Ahmet Özdemir


İman ile ibadet arasındaki ilişkiler

İman ile ibadet arasındaki ilişkiler


İmanla ibadet arasında doğrudan doğruya bir ilişki vardır. İman ibadet etmeyi gerekli kılmaktadır.

Gerçi İslâm âlimleri ibadetleri imanın bir parçası olarak görmemişlerdir. Ancak ibadetler imanı takviye etmektedir. İbadetsiz iman zamanla zayıf düşer ve söner. Hatta imanın devam etmesi ibadetlerin devamıyla mümkündür, diyebiliriz. İman, her an tehlikeye maruz kaldığından yenilenme ihtiyacı vardır. 

Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyetle ibadete emr edilirken imana dikkat çekilmektedir:

“Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz ki, takva mertebesine vasıl olasınız. Ve yine Rabbinize ibadet ediniz ki, arzı size döşek, semayı binanıza dam yapmış ve semadan suları indirmiş ki, sizlere rızık olmak üzere yerden meyve ve sair gıdaları çıkartsın. Öyleyse, Allah’a misil ve şerik yapmayınız. Bilirsiniz ki, Allah’tan başka mabud ve halikınız yoktur.” (Bakara Sûresi, 21-22)

Bediüzzaman yukarıdaki âyetlerden hareketle imanla ibadet arasındaki ilişkileri şöyle ifade etmektedir:

“Akaidi ve imani hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir.” (İşaratü’l-İ’caz, s. 227)

İbadet, Allah’ın emirlerini yapmak ve yasaklarından (nehiyler) sakınmaktan ibarettir. Vicdanî ve aklî olan imanî hükümlerin ibadetle terbiye ve takviye edilmediği takdirde eserlerinin ve tesirlerinin zayıf kalacağını belirten Said Nursî, örnek olarak İslâm dünyasının şu andaki durumunu şahit göstermektedir.

İbadet, dünya ve ahiret saadetlerine vesile olduğu gibi, dünya ve ahiret işlerini tanzime de sebeptir. Yaratıcıyla kul arasındaki pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir bağ yine ibadetle sağlanmaktadır.

İnsanın yaratılışları farklı olduğundan çeşit çeşit meyiller ve istekler meydana gelmiştir. Bu meyillerin sonucunda ihtiyaçlarını sağlamakta çok sanatlara muhtaçtır. Hâlbuki bunların tamamını yapacak kabiliyete sahip değildir. İnsanlar ihtiyaçlarını karşılayabilmek için hemcinsleriyle ortak hareket etmeye mecbur olur. Böylece ihtiyaçlarını karşılayabilir. Fakat insandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye Allah tarafından yaratılışta bir sınır konulmadığından aralarındaki işlemlerde zulüm ve tecavüzler meydana gelebilir.

Bu saldırıları ve haksızlıkları önlemek için milletler çalışmalarının meyvelerini değiştirmekte adalete muhtaçtır. Fakat her şahsın aklı adaleti anlamaktan aciz olduğundan genel akla ihtiyaç vardır. Bu da ancak kanunla olur. Öyle bir kanun da ancak şeriattır.

Allah’ın emirlerine ve yasaklarına itaat ve boyun eğmeyi sağlamak için Yaratıcının büyüklüğünü zihinlerde yerleştirmeye ihtiyaç vardır. Bunun yolu imani hükümlerin tecellisiyle olur. 

İmanî hükümlerin geliştirilmesi, ancak tekrar edilmek suretiyle yenilenen ibadetle mümkün olur.

Bediüzzaman ibadetin insanın özel hayatına yaptığı etkileri de şöyle sıralar:

“İnsanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir. İstidatlarını inkişaf ettiren, ibadettir. Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir. Emellerini tahakkuk ettiren, ibadettir. Fikirlerini tevsi’ ve intizam altına alan, ibadettir. Şeheviye ve gadabiye kuvvelerini had altına alan, ibadettir. Zahirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir. İnsanı, mukadder olan kemâlâtına yetiştiren, ibadettir. Abd ile Mâbud arasında en yüksek ve en lâtif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet, kemâlât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir.” (İşaratü’l-İ’caz, s. 230)

İnsanlar ibadeti yalnızca sevap kazanmak için yaptıklarını düşünebilirler. Hâlbuki ibadet yaratılışın ücreti ve sonucudur. Bu yönden bakılınca sevap Allah’ın kereminden olduğu anlaşılır. İnsan korku ve ümit arasında yaratılmıştır. Takvanın gereği de Allah’tan ümidi kesmeden ibadete devam etmektir. İnsanın ucba düşmeden ibadetini sürekli artırmaya çalışması gerekir.

YeniAsya gazetesi 12 Eylül 2021 tarihli yazısının iktibasıdır.

 

 



YAZARLAR