İmha ve ihya
İmha ve ihya
Tarih: 9.2.2015 10:22:27 / 862okunma / 0yorum
İBRAHİM TENEKECİ

 

Bazen ören yerlerini gezmeye giderim. O büyük hatıradan geriye kalan pişmiş toprak ve kemik parçaları arasında hep aynı gerçekle karşılaşırım: Fânilik.

 

Zaman yıkıcı, dünya geçici. Sadece canlıların değil, örneğin taşın bile bir ömrü var. Cami girişlerindeki mermerlerin nasıl eridiğine bir bakın. Rüzgârın sabırlı bir sanatkâr gibi neler yaptığına.

 

Tarihi eserler iki türlü yok oluyor: Kimi zamana direnemiyor; kimi de geçmişten yahut bir milletten, kültürden öç alma duygusuna.

 

Sözü uzatmayıp hemen konuya girelim.

 

Eyüp ilçesinde güzel ve dokunaklı bir sokak vardır: Nazperver Sokağı. Sırf bu sokaktan geçmek için yolumu uzattığım, fazladan yürüdüğüm çok olmuştur. Sokağı dokunaklı yapan, camisiydi. Nazperver Camii. Üçüncü Murat zamanının saraylılarından Nazperver Hatun tarafından yaptırılmış. (1591-92) Dede Mescidi olarak da biliniyor. Camiden günümüze, ancak minarenin temel taşları gelebilmişti. Binaların arasında kalan küçük bir boşluk. Cami, 1940 yılında tamamıyla yıkılmış. Arazisi yağmalanmış.

 

İşte bu camiyi 2008 yılında yeniden ayağa kaldırdılar. Şenlendirdiler. O vakit, bunu şöyle yazmıştım: “Nazperver vardı ya, ihya etmişler / Güneş vurmuş, düşün, öyle aydınlık.”

 

Bir başka şahitliğim ve özel merakım da Galata semtindeki Bereketzâde Ali Efendi Camii. Gerçi camiden geriye hiçbir iz kalmamıştı. Alan otopark olarak kullanılıyordu. Yine de uğruyor, bir selam veriyordum.

 

Bereketzâde Hacı Ali Bin Hasan, İstanbul’un fethinden sonra Galata’ya atanan ilk dizdar. Fatih Sultan Mehmet’in müezzini olduğu biliniyor.

 

Bereketzâde’nin birinci işi cami, medrese ve çeşmeden oluşan bir külliye yaptırmak oluyor. Dolayısıyla, sözünü ettiğimiz eser, Türklerin bu bölgede inşa ettiği ilk ibadethane. Cami ve medrese çevresinde hemen bir Müslüman / Türk mahallesi kuruluyor: Bereketzâde Mahallesi.

 

Yok edilen cami ve medrese hikâyelerinin çoğu / sonu hep aynı döneme çıkıyor: Kırklı, ellili yıllar. Yakın zaman olmasına rağmen, o yıllarda tam manasıyla neler yaşanmış, bilmiyoruz. Bildiğimiz, ecdad yadigârı birçok eserin imha edildiğidir.

 

Bereketzâde Ali Efendi Cami de aynı akıbeti yaşıyor, paylaşıyor: Metruk olduğu gerekçesiyle medresesiyle birlikte tamamen yıkılıyor. Haziresindeki mezarlar bile yok ediliyor. Dönem ve suçlular belli. (1948)

 

Uzun mücadeleler sonucunda, türlü engellemelere rağmen, otopark elde ediliyor ve cami inşaasına başlanıyor. Bu hayırlı işte mahalle sakinlerinin payı büyük. 2006 yılında başlayan kazı çalışmalarına, temellerin bulunuşuna, inşaatın ilerleyişine ve tamamlanışına şahitlik ettim. Bir ahbabımı, arkadaşımı görmeye gider gibi.

 

Bugün her iki camide de ezanlar okunuyor, namazlar kılınıyor. Endülüslü şairimiz ne güzel söylemiş: “Nur yüzlü ezan.”

 

Emek sahiplerinden Allah razı olsun.

 

***

 

İstanbul için söylersek, son yıllarda arama-kurtarma çalışmaları hızlanmış görünüyor. Bunu ‘beyaz haber’ olarak kabul edip duyurabiliriz. Kaçırılan veya kaybolan bir çocuğu bulmak gibi. Birkaç örnek verelim.

 

Eminönü bölgesinin Haliç kıyı şeridinde, yolun hemen kenarında, tek başına duran bir çeşme vardı. Biraz meraklanmış, küçük bir araştırmayla cansıkıcı bir bilgiye ulaşmıştım. Çeşmenin hemen arkasında, bir de cami bulunuyormuş: Kanuni devrinde Mimar Sinan tarafından inşa edilen Süleyman Subaşı Camii. (1571) Kırklı yıllara kadar sağlam ve ibadete açıkmış. Atatürk Köprüsü’nün yapımı sırasında, hiç gereği yokken, yıkılıp ortadan kaldırılıyor. Son yıllarda ayağa kaldırılan, yeniden hatırlanan, hayat verilen camilerimizden biri de bu.

 

Yolumuzu değiştirmeyip Bozdoğan Kemeri’ne doğru yürüyelim. Kemeri geçer geçmez, sağ taraftaki parkı göreceksiniz. Orada da bir çalışma gerçekleştiriliyor. Bir zamanlar çay bahçesi olan ve sıklıkla uğradığım yerde meğer Sultan İkinci Beyazıd’ın Haznedarbaşısı Firuz Ağa tarafından 1501 yılında yaptırılan bir mescit varmış. Mescidin üstünde çay içiyormuşuz. Yazıya başlamadan evvel tekrar gittim, yasak olmasına rağmen inşaat alanına girdim.

 

Kazı çalışmaları devam ediyor. Temeller, toprağın bir buçuk metre altında. Atatürk Bulvarı 1941 yılında trafiğe açıldığına göre, yetmiş küsur senede toprağın bu kadar yükselmesine imkân yok. Demek ki dolgu yapılmış. İstanbul Büyükşehir Belediyesi istikametinde yürürsek, Aya Polyeuktos Kilisesi’nin kalıntılarıyla karşılaşacağız. Yeraltı geçidi yapılırken ortaya çıkarılıyor. Hemen kurtarma kazılarına başlanıyor. Şimdi açık hava müzesi.

 

Ne acı. Caminin üstünü ört, kilisenin üstünü aç. Tamam, tarihi eser. Peki, beş yüz yıllık bir cami tarihsiz eser midir? Diyelim ki, talihsiz eser.

 

Hemen eve dönmeyelim, kayıp camilerden birini daha ziyaret edelim. İstanbul Valiliği’nin yirmi metre kadar karşısında, oda büyüklüğünde bir yeşil alan vardı. Özellikle yaz aylarında buraya çok sık uğruyordum. Meğer kayıp camilerimizden biri de buranın / çimenlerin altındaymış: Fatma Sultan Camii. Padişah Üçüncü Ahmed’in kerimesi, Damat İbrahim Paşa’nın refikası.

 

Temel araştırma kazısı Türk-İslâm Eserleri Müze Müdürlüğü tarafından gerçekleştiriliyor. İnşallah, ayağa kaldırılacak. Şu bilgiyi de paylaşalım: Aynı paftadaki İstanbul Deftardarlığı, Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî Dergâhı’nın üzerine yapılmıştır. Bir bilgi daha: Prof. Dr. Semavi Eyice’nin bu cami ve dergâhla ilgili bir makalesi vardır: “1956-57 yıllarındaki ‘imar’ adı altında yapılan yıkımların birinde, Fatma Sultan Camii yanındaki bütün ek binalarla birlikte birkaç gün içinde yıkılıp hiçbir iz kalmamacasına ortadan kaldırılmıştır. Cami, birkaç gün içinde İstanbul topografyasından silinmiştir.”

 

***

 

Evet, kaybolmuş, yok edilmiş cami ve mescitlerin bir kısmı bulunuyor, tekrar ihya ediliyor. Bu, bizim için sevindirici bir gelişme. İşin üzücü tarafı ise şu: Bu camilerin arazileri yağmalanmış, yerlerine binalar dikilmiş. Bir ağacı tamamen budayıp sadece gövdesini bırakmak gibi. Ayağa kaldırılan camilerin bir kısmı maalesef böyle görünüyor. Bakınız: Fındıkzade Mescidi.

 

Son yıllarda yeniden yapılandırılan, projelendirilen cami ve mescitlerden birkaç tanesinin ismini de yazımızın sonuna ekleyelim. İsimlerin güzelliğine bir bakar mısınız? Emir Buhari Camii, Yayla Kamburu Mustafa Paşa Camii, Tarsus Mescidi, Helvacıbaşı İskender Ağa Camii, Piri Mehmet Paşa Mescidi, Baba Hasan Alemi Mescidi, Toklu Dede Mescidi, Çerağ Hamza Dede Mescidi, Hacı Timur Mescidi... Birkaç da medrese: Üçbaş Nurettin Hamza Medresesi, Benlizâde Medresesi, Şehzade Mehmet Medresesi, Tuti Abdullatif Medresesi... Mesela Emir Buhari Camii, 1942 yılında yıkılmış. Yayla Kamburu Mustafa Paşa Camii 1945’te yıkılıp parsellenmiş ve arsa haline getirilmiş. Baba Hasan Alemi Mescidi, 1956 yılında, hiçbir ilgisi olmadığı halde, yol açma çalışmaları sırasında yok edilmiştir. Türk-İslâm tarihi açısından önemli bir eserdir bu. Fatih Sultan Mehmed’in âlemdârı Hasan Baba tarafından 1460 yılında yaptırılmıştır. Devamında, “geçmişten öç alma duygusu”nun geçtiği cümleyi hatırlatmamız herhalde yeterli olur.

 

Yazımızı, şimdilik, bir soruyla bitirelim: Azınlık vakıflarına ait eserlerle, arazilerle ilgili en küçük ayrıntıyı bile haber yapanlar, bütün bu emekleri, güzellikleri neden görmezler?

 

Anahtar Kelimeler: İmha, ihya
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Rahmet ile zahmet arasında (16 Eylül 2018 - Pazar)
Şiddet ile inayet arasında (12 Eylül 2018 - Çarşamba)
Yazamamak (09 Eylül 2018 - Pazar)
Kitaplar, dergiler ve son durum (06 Eylül 2018 - Perşembe)
Gurbetten sılaya doğru (02 Eylül 2018 - Pazar)
Ortak kader (24 Ağustos 2018 - Cuma)
Onur meselesi (15 Ağustos 2018 - Çarşamba)
Ayrı dünyalara ait iki kavram (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Yazmış bulunduk (22 Temmuz 2018 - Pazar)
İzzet bize, zillet size (15 Temmuz 2018 - Pazar)
Kaderimizin merkezi (11 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Doğru ve düzgün olmak (08 Temmuz 2018 - Pazar)
Olması gereken (04 Temmuz 2018 - Çarşamba)
Yer isimlerinin peşinden gitmek (01 Temmuz 2018 - Pazar)
Şimdi (27 Haziran 2018 - Çarşamba)
Bütünlüğü korumaktan yanayız (20 Haziran 2018 - Çarşamba)
Benzersiz bir dönem (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
Kıymet ve kıyamet (09 Haziran 2018 - Cumartesi)
Taşınmak (07 Haziran 2018 - Perşembe)
Yaşanan ve yansıyan (02 Haziran 2018 - Cumartesi)
Tatsız bir durum (31 Mayıs 2018 - Perşembe)
Kalbî beraberlik, çıkarsız birliktelik (26 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Bazı yeni konular (23 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Halimizden memnun muyuz? (19 Mayıs 2018 - Cumartesi)
Uzun bir gün (16 Mayıs 2018 - Çarşamba)
Tarih dönüyor (13 Mayıs 2018 - Pazar)
Dostluk nedir? (09 Mayıs 2018 - Çarşamba)
İbrahim Karagül için (16 Nisan 2018 - Pazartesi)
Bir kelimeden (11 Nisan 2018 - Çarşamba)
İçten bir seda (08 Nisan 2018 - Pazar)
Ülkü Tamer için (05 Nisan 2018 - Perşembe)
Sahafnâme (01 Nisan 2018 - Pazar)
Gençlik nereye gidiyor? (28 Mart 2018 - Çarşamba)
Birkaç şey birden (24 Mart 2018 - Cumartesi)
Dünya Su Günü (21 Mart 2018 - Çarşamba)
Dünya Ormancılık Günü (18 Mart 2018 - Pazar)
Son günlerde (15 Mart 2018 - Perşembe)
Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır (07 Mart 2018 - Çarşamba)
İnsana ümit veren konular (04 Mart 2018 - Pazar)
Yıkıcı değil, yapıcı olalım (25 Şubat 2018 - Pazar)
Varlığımıza musallat olanlar (21 Şubat 2018 - Çarşamba)
Kıymetli bir çabaya şahitlik etmek (19 Şubat 2018 - Pazartesi)
Sultan Abdülhamid Han´ı anmak ve anlamak (15 Şubat 2018 - Perşembe)
Millî uyanış (12 Şubat 2018 - Pazartesi)
Aklı karışıklar için kılavuz (05 Şubat 2018 - Pazartesi)
Vatandan yana olmak... (01 Şubat 2018 - Perşembe)
Dün, bugün, yarın (26 Ocak 2018 - Cuma)
Hayatın her yeri (22 Ocak 2018 - Pazartesi)
Kısaca (19 Ocak 2018 - Cuma)
Yolda olmak (08 Ocak 2018 - Pazartesi)
Edebiyat ve hayat (05 Ocak 2018 - Cuma)
Yeniden millet oluyoruz (01 Ocak 2018 - Pazartesi)
Millete sadakat ümmete vefa (25 Aralık 2017 - Pazartesi)
Elbette Filistin (22 Aralık 2017 - Cuma)
En küçük adım bile (18 Aralık 2017 - Pazartesi)
Daima Kudüs (14 Aralık 2017 - Perşembe)
Aklıma ilk gelenler (11 Aralık 2017 - Pazartesi)
Bütün bu olaylar (07 Aralık 2017 - Perşembe)
Ben, Öteki ve Ötesi (30 Kasım 2017 - Perşembe)
Eski Vatan (28 Kasım 2017 - Salı)
Bize düşen, düşmemektir (23 Kasım 2017 - Perşembe)
Kazandıkça kaybetmek (19 Kasım 2017 - Pazar)
Türkiye nedir? (13 Kasım 2017 - Pazartesi)
Kirli dil, kibirli hâl (02 Kasım 2017 - Perşembe)
Gençliğimizin kahramanları (26 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmış bulunduk (20 Ekim 2017 - Cuma)
Bir kütüphane kurmak (17 Ekim 2017 - Salı)
Millet dersine çalışmalıyız (12 Ekim 2017 - Perşembe)
Yazmadan önce (09 Ekim 2017 - Pazartesi)
Altı çizilenler (05 Ekim 2017 - Perşembe)
Yolculuğumuz (22 Eylül 2017 - Cuma)
Dengemizi koruyalım (19 Eylül 2017 - Salı)
Kırsalda neler oluyor? (15 Eylül 2017 - Cuma)
Bir mesele (07 Eylül 2017 - Perşembe)
Üzücü ve şaşırtıcı olan (24 Ağustos 2017 - Perşembe)
Görülen lüzum üzerine (31 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Kardeşliğimizi tahkim etmeliyiz (27 Temmuz 2017 - Perşembe)
Vatanı vatansızlara bırakmadık (11 Temmuz 2017 - Salı)
İyilerle birlikte olmak (07 Temmuz 2017 - Cuma)
İyilik berekettir (03 Temmuz 2017 - Pazartesi)
Türkiye, müşterek derdimizdir (05 Haziran 2017 - Pazartesi)
Aslımızdan kopamayız (02 Haziran 2017 - Cuma)
Kırk yıllık hatır (24 Mayıs 2017 - Çarşamba)
Tek tesellimiz (12 Mayıs 2017 - Cuma)
Son günler için (08 Mayıs 2017 - Pazartesi)
BAHAR (05 Mayıs 2017 - Cuma)
Kazanırken kaybedilen (25 Nisan 2017 - Salı)
KISACA (06 Nisan 2017 - Perşembe)
Yeniden niyet etmeliyiz (03 Nisan 2017 - Pazartesi)
Yeminli düşmanlık (24 Mart 2017 - Cuma)
Dünden devam (17 Mart 2017 - Cuma)
Hayat ve bereket (15 Mart 2017 - Çarşamba)
Bize gelen, bizimle giden (06 Mart 2017 - Pazartesi)
Yirmi yıl sonra (04 Mart 2017 - Cumartesi)
Yapmak ile Yıkmak (24 Şubat 2017 - Cuma)
Arkadaşlık (13 Şubat 2017 - Pazartesi)
Nerede duruyoruz? (09 Şubat 2017 - Perşembe)
Pullarımız (07 Şubat 2017 - Salı)
Güzellik (02 Şubat 2017 - Perşembe)
Dert söyletir, derman susturur (27 Ocak 2017 - Cuma)
Bize düşen vazife (17 Ocak 2017 - Salı)
Kar (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Buradayız, bekliyoruz (10 Ocak 2017 - Salı)
Sağlam duralım (23 Aralık 2016 - Cuma)
Evlatlarımız (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Türkiye bir mesuliyetin adıdır (20 Kasım 2016 - Pazar)
Saygı ile sevgi (02 Kasım 2016 - Çarşamba)
Fitne ateşi (21 Ekim 2016 - Cuma)
Son durum (14 Ekim 2016 - Cuma)
Türkiye´yi savunmak (10 Ekim 2016 - Pazartesi)
Devletin ve milletin bekâsı için (18 Ağustos 2016 - Perşembe)
15 Temmuz 2016 (21 Temmuz 2016 - Perşembe)
Göz gördü, gönül sevdi (14 Temmuz 2016 - Perşembe)
Dünyanın çivisi (30 Haziran 2016 - Perşembe)
Güzel bir kitap (17 Haziran 2016 - Cuma)
Hak ve Bâtıl (14 Haziran 2016 - Salı)
Yapan, yaptınız diyendir (09 Haziran 2016 - Perşembe)
Kâğıt, kalem ve sosyal medya (20 Mayıs 2016 - Cuma)
Fitne (06 Mayıs 2016 - Cuma)
Ne durumdayız? (16 Kasım 2015 - Pazartesi)
Akan kan, yükselen kin (26 Ağustos 2015 - Çarşamba)
Kenan Evren öldü (16 Mayıs 2015 - Cumartesi)
Kültür meselemiz (23 Nisan 2015 - Perşembe)
Oyunu bozmak zorundayız (21 Nisan 2015 - Salı)
Kıyamet değil, kıyam (06 Nisan 2015 - Pazartesi)
Siyaset ve millet (30 Mart 2015 - Pazartesi)
Bir hilal uğruna... (24 Mart 2015 - Salı)
Bu bir gezi yazısıdır (10 Mart 2015 - Salı)
Bugün (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Söz vermek, almak... (27 Şubat 2015 - Cuma)
Yoldaki işaretler (05 Şubat 2015 - Perşembe)
Sözün özü (31 Ocak 2015 - Cumartesi)
Sözün namusu (28 Ocak 2015 - Çarşamba)
İnsan insanın aynasıdır (21 Ocak 2015 - Çarşamba)
Dostluk ve düşmanlık (14 Ocak 2015 - Çarşamba)
Hepimiz tehlikedeyiz (12 Ocak 2015 - Pazartesi)
Sarıkamış için (08 Ocak 2015 - Perşembe)
Bıldır (04 Ocak 2015 - Pazar)
Son zamanlar (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Sana kalpten soruyorlar (28 Aralık 2014 - Pazar)
Bir insana sarılmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Yerli ve millî olmak (25 Aralık 2014 - Perşembe)
Tarihte bugün (18 Aralık 2014 - Perşembe)
Gerçek Hayat (30 Kasım 2014 - Pazar)
Geçici menfaatler, kalıcı anlamlar (28 Kasım 2014 - Cuma)
Yaşatırsanız, yaşarsınız (26 Kasım 2014 - Çarşamba)
Kudüs için (20 Kasım 2014 - Perşembe)
Ağaçlar ve odunlar (17 Kasım 2014 - Pazartesi)
Anadolu Gençlik Derneği (13 Kasım 2014 - Perşembe)
Zengin çeşit, fakir insan (11 Kasım 2014 - Salı)
Duâ Tâneleri (07 Kasım 2014 - Cuma)
Yoksulun sırtı, zenginin karnı (05 Kasım 2014 - Çarşamba)
Yeniden Bursa (04 Kasım 2014 - Salı)
Türkiye`ye inanmak (31 Ekim 2014 - Cuma)
Bursa`nın kıymeti (28 Ekim 2014 - Salı)
Türkiye, umudun yurdu (23 Ekim 2014 - Perşembe)
Yüksek hayat tecrübesi (16 Ekim 2014 - Perşembe)
Olmadı (12 Ekim 2014 - Pazar)
Batı bataklığı (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
Acı gerçek, tatlı yalan (07 Ekim 2014 - Salı)
Doğan ölür, yapılan yıkılır (24 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ölüm var (21 Eylül 2014 - Pazar)
Kalbin betonlaşması (11 Eylül 2014 - Perşembe)
Kıymet, bilinmek ister (09 Eylül 2014 - Salı)
Kardeşlik âdabı (05 Eylül 2014 - Cuma)
Kitabın ahlakını korumak (05 Eylül 2014 - Cuma)
Birinci Meclis Ruhu (03 Eylül 2014 - Çarşamba)
Ancak birlikte başarabiliriz (29 Ağustos 2014 - Cuma)
Kardeşime dokunma! (21 Ağustos 2014 - Perşembe)
Değişen bir şey var mı? (20 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Birlikte dirlik vardır (18 Ağustos 2014 - Pazartesi)
Fesadın işi: Haset (15 Ağustos 2014 - Cuma)
YARIN (10 Ağustos 2014 - Pazar)
Yolda olmak... (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hatırla ve sıkı tut (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Merhamet etmek (03 Ağustos 2014 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Hakkın dile getirilmesi gereken yerde susan, dilsiz şeytandır.

Hz. Muhammed