İnanıyorsanız üstünsünüz ama inandıklarınızı hiçe sayıyorsanız sürünürsünüz...
Tarih: 31.7.2019 00:00:00
Yusuf Kaplan

Mü´min, ben-merkezli yaşamaz bu dünyada; Hakikat-merkezli yaşar. Allah´a iman eden mü´min kişi bilir ki, Hakk´tan gelen Hakikat varsa, hayatın bir anlamı vardır. Hakikat diye bir derdim varsa, bir mü´min olarak benim yaşadığımdan, nefes alıp verdiğimden, başkalarına da hakikatin sesini hakikatin nefesine dönüştürme cehdimden söz edilebilir.
MÜSLÜMAN, DÜNYAYA DEĞİL KENDİNE HAKİM OLMA KAYGISI GÜTTÜĞÜ İÇİN ÜSTÜNDÜR
Müslüman neden üstündür?
Müslüman´ın derdi, hakikattir; hakikatin insanlığa ulaştırılması…
Batılının derdi, hâkimiyettir; dünyaya hâkim olunması...
Buradaki fark, kimin, niçin üstün olduğunu göstermeye yeter: Batılıların derdi, güce sahip olmak ve dünyaya hükmetmektir.
Mü´min´in derdi, kendine / nefsine hâkim olmak, hayata hakikatin hükmetmesini sağlama cehdi göstermektir.
Özetle: Batılının derdi dünyaya hâkim olmaktır.
Müslümanın derdi ise kendine, nefsine hâkim olmak.
Müslüman, dünyaya değil kendine hâkim olma kaygısı güttüğü için üstündür.
MÜSLÜMAN, “BEN ÜSTÜNÜM” DİYEMEZ!
Hiç bir mü´min, bir başka insana veya Müslümana “ben senden üstünüm” demez, diyemez; böyle bir şeyi söylediği hatta düşündüğü ân, kendisiyle çelişkiye düşmüş olur; alçalır.
Çünkü bir mü´min, ben´ini, kendi´ni eksene alarak sürdürmez hayatı.
Her mü´min bilir ki, mü´min olmanın kendisine yüklediği mükellefiyet, öncelikle kendine çeki düzen vermektir.
İnsanı, sahip olduğu güce göre tanımlamak, insanı aşağılamak ve aracın kölesi yapacak bütün kapıları sonuna kadar açmak, insanı bitirecek, hayatı çölleştirecek taşları döşemektir...
İNSAN, NİÇİN ARACIN KÖLESİNE DÖNÜŞTÜ?
Batılılar, aracı öncelediler... Her tür aracı. Güç üreten araçları.
Bilgi´yi güç olarak konumladılar.
Amaçları bilgilenmek, olan´ı, olacak olan´ı, dünyayı, insanı daha iyi anlamak değildi esas itibariyle. Bilgiye sahip olarak güce sahip olmaktı. Amaç, araçlara sahip olmak olarak belirlenmişti.
İnsan, yoktu; ontolojik olarak. Araç vardı. Araç varsa insan da vardı. Oysa bu tam bir sapmaydı.
Aracı insanın önüne geçirmek, insanı aracın kölesine dönüştürmek, demekti.
Batılılar sistemi keşfettiler, insanı veya adaleti değil.
Önce sistem, sonra insan ilkesi hâkim oldu Batı´da: Önce araç, sonra amaç.
Aracı amacın önüne geçirdikleri için, araçların amaçları yok etmesini, insanlığı anlamsızlık denizinin ortasına sürüklemesini, -aslında insan araçların kölesine dönüştüğü için- insanın özgürlüğünü yitirmesini önleyemediler.
Sistemin çöktüğünü düşünün... Refah düzeyinin çatırdadığını, ekonomik düzenin sarsıntı geçirdiğini...
Elektrikler gittiğinde, bütün New York´un mağazalarının nasıl yağmalandığını görmeniz o yüzden şaşırtıcı değil.
Böyle bir dünyada, ne insan kalır ortada, ne de adalet.
MÜSLÜMAN´IN “ÜSTÜNLÜĞÜ” FİKRİ, İNSANI AŞAĞILANMAKTAN KURTARMANIN TEMİNATI
Burada söylediğim şey, ben Müslümanım, dolayısıyla üstünüm, değil.
Bu, Yahudilerin ırkçılıklarının bir başka versiyonu olurdu.
Böyle bir şey kabul edilemez´dir. İlkelliktir. Irkçılıktır. İnsanlığı aşağılamaktır.
Müslüman´ın üstünlüğü fikri, insanı aşağılanmaktan kurtarmanın teminatıdır.
Buradaki üstünlük, Müslüman olmanın, Allah´a kul olmakla, yalnızca Allah´ın önünde boyun eğdiği bilincine sahip olmasının verdiği üstünlüktür. Takva, ihlas, samimiyet, dolayısıyla her insanın eşref-i mahlûkât olduğu gerçeğini bilerek yaşaması, Müslüman olan kişiyi bu ölçütlerden yoksun olan kişiden üstün kılar.
Müslüman, yalnızca Allah´ın önünde boyun eğen bir insan olduğu için Allah´tan başka her şeyin kulu ve kölesine dönüşen insanlardan üstün olduğunun bilincinde olan kişidir.
Müslüman, aracın, gücün kölesi olmadığı, her insanı eşref-i mahlûkât olarak gördüğü ve diğer insanları aşağılamadığı için üstündür.
Bu nedenle, Müslüman, insanlığın yüzakıdır, tükenmez umudu.
İNANCINIZI YİTİRİRSENİZ, KÖLELEŞİRSİNİZ!
Müslümanlar, kuru kuruya “biz üstünüz” dedikleri için, özellikle modern zamanlarda, Batı´da yaşanan entelektüel, siyasî ve iktisadî devrimleri ıskaladılar ve bir daha da toparlanamadılar. Üstüne üstlük, kendilerine duydukları güveni (Şerif Mardin´in deyimiyle “statülerini”) yitirerek Batı´ya karşı felçleştirici bir aşağılık kompleksine kapıldılar...
Oysa Müslüman´ın üstünlüğü fikri, başkalarını, başka dünyaları hiçe saymayı değil, ciddiye almayı gerektiren dinamik ve diriltici bir fikirdir. Müslümanın üstünlüğü fikri, şekilden / sözden ibaret değildir.
Müslümanlar, üstünlüğü inançta, ahlâkta, davranışta değil de güçte, maddede aradıkları sürece inançlarını, kendilerine olan güvenlerini, dolayısıyla güçlerini yitirdiler; tamiri mümkün olmayan en büyük hastalığın, üstünlüğü maddeye, güce, dünyaya sahip olmakta gören Batılılara karşı aşağılık kompleksiyle yaklaşma hastalığının pençesinde kıvranmaya başladılar, düştüler...
İnandıktan sonra düşen, inandıklarını hiçe sayan bir toplumun alçalışı ne kadar fenâ, ne kadar ürpertici ve alçaltıcıdır öyle!
Müslüman´ın üstün olduğu fikri, aslında Müslüman insanteki´yle alakalı değil, bütün insanlıkla ve insanlığın insanca bir dünya kurabilmesiyle alakalıdır.
Şöyle ki: Kendisi dışındakileri “barbar”, öteki, canavar olarak görenler değil, eşref-i mahlûkât olarak görenler insanca bir dünya kurabilirler: Dünyayı dâr / yurt edinenler, dünyayı dar ederler insana.
Tarih, buna tanıklık eder: Müslümanlar, Endülüs´e yerleştiler; herkese hayat hakkı tanıyan bir medeniyet inşa ettiler. Oysa Batılılar Endülüs´ü ele geçirdiklerinde Müslümanları Endülüs´ten sürdüler, Engizisyon mahkemelerinde barbarca işkencelere tabi tutarak katlettiler, hem de kitleler hâlinde!
Hz. Ömer de, Salahaddin Eyyûbî de, Osmanlı da Kudüs´e hükmettiklerinde bu yüzden sadece barış armağan ettiler yüzyıllar boyunca Kudüs´e. Kudüs, ne zaman ki Müslümanların elinden çıktı, insanlığından çıktı, cehenneme dönüştü!
Müslümanların “üstün oldukları” fikrine sahip olmaları, bu fikir gereğince hareket etmeleri, dünyanın yeniden huzura, barışa ve sükûna kavuşabilmesinin yegâne şartıdır.
Sezai Karakoç´un deyişiyle “inanıyorsanız, umudunuzu yitirmezsiniz. Umudunuzu yitirirseniz, kaybedersiniz...”
Ayette belirtildiği üzere, “İnanıyorsanız üstünsünüz”. İnancınızı yitirirseniz, sürüm sürüm sürünür, başkalarının kölesine dönüşürsünüz...
Vesselâm.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
Resulullah (sav) rüşvet alana da verene de lanet etti.Rüşvet alan da veren de cehennemdedir.

Hz. Muhammed
Bilimadamlarina gore IQ´nuz ne kadar yuksekse o kadar cok ruya gorursunuz.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59