İki asırdır kendi ayağımıza kurşun sıkıyoruz, farkında mısınız?
Tarih: 17.8.2018 13:41:13
Yusuf Kaplan

Şunu bilelim: Batı´yla er ya da geç ama mutlaka karşı karşıya geleceğiz...
Türkiye olarak kendimizle yüzleşmemiz, kendimize gelmemiz, toparlanmaya, ayağa kalkmaya ve yürümeye başlamamızın mahiyeti ne kadar güçlü olursa, Batı´yla karşılaşmamızın / hesaplaşmamızın mahiyeti de o kadar güçlü olacak.
BİR TOPLUM MEDENİYET DEĞİŞTİRMEYE SOYUNARAK ÇAĞ ATLAYAMAZ!
Türkiye henüz kendine gelebilmiş değil.
Bırakınız kendine gelebilmeyi, başına ne geldiğini bile görebilmiş değil henüz!
Menderes´ten bu yana gerçekleştirdiğimiz yarma harekâtları, Türkiye´nin kendine gelme, kendini bulma, yolunu çizme çabalarının kilometre taşları.
İki asırdır yaşadığımız travmalar, Türkiye´nin kendine gelme çabaları aslında.
Türkiye, Tanzimat´la birlikte, sendeledi; Cumhuriyet´le birlikte -tarihi yapan bir aktör olarak tarihten çekilmesi, medeniyet iddialarını terkettiği için Batılıların yaptıkları tarihte tatil yapan bir figürana dönüşmesi anlamında- düştü.
Yüzyıldır, dünya tarihinde bir rol oynayabilmeyi geçtim, kendi tarihimizi bile biz yapmıyoruz. Kendi hayatımızı, kendi dünyamızı bizim medeniyet dinamiklerimiz, ruhköklerimiz, iddialarımız çerçevesinde değil, Batılı kavramlar ve kurumlar çerçevesinde şekillendiriyoruz.
Nedir bu?
Batılılar tarafından dışardan fiilen sömürgeleştirilemeyen bir ülkenin, içerden zihnen sömürgeleştirilmesidir.
Batılıların vatanımızı fiilen sömürgeleştirmelerine izin vermedik; ama içerden kendi kendimizi zihnen sömürgeleştirdik.
Ülkesini seven her erbab-ı fikrin mutlaka kafa yorması gereken en hayatî meselesi bu, bu ülkenin.
Hiç bir toplum medeniyet değiştirerek yaşadığı varoluşsal krizi aşamaz; böyle bir şey eşyanın tabiatına terstir.
Sözgelişi, Avrupalılar, modern meydan okumayı, medeniyet değiştirerek başarmadılar. Kendi ruhkökleriyle derinlemesine, imajinatif ilişkiler kurdukları için başardılar. Bunun için de neredeyse iki bin yıl öncesine kadar kazı yaptılar; taa Greklere kadar gittiler...
Avrupalıların kendi ruhkökleriyle ilişki kurabilmelerinde İslâm medeniyetinin geliştirdiği meydan okuma, doğrudan etkili oldu.
Eğer İslâm medeniyeti, Fas´tan Çin´e kadar yayılmamış, Akdeniz´i müslüman gölü hâline getirecek çok yönlü, kapsamlı bir medeniyet atılımı gerçekleştirmemiş olsaydı, Avrupalıların toparlanabilmeleri, pagan Grek köklerine gidebilmeleri ve zamanla bir meydan okuma geliştirecek bir atılım gerçekleştirebilmeleri mümkün olmazdı.
İKİ ASIRDIR KENDİ AYAĞIMIZA KURŞUN SIKTIĞIMIZI GÖREMEZSEK...
Şunu söylemek istiyorum: Kriz yaşayan bir medeniyet, sadece içine kapanarak da, sadece dışarıya teslim olarak, dolayısıyla medeniyet değiştirmeye kalkışarak da bu krizin üstesinden gelemez.
Kriz yaşayan bir medeniyet çocuklarının içlerine kapanmaları, donmaları ve zamanla kendiliklerinden tarihten çekilmeleri sonuncunu doğurur.
Sadece dışarıya teslim olmaları, yani medeniyet değiştirmeye soyunmaları ise, intiharın eşiğine sürüklenmeleriyle sonuçlanır.
Biz Tanzimat´la başlayan ve Cumhuriyet´le kıvamını bulan süreçte, kendi medeniyet dinamiklerimizi inkâr etmeyi tercih ettik.
Yedi düvel üzerimize üzerimize geliyordu en az iki asırdır; sonunda, bize diz çöktürdüler, Osmanlı´yı tarihten sildiler.
Biz de Osmanlı´nın çilekeş çocukları olarak, Batılılara şunu mu söyledik acaba: Tamam, biz iddialarımızı terkediyoruz; ama bu toprak parçasını size çiğnetmeyeceğiz.
Batılılarla böyle mi anlaştık, bilemiyorum. (Biliyorum aslında da, ortam çok nazik, kimseyi bu ortamda rencide etmek istemiyorum).
Olan şuydu: Bedenimizi kurtardık ama ruhumuzu yitirdik.
Batılılaşarak çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkacağımıza iman ettik!
Kendini inkâr eden, kendi (özne) olamayan, ruh köklerini yitiren bir toplum, nasıl kendine gelecekti de, çağdaş uygarlık seviyesini geçecekti?
Kendi olamayan, özne olamayan, özne olamadığı için de, konuşamayan, üretemeyen, başkalarının ürettiklerini ve söylediklerini burada papağan gibi -üstelik de berbat bir şekilde- tekrarlayıp durmaktan, dolayısıyla Batılıların gönüllü acentalığını yapmaktan başka bir şey yapamayan, kısacası, sadece kaygan zeminlerde patinaj yapıp duran bir toplumun çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmaktan sözetmesi kadar sürreel, traji-komik bir durum olabilir mi?
BATILILARLA ER YA DA GEÇ KARŞI KARŞIYA GELECEĞİZ: İYİ HAZIRLANMAK ZORUNDAYIZ!
Gelmek istediğim nokta hayatî: Batılılar, bizim er geç toparlanmaya, kendimize gelmeye ve ayağa kalkmaya başlayacağımızı çok iyi biliyorlardı.
Bu toplumun ruh kökleri sağlamdı. Sömürgeleştirilemediği için genetik kültürel kodları diriydi. Yeri ve zamanı geldiğinde yerinden fırlayabilirdi: 15 Temmuz´da olan tam da buydu.
İşte bu Batılıları çok korkuttu: Türkiye, kontrolden çıkmıştı artık...
Henüz yolun başındayız.
Başındayız; çünkü iki asırdır yalnızca kendi ayağımıza kurşun sıkmakla meşgul olduğumuzu bile kavrayabilmiş değiliz henüz.
Aslında medeniyet değiştirme aymazlığına soyunmakla intiharın eşiğine sürüklenmekten başka bir şey yapmadığımızı yeni yeni kavramaya başladık -o da, belli belirsiz!
Şu kesin: Türkiye, kimsenin acentalığını yapmayacak, kaygan zeminlerde patinaj yapmaktan başka bir şey yapmadığını görerek toparlanacak, ayağa kalkacak, yürümeye ve koşmaya başlayacak...
Ama henüz yolun başındayız, dediğim gibi.
Fakat yola çıkmış durumdayız, bu kesin işte.
O yüzden Batılılarla er ya da geç ama mutlaka karşı karşıya geleceğiz.
O yüzden iyi hazırlanmak zorundayız.
Nasıl hazırlanacağız?
Önce dalga-kıracağız, çakıl taşlarını temizleyeceğiz, önümüze örülen duvarları birer birer yıkacağız, karşımıza çıkan dalgaları birer birer aşacağız...
Sonra, ancak ondan sonra dalga-kurmaya, yapı-taşlarını emin adımlarla döşemeye başlayacağız...
Fakat bir şeyi aslâ unutmayacağız: Manevî (fikrî, ahlâkî, estetik) atılım gerçekleştirmeden gerçekleştireceğimiz bütün maddî atılımların yine kendi ayağımıza kurşun sıkmak anlamına geleceği gerçeğini göremez ya da gözardı edersek aslâ gelemeyiz yeniden...
Vesselâm.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Ulus devletlerin çöküşünü yaşıyoruz... (19 Ağustos 2019 - Pazartesi)
Türkiye, kendi yolunu kendisi belirleyecek... (20 Temmuz 2019 - Cumartesi)
Türkiye´nin siyasetle yorucu imtihanı (25 Haziran 2019 - Salı)
Fetih ruhu ve rüyası (01 Haziran 2019 - Cumartesi)
Ramazan´ın atları ve okları (28 Mayıs 2019 - Salı)
Oruç, niçin benzersiz´dir? (21 Mayıs 2019 - Salı)
Ruhköklerimize, anayurdumuza yolculuk-1 (27 Nisan 2019 - Cumartesi)
Sudan´da neler oluyor? (17 Nisan 2019 - Çarşamba)
Seçimlerin vebali ve toplumun basireti (01 Nisan 2019 - Pazartesi)
Ölüm fikri ve duanın sınırsız gücü (25 Şubat 2019 - Pazartesi)
Hatırladıkça özgürleşir insan... (04 Şubat 2019 - Pazartesi)
Bugün Venezuela, yarın Türkiye! (28 Ocak 2019 - Pazartesi)
Türkiye´nin “cinsiyet”le imtihanı (26 Ocak 2019 - Cumartesi)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
Ne olabilir ve ne yapmalı? (08 Ocak 2019 - Salı)
Aslında, ne oldu? (05 Ocak 2019 - Cumartesi)
Annem... (01 Aralık 2018 - Cumartesi)
Bu dünya böyle gitmez! (24 Kasım 2018 - Cumartesi)
Eğitimde, ava giderken avlanmak... (06 Kasım 2018 - Salı)
İnsanlık, nereye sürükleniyor? (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Kazana kazana kaybediyoruz... (31 Ekim 2018 - Çarşamba)
Mesafe fikri ve hakikat medeniyeti (29 Ekim 2018 - Pazartesi)
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Türkiye´nin cinayetlerle imtihanı (01 Ocak 0001 - Pazartesi)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
DOLAR
5.7690
EURO
6.4202
booked.net
Melaike, çanı olan kervana arkadaş olmaz.

Hz. Muhammed
1 milyon 200 bin sivri sinek ayrı ayrı insanı soktuğunda ortalama bir insanın kanını tamamen tüketebilir.

www.bizimsivas.com.tr
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59