Ömer KIZILÖZ


İYİLİĞİ YAŞAT

İYİLİĞİ YAŞAT


Dünya bir savaş meydanı, en temel de iyilik ve kötülüğün mücadele ettiği bir meydan.
Gündelik yaşadığımız, yaşatılan ve yaşatılmak istenen ne varsa bu iki duruma hizmet ediyor aslında.

Gerek evimizde, okulda, arkadaşlık ortamızda, iş yerinde; gerekse televizyonda, internette ve sosyal medyada bu savaş hep oluyor.
Haberlerde geçen; eşine hakaret etti haberleri. İzlediğimiz filmde lüks içinde yaşamanın üstün gösterilmesi, İş ortamında; “Çalışsan ne olacak ki kıymet mi biliniyor?” şeklinde çalışanların kendi aralarında birbirlerine dert yakınmaları.

En büyük yanlışlık ise; bu durumları normal görüp; alt tarafı bir haber, bir film ya da arkadaşımızın iç dökmesi deyip geçmemiz.

Aslında ne oluyor? Zehirleniyoruz, önce zihnimiz, sonrasında bilinçaltımız ve duygularımız zehirleniyor; hayata, insanlara önyargılarla ve korkularla bakıyoruz. Sadece hayata ve insanlara mı? Değil! Kendimize de…

İyiliğin ya da kötülüğün propagandası bilinçli veya bilinçsiz olarak ya bize yapılıyor ya da biz yapıyoruz.

Meşhur bir hikâye vardır, adamın biri devesi ile çölde ilerlerken yerde yüzükoyun yatan birini görür, hemen koşar yanına varır. Adamı düzeltir adam susuzluktan ve yorgunluktan bitmiş hâldedir. Adamın önce yüzünü yıkar, kırbasından su içirir, adam bir müddet sonra kendisine iyiliği dokunan adama bir tekme vurur ve devesini aldığı gibi kaçmaya başlar. İyilik yapan adam kaçan kişinin arkasından bağırır ve şöyle der; “Sakın bu yaptığın kötülüğü kimseye anlatma.” Kendisine bu şekilde bağırıldığını duyan adam “Neden?” diye sorar. Adam: “Eğer bu yaptığın kötülüğü anlatırsan iyilik yapacak olanlara engel olursun” der.

“Olumsuzlukları görmeyip polyannacılık mı oynayalım? Her şey yolunda gidiyor, harikulade mi ki? Gül var doğru ama dikende var, dikenleri görmezden mi gelelim?” denilebilir.

Bunlar doğru, ancak hem doğru olup hem de işe yarar olan bilgi ise; Bir problemi, bir sorunu olduğunda; çözüm arama, doğru olana katkıda bulunma dışında söylenen dillendirilen her söz; problemlerimizi sorunlarımızı çözmeyeceği gibi onların daha da artmasına katkı sağlayacaktır.

Sadece ama sadece çözümlere odaklanalım,
Biz sadece iyi olanı güzel olanı anlatalım,
İyi olanı güzel olanı dinleyelim,
İyi olanı güzel olanı arayalım,
Biz sadece iyi olmasına, güzel olmasına çalışalım, İyiye yoralım ve iyiye havale edelim,
İyiliği yaşatalım, iyilik ancak böyle artar, ancak böyle huzuru, doğruyu, yüzlerdeki tebessümü artırabiliriz ve ancak insanlar böyle olursa birbirlerine güvenebilir, birbirlerini sevebilir.

Arkadaşımız bize derdini anlatıyorsa; ona çözüm yolu sunalım, tabiri caizse oturup onunla ağlayıp, derdini, dertlerini daha da depreştirmeyelim.
Bize yapılan haksız bir eleştiri var ise önce bunu kafadan reddedip içselleştirmeyelim ve kendimizi zehirlemeyelim, evet iyiliğin propagandasını yapalım. Yukarıda belirttiğim üzere çözüm arama ve katkıda
bulunma düşüncesi dışında ki olumsuz haber ve bilgileri ne zihin dünyamıza alalım ne de biz başkalarına söyleyelim.
Çünkü kötülüğü düşünmek, konuşmak; bizi daraltır, küçültür,
çirkinleştirir ve insanlarla olan ilişkimizi bozar. İyi düşünmek, iyiyi aramak, nihayetinde iyi olmak ise bizi geliştirir, bizi güzelleştirir, bizim diğer insanlarla sağlam bağlar kurmamıza yardımcı olur ve bizi yüceltir.



YAZARLAR