İslâm - Batı ilişkilerinde geldiğimiz yer
Tarih: 9.2.2018 11:45:35 / 282okunma / 0yorum
İBRAHİM TENEKECİ

Doç. Dr. İbrahim Kalın´ın geniş hacimli son kitabı, ancak ciddi emek ve büyük birikim sonucunda ortaya çıkabilecek bir eserdir. (Ben, Öteki ve Ötesi, İnsan Yayınları, 2016.) Kitapta İslâm - Batı ilişkileri, ilk temastan günümüze kadar ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor. Birbirine uzak gibi görünen sayısız konu, bir bütünün parçası olup çıkıyor. Dinî tartışmalar, kanlı savaşlar ve nihayetinde gelinen yer.
İslâm âlemi ile Batı dünyası arasındaki askerî, siyasî ve iktisadî farkın Müslümanlar aleyhine açılması, esas kırılmanın yaşandığı noktadır. “Neden geri kaldık” sorusu da buradan başlamaktadır. Yazımıza İbrahim Kalın´ın önemli ve yeni bir tespitiyle başlayalım: “İslâm toplumlarının Avrupa´daki bazı yeniliklere direndiğini; sekülarizm, pozitivizm, milliyetçilik, sömürgecilik, ucuz iş gücü, kapitalizm ve kıtalar arası köle ticareti gibi inanç ve uygulamaların toplumsal dokuyu bozacağına ve faydadan çok zarar getireceğine inandıklarını söyleyebiliriz.” (Sayfa 356) Bu duruma veya duruşa, ‘onlar gibi olmamaya direnmek´ diyebiliriz. Başa dönelim ve kitabın girişinden yapacağımız bir iktibasla, iki uzak sayfayı yakınlaştıralım: “Modern zamanlar, İslâm dünyasında önemli kırılmalara yol açtı. Toprakları işgal edilen, onurlu ve özgür vatandaşları köleleştirilen, tarihi ve medeniyeti geri ve anlamsız bir kültür olarak reddedilen İslâm dünyası, moderniteye belli tepkiler vermek zorundaydı.” (22) Burada kısa bir süre için 2013 yılında yayınlanan Akıl ve Erdem´e uğramak zorundayız: “Son iki asırdır Müslümanları sarmış olan yerinden yurdundan edilmişlik ve yabancılaşma duygusu, modern dünyaya karşı hayal kırıklığı hissini körüklemeye devam ediyor.” (Küre Yayınları, Sayfa 229.) İbrahim Kalın´ın uzun süredir bu konu üstünde çalıştığını, düşündüğünü görüyoruz.
Müslümanların ötekileştirilmesi, modern dünyanın ve zamanların dışına itilmeye çalışılması yeni bir şey değil. Fakat gelinen yer, İslâm coğrafyasını kan gölüne ve geniş bir operasyon sahasına dönüştürdü. Batı dünyasının her türlü insanî duygudan uzak saldırılarının altında ne var? Hakka ve hakikate aykırı bu adımları hangi bahanenin arkasına sığınıp da atıyorlar? Bu nasıl bir projedir?
İbrahim Kalın, yazımıza konu ettiğimiz eserinde, bu ve benzeri soruların da peşine düşüyor. Daha ilk sayfalarda, adeta tehlikenin boyutlarını haber veriyor: “Soğuk Savaş´ın ardından İslâm, giderek bir güvenlik sorunu olarak kurgulanmış ve ‘İslâm tehdidi´ uluslararası ilişkilerden göçmen yasalarına kadar her alanda kullanılan elverişli bir siyaset aracı haline getirilmiştir.” (15)
Cümleyi okur okumaz ‘kurgu´ kelimesini işaretlemiştim. Bu hamleyi kurgulayanlar, gerekçeleri de özenle hazırlamışlardı. Lazım olan ortak dil, siyasetten medyaya kadar oluşturulmuştu. Medya deyip geçmemek gerekiyor. Kamuoyunu ikna eden ve edecek olan odur. Doğruluğu şüpheli anketler, algı yönetimleri, yanlı ve yanlış haberler. Sonuç: “Avrupalı ve Amerikalıların büyük çoğunluğu ‘İslâmî köktenciliği son derece önemli bir tehdit´ olarak algılıyor.” (412)
Batı medyasına hâkim olan dili hatırlatmakta ayrıca fayda görüyoruz. İbrahim Kalın´ın verdiği örnekler gerçekten etkileyici. Özetle: Aynı kabahati Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi işlerse eğer, sadece bir tanesi ‘terörist´ ilân ediliyor, inancı sorgulanıyor, dini zan altında bırakılıyor, birtakım çirkin klişeler derhal dolaşıma sokuluyor. Diğer ikisi ise psikolojik sorunlu, aşırı sağcı vs oluyor. Meselenin ciddiyetini anlayabilmemiz için yeniden kitaba dönelim: “Medyada Müslümanlarla ilgili olayların tek taraflı ve genellikle sorumsuz bir şekilde verilmesi, İslâmofobik söylem ve eylemleri beslemektedir.” (449)
YENİ BİR IRKÇILIK TÜRÜ
Batı dünyasının Müslümanlara karşı hasmane tutumu, ayrımcı ve dışlayıcı tavrı, hayatın birçok anında ve alanında rahatlıkla görülebilir. Şiddeti İslâm dininin bir parçası gibi görme ve gösterme çabaları, güya bundan korumak için alınan önlemler, yeni bir ırkçılık türünü de doğurmuştur: “Bir grup insanı ve onların inanç, kültür ve etnik kökenlerini hedef aldığı için İslâmofobi, bir ırkçılık türü haline gelmiştir.” (450)
Bu düşmanlık ve korkuyu besleyenlere göre, Müslümanlar demokrasinin ve dünya barışının önündeki neredeyse en büyük engeldir. Cezayir seçimlerine yapılan askerî müdahaleye “demokrasiyi korumak” adına sahip çıkmışlardır mesela. Mısır´da gerçekleşen darbe ise acı bir örnek olarak tazeliğini koruyor.
Ben, Öteki ve Ötesi´nin hayatî bölümlerinden biri de ‘terör´ bahsi olmuş. Yazımızın özünü de zaten bu konu oluşturuyor. İbrahim Kalın, meselenin tarihsel köklerine inmekle beraber, 2001 yılını milat olarak kabul ediyor: “11 Eylül hadiseleriyle beraber İslâm sistematik bir şekilde terörizmle özdeşleştirilmeye başlanmış ve Müslümanlar potansiyel terörist olarak resmedilmiştir.” (416) Onların ifadesiyle; önce aşırı dinciler, radikaller, siyasal İslâmcılar ve sonra hepimiz.
Bugün İslâm ümmetinin karşılaştığı en büyük tehdit, vatan savunmasının bile ‘terör suçu´ kapmasına alınabilmesidir. Herhangi bir emperyalist projeye veya adaletsizliğe karşı çıktığınızda, sizi nasıl bir akıbetin beklediğini bilemezsiniz.
Terörle mücadele adı altında, her türlü işgal, müdahale ve kanunsuzluk meşru hale getirilmektedir. Terör, kullanışlı bir nesneye, kavrama dönüşmüştür artık. Dünya tarihinde eşine rastlanmayan ve tamamen niyet okumaya yönelik ‘önleyici saldırıları´ düşünelim. İsteyen istediği yere. Peki, hayatını kaybeden milyonlarca insanın, yurdundan edilenlerin ve tahammül sınırını çoktan aşan haksızlıkların hesabını kim soracak, kimler verecek? Aklıma gelen tek şey, Said Halim Paşa´nın şu satırları oluyor: “İnsaf ve uzak görüşlülükten iyice mahrum olduklarını ispat eden bu istilâcılar, Müslümanlara reva gördükleri zulüm ve gaddarca muamelelerle, günün birinde meydana çıkacak olan tepkiyi de çabuklaştırmaktan geri kalmıyorlardı. Bu tepki elbette vukubulacaktır.” (Buhranlarımız, İz Yayıncılık, Sayfa 165.)
Amerika´nın Kudüs´le ilgili haksız kararına karşı oluşan tepkileri bu tespit üzerinden okumakta yarar var.
HAKSIZLIKTAN YANA OLANLAR
İbrahim Kalın, son günlerde yeniden alevlenen Filistin meselesine de önemle eğiliyor. Mutlaka dikkate almamız gereken cümleler kuruyor. Yazara göre, İslâm - Batı ilişkilerini geren konulardan biri de İsrail´in işgaliyle ortaya çıkan Filistin meselesidir. Amerika´nın başını çektiği Batı dünyası, tartışmasız bir biçimde, haksızlıktan ve zorbalıktan yana olmuştur. İsrail´in Filistinlilere karşı orantısız güç eşliğinde devlet terörü uygulanması, sözde insan hakları savunucularını rahatsız etmiş görünmüyor. Bu büyük bir çelişki olarak önümüzde duruyor.
Amerika´yı hem iyi bilen hem de yakından takip eden İbrahim Kalın, sorunu anlamamızı sağlayacak kıymetli bilgiler veriyor: “Özellikle Amerika´da İslâmofobinin bayraktarlığını yapan isimlerin aynı zamanda İsrail lobisinin etkin isimleri arasında yer alması şüphesiz bir tesadüf değil.” (440) Böylece tekrar aynı noktaya gelmiş oluyoruz: “Filistin´de yaşanan büyük haksızlığa karşı çıkan herkes, derhal teröristleri desteklemekle suçlanır.” (441) Böylece yahudi sorunu hızlı bir biçimde Müslüman sorununa dönüştürülmüştür.
Artık bitirelim. Ben, Öteki ve Ötesi, sadece geçmişi değil, yaşadığımız günleri ve olayları anlamamızı sağlayacak değerli bir çabadır.
Peki, bu hep böyle mi gidecektir? Yapmamız gereken şeylerin listesi, yani vazifelerimiz hayli uzun. Öte yandan, teselli mahiyetinde okuduğum satırlar bunlardır: “Hak, adalet ve eşit temsile dayalı bir dünya tasavvuru olmadan adil ve sürdürülebilir bir küresel düzen kurmak mümkün değildir. Dünyaya Avrupa merkezci, ırkçı ve emperyalist zaviyeden bakanlar, bu tahakküm ve sömürge ilişkisini kurarken insanlık tarihinin en büyük suçlarını da işlediler.
Modern tarih, bu bakış açısı ve ona verilen tepkilerin örnekleriyle dolu. Kendi dışındaki varlıklara efendi - köle hiyerarşisi dayatmaya çalışan siyasî ve ekonomik projelerin serencamını biliyoruz.” (454)

Anahtar Kelimeler: Batı, ilişkilerinde, geldiğimiz
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Rahmet ile zahmet arasında (16 Eylül 2018 - Pazar)
Şiddet ile inayet arasında (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
Yazamamak (09 Eylül 2018 - Pazar)
Kitaplar, dergiler ve son durum (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Gurbetten sılaya doğru (02 Eylül 2018 - Pazar)
Ortak kader (24 Ağustos 2018 - Cuma)
Onur meselesi (15 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Ayrı dünyalara ait iki kavram (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Yazmış bulunduk (22 Temmuz 2018 - Pazar)
İzzet bize, zillet size (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Kaderimizin merkezi (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Doğru ve düzgün olmak (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Olması gereken (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Yer isimlerinin peşinden gitmek (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Şimdi (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Bütünlüğü korumaktan yanayız (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Benzersiz bir dönem (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
Kıymet ve kıyamet (09 Haziran 2018 - Cumartesi)
Taşınmak (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Yaşanan ve yansıyan (02 Haziran 2018 - Cumartesi)
Tatsız bir durum (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
Kalbî beraberlik, çıkarsız birliktelik (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Bazı yeni konular (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Halimizden memnun muyuz? (19 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Uzun bir gün (16 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Tarih dönüyor (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Dostluk nedir? (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
İbrahim Karagül için (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Bir kelimeden (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
İçten bir seda (08 Nisan 2018 - Pazar)
Ülkü Tamer için (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Sahafnâme (01 Nisan 2018 - Pazar)
Gençlik nereye gidiyor? (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Birkaç şey birden (24 Mart 2018 - Cumartesi)
Dünya Su Günü (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Dünya Ormancılık Günü (18 Mart 2018 - Pazar)
Son günlerde (15 Mart 2018 - Perşembe)
Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır (07 Mart 2018 - Çarşamba)
İnsana ümit veren konular (04 Mart 2018 - Pazar)
Yıkıcı değil, yapıcı olalım (25 Şubat 2018 - Pazar)
Varlığımıza musallat olanlar (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Kıymetli bir çabaya şahitlik etmek (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Sultan Abdülhamid Han´ı anmak ve anlamak (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Millî uyanış (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
Aklı karışıklar için kılavuz (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Vatandan yana olmak... (01 Şubat 2018 - Perşembe)
Dün, bugün, yarın (26 Ocak 2018 - Cuma)
Hayatın her yeri (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
Kısaca (19 Ocak 2018 - Cuma)
Yolda olmak (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Edebiyat ve hayat (05 Ocak 2018 - Cuma)
Yeniden millet oluyoruz (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Millete sadakat ümmete vefa (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Elbette Filistin (22 Aralık 2017 - Cuma)
En küçük adım bile (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Daima Kudüs (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Aklıma ilk gelenler (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Bütün bu olaylar (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Ben, Öteki ve Ötesi (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Eski Vatan (28 Kasım 2017 - Salı)
Bize düşen, düşmemektir (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Kazandıkça kaybetmek (19 Kasım 2017 - Pazar)
Türkiye nedir? (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Kirli dil, kibirli hâl (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Gençliğimizin kahramanları (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmış bulunduk (20 Ekim 2017 - Cuma)
Bir kütüphane kurmak (17 Ekim 2017 - Salı)
Millet dersine çalışmalıyız (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmadan önce (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Altı çizilenler (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Yolculuğumuz (22 Eylül 2017 - Cuma)
Dengemizi koruyalım (19 Eylül 2017 - Salı)
Kırsalda neler oluyor? (15 Eylül 2017 - Cuma)
Bir mesele (07 Eylül 2017 - Perşembe)
Üzücü ve şaşırtıcı olan (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Görülen lüzum üzerine (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
Vatanı vatansızlara bırakmadık (11 Temmuz 2017 - Salı)
İyilerle birlikte olmak (07 Temmuz 2017 - Cuma)
İyilik berekettir (03 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Türkiye, müşterek derdimizdir (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
Aslımızdan kopamayız (02 Haziran 2017 - Cuma)
Kırk yıllık hatır (24 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Tek tesellimiz (12 Mayıs 2017 - Cuma)
Son günler için (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
BAHAR (05 Mayıs 2017 - Cuma)
Kazanırken kaybedilen (25 Nisan 2017 - Salı)
KISACA (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Yeniden niyet etmeliyiz (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Yeminli düşmanlık (24 Mart 2017 - Cuma)
Dünden devam (17 Mart 2017 - Cuma)
Hayat ve bereket (15 Mart 2017 - Çarşamba)
Bize gelen, bizimle giden (06 Mart 2017 - Pazartesi)
Yirmi yıl sonra (04 Mart 2017 - Cumartesi)
Yapmak ile Yıkmak (24 Şubat 2017 - Cuma)
Arkadaşlık (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Nerede duruyoruz? (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Pullarımız (07 Şubat 2017 - Salı)
Güzellik (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Dert söyletir, derman susturur (27 Ocak 2017 - Cuma)
Bize düşen vazife (17 Ocak 2017 - Salı)
Kar (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Buradayız, bekliyoruz (10 Ocak 2017 - Salı)
Sağlam duralım (23 Aralık 2016 - Cuma)
Evlatlarımız (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Türkiye bir mesuliyetin adıdır (20 Kasım 2016 - Pazar)
Saygı ile sevgi (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
Fitne ateşi (21 Ekim 2016 - Cuma)
Son durum (14 Ekim 2016 - Cuma)
Türkiye´yi savunmak (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Devletin ve milletin bekâsı için (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
15 Temmuz 2016 (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
Göz gördü, gönül sevdi (14 Temmuz 2016 - Perşembe)
Dünyanın çivisi (30 Haziran 2016 - Perşembe)
Güzel bir kitap (17 Haziran 2016 - Cuma)
Hak ve Bâtıl (14 Haziran 2016 - Salı)
Yapan, yaptınız diyendir (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kâğıt, kalem ve sosyal medya (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Fitne (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Ne durumdayız? (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
Akan kan, yükselen kin (26 Ağustos 2015 - Çarşamba)
Kenan Evren öldü (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Kültür meselemiz (23 Nisan 2015 - Perşembe)
Oyunu bozmak zorundayız (21 Nisan 2015 - Salı)
Kıyamet değil, kıyam (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Siyaset ve millet (30 Mart 2015 - Pazartesi)
Bir hilal uğruna... (24 Mart 2015 - Salı)
Bu bir gezi yazısıdır (10 Mart 2015 - Salı)
Bugün (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Söz vermek, almak... (27 Şubat 2015 - Cuma)
İmha ve ihya (09 Şubat 2015 - Pazartesi)
Yoldaki işaretler (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Sözün özü (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Sözün namusu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
İnsan insanın aynasıdır (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Dostluk ve düşmanlık (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hepimiz tehlikedeyiz (12 Ocak 2015 - Pazartesi)
Sarıkamış için (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Bıldır (04 Ocak 2015 - Pazar)
Son zamanlar (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Sana kalpten soruyorlar (28 Aralık 2014 - Pazar)
Bir insana sarılmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Yerli ve millî olmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Tarihte bugün (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Gerçek Hayat (30 Kasım 2014 - Pazar)
Geçici menfaatler, kalıcı anlamlar (28 Kasım 2014 - Cuma)
Yaşatırsanız, yaşarsınız (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Kudüs için (20 Kasım 2014 - Perşembe)
Ağaçlar ve odunlar (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Anadolu Gençlik Derneği (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Zengin çeşit, fakir insan (11 Kasım 2014 - Salı)
Duâ Tâneleri (07 Kasım 2014 - Cuma)
Yoksulun sırtı, zenginin karnı (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Yeniden Bursa (04 Kasım 2014 - Salı)
Türkiye`ye inanmak (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bursa`nın kıymeti (28 Ekim 2014 - Salı)
Türkiye, umudun yurdu (23 Ekim 2014 - Perşembe)
Yüksek hayat tecrübesi (16 Ekim 2014 - Perşembe)
Olmadı (12 Ekim 2014 - Pazar)
Batı bataklığı (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Acı gerçek, tatlı yalan (07 Ekim 2014 - Salı)
Doğan ölür, yapılan yıkılır (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ölüm var (21 Eylül 2014 - Pazar)
Kalbin betonlaşması (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Kıymet, bilinmek ister (09 Eylül 2014 - Salı)
Kardeşlik âdabı (05 Eylül 2014 - Cuma)
Kitabın ahlakını korumak (05 Eylül 2014 - Cuma)
Birinci Meclis Ruhu (03 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ancak birlikte başarabiliriz (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Kardeşime dokunma! (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Değişen bir şey var mı? (20 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Birlikte dirlik vardır (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
Fesadın işi: Haset (15 Ağustos 2014 - Cuma)
YARIN (10 Ağustos 2014 - Pazar)
Yolda olmak... (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hatırla ve sıkı tut (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Merhamet etmek (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
İnsanın kanadı, gayretidir.

Mevlana