İnsanı tanımak
Tarih: 12.4.2018 15:50:53 / 523okunma / 0yorum
MUSTAFA KUTLU

İnsanı tanımak zordur.
Öyle ki, yıllardır dost bildiğiniz biri, gün gelir öyle bir söz söyler, öyle bir hareket yapar ki şaşırır “Yahu ben bu adamı bunca zaman içinde tanıyamamışım” dersiniz. Eşlerin dahi birbirini ancak beş yılda tanıyabildiği söylenir.
Meşhur hekim ve psikolog Alfred Adler´in “İnsanı Tanıma Sanatı” (1. B. 1985, Çev. Kâmuran Şipal) adıyla dilimize çevrilen bir kitabı vardır. Dergâh Yayınları bu eseri yayımladı.
Ben bu kitabı bir yana bırakıp Kurân-ı Kerim, Hucurat suresi, 13. Ayete bakalım derim. Meali şöyle: “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. ...” buyruluyor.
Burada yer alan “tanışma” fiiline müfessirler yeterince dikkat etmişler midir? (Elbette etmişlerdir. Çünkü insanların millet, kavim, kabile, aşiret vb. olarak yaşamalarının gerekçesi bu kelime. Toplumlararası ilişkilerin mahiyetine işaret ediyor. Benim anladığım bu. Din âlimi değilim. Sadece düşüncemi dile getirdim. Ehil olanlar bilir. Belki buradan sosyolojiye kadar gidilir.) Bana göre “anahtar” kavramlardan biri. Tıpkı “hikmet, emanet” gibi. Elmalılı Hamdi Yazır sürenin tamamını gözeterek “Yani soylarınız, atalarınızla iftihar için değil, birbirinizi soyu sopu ile tanıyarak yardımlaşmanız için” diyor. Açıklamaya birbirini anlamak, barış içinde yaşamak vb. gibi mânalar da ilave edilebilir.
Ben birbirimizi “sevmek” için öncelikle “tanımamız” gerektiği noktasına işaret etmek istiyorum. Tanımadığımız kişiyi, yeri, eşyayı veya herhangi bir şeyi sevebilir miyiz?
“Ünsiyet” anlaşmak, yakınlaşmak, dost olmak mânasına gelir. “Birlik-beraberlik”ten sık bahsettiğimiz şu günlerde meselenin temelini “sevgi”ye yaslamamız gerektiği söylenmelidir. (Kelimenin muhtevasında sevmek kadar “saymak” da yer alır.) sevginin elbette ki menfaat karşılığı olmaması lazım gelir. Pirimiz Yunus Emre herhalde Hucurat suresine atıf yaparak aşağıdaki şiiri söyledi. İçinde “tanışmak ve sevmek” var.
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz
Tanımak, tanışmak konusunda eskilerden bize intikal eden bir usulü zikretmek isterim.
– Hemşerim nerelisin?
– Erzurumlu.
Bu yetmez. Şehrin içinden, kazalarından olmak farklıdır. Sorular devam eder:
– İçinden misin?
– Merkez.
– Hangi mahallesinden?
Şehrin mahallelerinin de ayrı ayrı özellikleri vardır. Diyelim adam filan mahalledenim, dedi.
– Kimlerdensin?
Adamın işi, ailesi, kabilesi, aşireti mühimdir. Her birinin ayrı özellikleri vardır. Bunlar bilinirse karşıdaki adamla “ünsiyet” imkanı doğar, dostluk daha kolay ve sağlam olur. Kimse kimsenin damarına, dalına basmaz, saygıda kusur etmez.
Gelelim şu “dal ve damara”.
Bakınız hikâyeci-yazar Hagop Mıntzuri “İstanbul anıları” (Tarih Vakfı Yay. 1993) kitabında asrın başındaki Beşiktaş Çarşısı´nın sakinlerini nasıl sayıyor. (Bu Hagop benim doğum yerim Erzincan´ın Kuruçay kazasının Armudan köyündendir.)
Bunlar o yıllarda on-on beş dükkân olan Beşiktaş Çarşısı´nda fırıncılık etmektedir. Fırının yanında Rum bakkal Yorgi. Onun yanında Arnavut ciğerci Abidin. Yanında sebzeci Makedon Lazo, Harputlu süpürgeci Mustafa, iskelede Kürt hamallar, Laz kayıkçılar. Osmanlı coğrafyasının çeşitli etnik unsurları. Yıllar yılı beraber yaşamışlar.
“Coğrafya kaderdir” deniyor.
Kader olmayan bir şey mi var?
İnsan nerede, ne zaman, kimin çocuğu olarak dünyaya geleceğini bilemez. Pek çok unsur ile birlikte içinde yaşadığı coğrafya da kişiyi besler, ona bir karakter kazandırır.
Ben buna inananlardanım. Dağın adamı ile ovanın adamı; çölün adamı ile denizin adamı bir olmaz. Bu sebeple yeni tanıştığım kişiye yukarıdaki soruları sorarım. Çocuklarım bunu garip karşılıyor, “Sana ne, nereliyse nereli” diyorlar. Onlar modern şehir çocukları. Modernizm her beldeyi birbirine benzer kıldı. Tek tip mekan, tek tip insan. Oysa eskiden yaygın ama şimdi unutulmuş olan “ilm-i kıyafe” denilen bir bilgi dalı varmış. Bir kimsenin fiziki yapısına bakarak onun nesebi, ahlâk ve karakterini, ayrıca nereli olduğunu anlamaya yararmış. “Firaset” de aynı mânaya gelir. Ancak firaset daha geniş kapsamlıdır.
Bu konuda “Kıyafetnâme” adı ile pek çok eser kaleme alınmıştır.
Elbetteki kişi hakkında az bir bilgi ile yüzüne ve konuşmasına bakıp bir hükme varmak kesin değildir. Ama asırların tecrübesi önemlidir. Tahmin tecrübe iledir. Önemi şurdan gelir: Niyetimiz adamı tanımaktır. Tanışırsak ünsiyet kesbederiz. Onun ardından “sevmek” gelir.
“Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş sayılmazsınız.”
Bu hadistir. Uzun bir hadisin ortasından alınan bir cümle. Bakın “tanışma” kelimesi bizi nereden nereye taşıdı. Daha taşıyacağı çok yer var. Siyaset, iktisat, uluslararası ilişkiler, tâ İslâm İşbirliği Teşkilatına kadar.
Ben bir hikâyeci olarak Kur´an-ı Kerim´de geçen bir kelimeden neler çıkardım. İşin ehli olanlar kimbilir neler söyler. Halis niyet ile fikretmeye çok ihtiyacımız var. Hayfa ki bu vadide kurak bir iklimde-zamanda yaşıyoruz.

Anahtar Kelimeler: İnsanı, tanımak
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Tatil programı (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Elveda zamanı (06 Haziran 2018 - Çarşamba)
Haddini bilmek (30 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Kıssadan hisse (24 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (17 Mayıs 2018 - Perşembe)
“Öteki” diye biri yok (10 Mayıs 2018 - Perşembe)
Piyasa (03 Mayıs 2018 - Perşembe)
Tanrı misafiri (25 Nisan 2018 - Çarşamba)
İnsanı tanımak (29 Mart 2018 - Perşembe)
Tarihi yapanlar ve yazanlar (15 Mart 2018 - Perşembe)
Yara (07 Mart 2018 - Çarşamba)
Mesele (28 Şubat 2018 - Çarşamba)
BEYAZ (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Sarışın (09 Şubat 2018 - Cuma)
Mus­ta­fa KUT­LU (02 Şubat 2018 - Cuma)
Ahlâk ağacı (25 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (2) (18 Ocak 2018 - Perşembe)
Şehir, kültür ve sanat (1) (11 Ocak 2018 - Perşembe)
Sanat nedir? (05 Ocak 2018 - Cuma)
Korku zamanı (22 Aralık 2017 - Cuma)
Bizim mahalle (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Şiir öldü mü? (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Hayatın nabzı (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Hayat zor (16 Kasım 2017 - Perşembe)
Aramıza kim girdi (09 Kasım 2017 - Perşembe)
Başka format yok mu? (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Günler gelip geçerken (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Kurban ile bayram (20 Ekim 2017 - Cuma)
Eğitimin olmazsa olmazı: Disiplin (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Kimin borusu ötüyor? (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Tükenmeyen hazine (22 Eylül 2017 - Cuma)
Aidiyet (14 Eylül 2017 - Perşembe)
Gergin miyiz? (07 Eylül 2017 - Perşembe)
İnsan nereye koşuyor? (04 Eylül 2017 - Pazartesi)
Atla, atla (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Eğlence (17 Ağustos 2017 - Perşembe)
Çöpten gıda (11 Ağustos 2017 - Cuma)
Tek tip (04 Ağustos 2017 - Cuma)
Kirlenme (04 Temmuz 2017 - Salı)
Takva nerede? (08 Haziran 2017 - Perşembe)
Domatesin tadı (26 Mayıs 2017 - Cuma)
Hikâye ve romanda kişiler (19 Mayıs 2017 - Cuma)
“İkinci Yeni” üzerine (11 Mayıs 2017 - Perşembe)
Eğitim şart (28 Nisan 2017 - Cuma)
Devamsızlık bilgisi (16 Nisan 2017 - Pazar)
Evvelbahar (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Nurettin Albayrak (23 Mart 2017 - Perşembe)
Heidegger´in Kulübesi (17 Mart 2017 - Cuma)
Fotoğrafın anlattığı (03 Mart 2017 - Cuma)
SİZ VE BİZ (23 Şubat 2017 - Perşembe)
Büyük filim (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Anne (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Kar yazısı (27 Ocak 2017 - Cuma)
Devlet ve şahsiyet (19 Ocak 2017 - Perşembe)
Televizyonda evlilik (13 Ocak 2017 - Cuma)
“Hemşehrilikten feragat” (06 Ocak 2017 - Cuma)
Nihayet tarım (04 Aralık 2016 - Pazar)
İstanbullu kim? (19 Ekim 2016 - Çarşamba)
Ruh (06 Ekim 2016 - Perşembe)
Mazmun (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
ŞÜKÜR (09 Temmuz 2016 - Cumartesi)
Eski eserler ve Taksim´e cami (30 Haziran 2016 - Perşembe)
DUA (09 Haziran 2016 - Perşembe)
FARKINDALIK (05 Mayıs 2016 - Perşembe)
Çağla (27 Nisan 2016 - Çarşamba)
Güle dair (21 Mayıs 2015 - Perşembe)
Huzur (26 Nisan 2015 - Pazar)
Cinayetler (19 Mart 2015 - Perşembe)
İş insanı güzelleştirir (05 Mart 2015 - Perşembe)
Çakma bunalım veya II. Yeni (27 Şubat 2015 - Cuma)
Köprü ve göç (18 Şubat 2015 - Çarşamba)
Fena (04 Şubat 2015 - Çarşamba)
Izdırabın boyutu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hayat tarzı (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Kar yazısı (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Taşra çıkarması (31 Aralık 2014 - Çarşamba)
Kırk milyon fidan (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Hangi muhafazakarlık (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Dört kişiden biri (04 Aralık 2014 - Perşembe)
Birlik-beraberlik (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Müzik bitti mi? (19 Kasım 2014 - Çarşamba)
Bir avuç toprak (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Kafayı çizen adam (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Cumhurbaşkanlığı Sarayı (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bana ne yapacağımı söyle (23 Ekim 2014 - Perşembe)
M. Seyfettin Özege (15 Ekim 2014 - Çarşamba)
Üniversite ve kütüphane (09 Ekim 2014 - Perşembe)
Halime Toros merhaba (07 Ekim 2014 - Salı)
Huşû (21 Eylül 2014 - Pazar)
Yeni Türkiye ama nasıl? (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Sarnıçlara dönmek (04 Eylül 2014 - Perşembe)
Eski ve yeni (28 Ağustos 2014 - Perşembe)
Af adaletten üstündür (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Hep aynı hikâye (14 Ağustos 2014 - Perşembe)
Zenginlik (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Açlık (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Sirkenin balı bozması gibi kötü huy da amelleri bozar. Güneşin karı erittiği gibi güzel ahlak da günahları öyle eritir.

Hz.Muhammed