelimeler: yazısı
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
MADALYA (11 Ekim 2018 - Perşembe)
Mânalı hayat (04 Ekim 2018 - Perşembe)
Kalbin akletmesi (27 Eylül 2018 - Perşembe)
Hayat zor (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
‘Söz´ün gücü (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Çorbada tuzum olsun (29 Ağustos 2018 - Çarşamba)
İnsan nereye koşuyor? (18 Ağustos 2018 - Cumartesi)
Yalnız ölüm (01 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Roman diliyle iktisat (25 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Eskiler alıyorum… (18 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Aidiyet (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Çıkmaz sokak-geçer akçe (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Ceviz ile sincap (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Tatil programı (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Elveda zamanı (06 Haziran 2018 - Çarşamba)
Haddini bilmek (30 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Kıssadan hisse (24 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (17 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Piyasa (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Tanrı misafiri (25 Nisan 2018 - Çarşamba)
İnsanı tanımak (12 Nisan 2018 - Perşembe)
İnsanı tanımak (29 Mart 2018 - Perşembe)
Tarihi yapanlar ve yazanlar (15 Mart 2018 - Perşembe)
Yara (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Mesele (28 Şubat 2018 - Çarşamba)
BEYAZ (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Sarışın (09 Şubat 2018 - Cuma)
Mus­ta­fa KUT­LU (02 Şubat 2018 - Cuma)
Ahlâk ağacı (25 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (2) (18 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Sabır, kurtuluşun anahtarıdır.

Mevlana