İran toplumunun gelecek tahayyülatı
Tarih: 23.5.2017 14:29:01 / 478okunma / 0yorum
AKİF EMRE

Cumhuriyet tarihi boyunca adeta yok gibi davrandığımız Güney ve Doğu komşularımızda olup bitenler tam tersi politikalara zorluyor. Irak´ta iç savaş devam ederken Suriye´deki savaş uluslararası boyut kazandı. Irak´taki durum zaten Amerika´nın denetim ve gözetimindeydi başından beri. Suriye´deki iç savaş ise artık Türkiye´nin de fiili olarak müdahil olduğu, iç mesele olma potansiyeli yüksek bir hal aldı.
Ama her iki ülkedeki yaşanması muhtemel gelişmelerin mutlaka Türkiye´yi etkileyecek. Ama her halükarda Suriye ve Irak´taki gelişmelerde doğrudan veya dolaylı olarak İran etkisi, nüfuzu her aşamada kendini gösteriyor.
Her ne kadar dışardan bakılınca İran bölgede aktif bir aktör olarak sınır ötesi nüfuzu geliştiren bir görünüm verse de içerdeki tartışmalar bu duruma tezat gibi görünüyor. Dün yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sonucu belirlemede en önemli faktörlerden biri olan nükleer anlaşma ülkenin siyasi dengelerinden toplum psikolojisine kadar çok şeyi belirler mahiyette.
Bu yazı kaleme alındığında henüz cumhurbaşkanlığı seçim oylaması tamamlanmamıştı. Katılma oranının yüksekliğine bakılacak olursa Ruhani´nin yarışı önde tamamlaması pek mümkün.
Nükleer tartışmaları tüm toplumda iki farklı karşılık buluyor. İlki, İran´ın daha doğrusu devrimin dış güçlerin saldırına maruz kaldığı algısı. Buna göre, devrimi devirmek için başta Amerika olmak üzere emperyal güçler fırsat kollamaktadır. Bu korku siyaseti devrim ve ülkenin bağımsızlığı etrafında siyasi görüşü ne olursa olsun yığınların birleşmelerini sağlayan en önemli ortak paydaşlardan biri. İranlılık bilinci, ortak düşman söz konusu olduğunda tüm farklılıkları ortadan kaldırmaya yetiyor bu ülkede.
Yine nükleer anlaşma etrafında gelişen en önemli tartışma; toplum psikolojisini onure eden bir sonuç doğuruyor. Devrimi yok etmeye çalışan batılıların İran´la masa başına oturmak zorunda bırakılmış olunması gururlarını okşuyor…. Hepsinden önemlisi yönetimin propaganda makinesini iyi işleterek artık ´nükleer güç´ olduklarına ikna edilen İranlılar için bu pozisyonun korunması milli bir dava halini almış durumda. Nükleer anlaşmanın geleceği sadece batıya açılıp açılmama meselesi değil, toplumun kendine olan güveniyle de alakalı.
Bu nedenle hiçbir siyasi kanadın nükleer karşıtı bir söz söyleme şansı yok.
Bu gerilim politikasına paralel ayrıntılar üzerinde tarafların birbiriyle mücadele biçimi ülkenin her an bölüneceği izlenimi verebilir. Hele bizim gibi siyasal kültürün kamplaşamaya müsait olduğu yerden bakılınca devrimin çoktan yıkılması, rejim değişikliğine gidilmesi beklenirdi. Nitekim Türk basınında çıkan yorumlara bakınca İran´ın en marjinal silahlı şiddete bulaşmış, Saddam´la işbirliği yapmış örgütlerin kağıt üstünde yaptıkları açıklamalar İran muhalefetinin talebi, sistemden memnun olmayan kitlelerin talebi gibi sunulabiliyor.
Yıllar önce bir Türk diplomatın yerinde bir tespiti ile, İran siyasetinin en bariz özeliği, her konuyu sonuna kadar tartışabilmeleri. Dışardan bakanlar için sistemin parçalandığını akla getiren bu yoğun tartışma kültüründen bir enerji çıkarmasını biliyor İranlılar. Yine diplomatın ifadesiyle zaman zaman da bu tartışma sistemi kilitliyor olsa da siyasal sistem bir şekilde bu krizleri aşacak yöntemler geliştirebiliyor.
Türkiye´den bakılınca yayılmacı emperyal bir tehdit algısı oluşturulan İran, kendi içinde farklı toplumsal beklentilere sahip. Muhalefeti radikal sistem eleştirisinden sistem içi muhalefete zorlayan yapı aynı zamanda kitlelerin taleplerini absorbe etmeyi her seferinde başarabiliyor. Neoliberal müdahalelerin ülkeye matuf niyetlerini tehdit algısı olarak okuyan ve bunu toplumsal olarak kabul ettirebilen bir yapı var.
Ancak siyasal sistemin işleyişi ile dış dünyadan beklentiler arasında ortalama İranlı´nın beklentilerinin karşılanması ciddi sıkıntı oluşturduğu muhakkak.
Dini hassasiyetleri öne çıkan yönetime yakın çekirdek kitle hariç ortalama bir İranlı´nın gözünde İran dışında cennet tahhayülatına denk gelen bir dünya var. Bunun ne kadarının gerçekçi, ne kadarının hayal olduğunun anlaşılması için her İranlının böylesi bir deneyimi yaşaması gerekecek. Devrime, sisteme muhalif olsun olmasın, İran dışına yönelik bu algının yaygın olması sistemin karar vericileri açısından ciddi bir sorun. Her seferinde reformist denilen sistem içi muhaliflerin yönetime gelerek, müesses nizamın çizdiği çerçevede bazı düzenlemelerle umut aşılaması toplumsal taleplerin patlamasını ötelemeye yetiyor.
Ancak bundan sonra, özellikle nükleer anlaşmanın tam olarak devreye girmesi ekonominin dışa açılması, yani küresel sisteme entegre olması durumunda devrim ilkeleri ile toplumsal taleplerin, reel politik gerekçelerle nasıl karşılanacağı, meşrulaştırılacağı ciddi bir sorun.
Batı ile ilişkilerinde, modernleşme bakımından da Türkiye ile tarihsel olarak rekabet halindeki bir toplumun Batılı hayat tarzına, tüketim kültürüne, neoliberal dünyaya açılması durumunda toplumdan önce sistemin nasıl tepki vereceği hayati önem kazanıyor. Dışardan görüntüsünün aksine özellikle şehirli, eğitimli İranlıların modernleşmeye, tüketim toplumu olma yolunda bir adaptasyon sorunu olacağını sanmıyorum. İran dışındaki dünyayı bir cennet hayal eden İranlıların bu cennet tahayyülünü nasıl gerçekleştirecekleri, buna sistemin nasıl cevap vereceği ülkenin geleceğini belirleyecek. Belli ki büyük sloganlarla yola çıkan devrimin halkın önemli kısmına bu cennet hayalini gerçekleştiremedi.
Batı´nın ayartıcı kültürü ve toplum tahayyülüne Müslüman bir toplumda karşılık bulunabilir mi? Bu soru tüm Müslüman toplumların, seçkinlerin, ulemanın, aydınların cevaplaması, yüzleşmesi gereken hayati bir sorudur.

Anahtar Kelimeler: İran, toplumunun, gelecek, tahayyülatı
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
PAPA ve Avrupa´nın yön duygusu (19 Mayıs 2017 - Cuma)
Özgürleştirici efendi modeli (14 Mayıs 2017 - Pazar)
Hindistan´ın dökülen makyajı: Keşmir (04 Mayıs 2017 - Perşembe)
Erguvanlar da yanar (02 Mayıs 2017 - Salı)
Kapitalizmin iğvasına kapılmak (29 Nisan 2017 - Cumartesi)
Ne söylediği önemli (24 Nisan 2017 - Pazartesi)
Bir ‘dil´in açtığı hasar (19 Nisan 2017 - Çarşamba)
Kimyası bozulan insanlık (07 Nisan 2017 - Cuma)
Reklamın sahte gerçekleri (05 Nisan 2017 - Çarşamba)
Batı ile hesaplaşma zamanı mı? (30 Mart 2017 - Perşembe)
Piramitlerin gölgesi (25 Mart 2017 - Cumartesi)
Bir fotoğraf karesinden taşanlar (24 Şubat 2017 - Cuma)
Değişen nedir? (21 Şubat 2017 - Salı)
Seküler çağın sonu (15 Şubat 2017 - Çarşamba)
Sonlu teorilerin sonu (06 Şubat 2017 - Pazartesi)
Şehirlerin ahlakı (03 Şubat 2017 - Cuma)
Ayartıcı aydın hazzı (01 Şubat 2017 - Çarşamba)
Bir radikal portresi (29 Ocak 2017 - Pazar)
Boğaz´dan çıkan Arap Baharı (20 Ocak 2017 - Cuma)
Sistem, avansı geri istiyor (13 Ocak 2017 - Cuma)
Komplo ve umut (02 Ocak 2017 - Pazartesi)
Amerika neden veto etmedi? (28 Aralık 2016 - Çarşamba)
Parantezi kim, nasıl kapatacak? (24 Aralık 2016 - Cumartesi)
Halep öfke hattı (17 Aralık 2016 - Cumartesi)
En son ne zaman? (04 Aralık 2016 - Pazar)
Yerlilerin işgali (29 Kasım 2016 - Salı)
Amerika´nın dünyaya çevrilen objektifi (31 Ekim 2016 - Pazartesi)
Sistemin sinir uçları (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Geleneksel sanat mümkün mü? (15 Ekim 2016 - Cumartesi)
Mahallenin gençlik sınavı (12 Ekim 2016 - Çarşamba)
Lozan´ın sesi Bağdat´tan gelir (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Filistinlilere -‘apartheid rejimi´ (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
‘Alman vekiller´ kimi temsil ediyor (11 Haziran 2016 - Cumartesi)
Şam ve Ankara´yı yaklaştıran korku (04 Haziran 2016 - Cumartesi)
Mermerde iz bırakan adam (31 Mayıs 2016 - Salı)
İslamcılık yerel mi, yerli mi? (28 Mayıs 2016 - Cumartesi)
Muhafazakar Makyevelizm (24 Mayıs 2016 - Salı)
Dağa çarpan hakikat gönüllüsü (17 Mayıs 2016 - Salı)
Nil´de zikir çağıltısı (25 Ağustos 2015 - Salı)
“Kudüs sevilmeden insanlığa girilemez” (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Tarih, geçmiş, Ermeni meselesi (21 Nisan 2015 - Salı)
Bir siyasal metafor olarak Lozan (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Yerli olmadan çözüm hayal (27 Mart 2015 - Cuma)
Amerika’nın Netanyahu ile imtihanı (24 Mart 2015 - Salı)
HDP’nin sol ve etnik bagajı (08 Mart 2015 - Pazar)
Bir Özbek masalı (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
Tarihçinin anıları nasıl okunmalı? (10 Şubat 2015 - Salı)
Bir kral öldü diyeler (06 Şubat 2015 - Cuma)
Hak etmek pay kapmak değildir (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Kanın ideolojik debisi (03 Şubat 2015 - Salı)
İhvan şiddet sarmalına girerse... (02 Şubat 2015 - Pazartesi)
İstiklal Mahkemeleri efsanesi (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Avrupa’da Müslümanlar ve sol (29 Ocak 2015 - Perşembe)
Gırnata’da ilk ezan (23 Ocak 2015 - Cuma)
Din ve seküler merhamet (20 Ocak 2015 - Salı)
Öfke derin, fikir vasat (16 Ocak 2015 - Cuma)
‘Fransız kalma’nın dayanılmaz korkusu (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Süreç ve şiddet sarmalı (01 Ocak 2015 - Perşembe)
İki farklı muhalif olma hali (30 Aralık 2014 - Salı)
Ortadoğu`ya “dahil olan” Avrupa (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Noel’in adını koymak (24 Aralık 2014 - Çarşamba)
Rus ‘gazı’na gelmeyelim (20 Aralık 2014 - Cumartesi)
Bölgeye müdahil olmadan dahil edilmek (16 Aralık 2014 - Salı)
Osmanlıca yahut hafıza söküm (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
Alevilik kimin sorunu? (05 Aralık 2014 - Cuma)
Eklemlenmek çürütür (01 Aralık 2014 - Pazartesi)
Havra ve siyasal şizofreni (28 Kasım 2014 - Cuma)
Devlet STK’sı (24 Kasım 2014 - Pazartesi)
Amerika’yı keşfetmenin bedeli (18 Kasım 2014 - Salı)
Müslüman tarihi mi, İslam tarihi mi? (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Türkiye`yi Tunus` parantezine almak (11 Kasım 2014 - Salı)
Kazanan değil kaybeden önemli (10 Kasım 2014 - Pazartesi)
ABD`nin yeni Pearl Harbor`u? (06 Kasım 2014 - Perşembe)
Değerlerin ikonlaşması (04 Kasım 2014 - Salı)
Ümmet fikri öldü mü? (31 Ekim 2014 - Cuma)
Kobani`den Stalingrad çıkarmak (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (28 Ekim 2014 - Salı)
Söylemin esiri olmadan (25 Ekim 2014 - Cumartesi)
Bana doğru soruyu sor (24 Ekim 2014 - Cuma)
Ertelenmiş eleştiri öldürür ! (17 Ekim 2014 - Cuma)
Süreç ve iki farklı kırılma alanı (16 Ekim 2014 - Perşembe)
`Ben demiştim` demeden (12 Ekim 2014 - Pazar)
Varoluş hükmünü savunuyorum (09 Ekim 2014 - Perşembe)
`Biden sistemi`nin gücü ve zaafı? (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Kredi kartı kadar itibar (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Baas gerçekleştiremedi ama... (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Neo-oryantalizme IŞİD takviyesi (16 Eylül 2014 - Salı)
Bush`un ve Obama`nın 11 Eylül`ü (12 Eylül 2014 - Cuma)
İŞİD’in sosyolojisi (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Euro İslam (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
NATO`nun temel çelişkisi (09 Eylül 2014 - Salı)
Modern kutsallık (05 Eylül 2014 - Cuma)
Almanlar Balkanlara el atıyor! (02 Eylül 2014 - Salı)
Eskiden de böyle miydi? (01 Eylül 2014 - Pazartesi)
Söylemin sosyal maliyeti (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Devletin Müslümanlıkla imtihanı (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Şehir üstüne güzellemeler (26 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
05:03 06:40 12:27 15:28 17:55 19:19
Kuvvetli insan, kendi kendini yenen insandır

Hz. Muhammed