İFTAR KOKUSU
Tarih: 15.5.2018 17:34:59 / 1639okunma / 0yorum
Müjgan Üçer

 

 Yıllar önce bir büyüğümüz üç koku çok güzeldir, bunlar; seher kokusu,  bahar kokusu ve iftar kokusu demişti. Her ramazanayının   gelişinde bu sözü hatırlarım. Hangi mevsime gelirse gelsin, ramazan bolluk ve bereket ayıdır. Bütün mevsimlerin kokusunu taşıyan ramazanlarda, ekmek kokusu çok başkadır. Büyükannelerimizin dedikleri şekilde; “dinimizin direği” taze ekmeğin  kokusudur iftar kokusu…

 “On bir ayın Sultanı”nda tutulan oruçlar, bedenî bir ibadet olmakla birlikte, aynı zamanda da gösterişten uzak ve samimiyetin hâkim olduğu  gizli bir ibadettir. Bu sebeple oruç ile insan, ruhî ve ahlakî bir eğitimden de geçmektedir. Kendilerine oruç farz olmasa da çocuklar, gece sahur yemeğine uyandırılmak isterler, kaldırılmadıklarında üzülür hatta ağlarlar bile. İşte bu mübarek günlerde, çocukların alacağı dersler, güzel âdetler vardır ki bunlar yaşayarak öğrenilir. Sivas´ta çocuklar “direkli oruç” tutarlar. Küçük çocukların iftar zamanını beklemeden, öğle vakitlerinde bir şeyler yiyerek ve su içerek “oruca direk vermeleri” istenir. Bazı yörelerimizde çocukların bu orucuna; orucu bağlama ve tekne orucu gibi adlar verirler. Bu iznin Yüce Allah tarafından verildiğini, çocukların oruca direk vermelerinin günah olmadığını, hatta sevap olduğunu söyleyen büyüklerimiz, onlara dışarıda rast gele yiyip içmemelerini de tembih eder, çocukları oruç ibadetine böyle tatlılıkla alıştırır ve çevreye de saygılı olmayı öğretirler. Eskiden ramazan ayı haricinde bile dışarıda yememek   konusundaki hassasiyetimizi günümüzde de  korumamız  gerekmez mi?

 Gayr-ı Müslim komşular da ramazanlarda açıktan bir şey yemeyerek bu saygıyı gösterir, ramazanda Müslüman komşuları onları yemeğe çağırdıklarında  o gün oruçlu oldukları gibi sevap diye ayrıca ramazanda oruç tutanlar da olurmuş. Küçük yaşlarda böyle bir eğitimden geçen çocuk artık ramazanı  baştan başa tutamasa da bazı günleri oruçlu olur, oruç tutmaya alışır. Tutulan ilk orucun  hatıralarımızda önemli bir yeri vardır. O gün çocuğa ayrı bir ihtimam gösterilir, çocuğa iftarlık ve armağanlar alınır. Çocukluğumdaki ilk orucumu -pamuk şeker sebebiyle-  çok iyi hatırlıyorum. Babamın görevi sebebi ile Eskişehir´de idik. Herhalde 1947 yılı idi. Ramazan yaz mevsimine gelmişti.  Sivas´tan bizleri görmeye gelen dayım ilk orucumu tuttuğum gün, öğleden sonra beni gezdirmiş, armağan olarak terlik ve açık pembe renkli kocaman bir pamuk şeker almıştı. Sıcaktan pamuk şeker küçüldükçe üzülmüştüm. İftar vaktinde pamuk şeker ceviz kadar kalmıştı. Ne zaman pamuk şeker görsem  hep o günü tatlı bir anı olarak  hatırlarım.

Ramazanlarda ilk orucunu tutan çocukları, büyükler kucaklarına veya sırtlarına alarak gezdirirler,  böyle yapanların, “günahlarının döküldüğünü” de söylerler ki ramazan  da “günahları yakan”, gönülleri arıtan, rahmet ayı değil midir? Ayrıca  teravih namazlarının da bilhassa erkek çocukların hatıralarında ayrı bir yeri vardır.

Sivas´ta eski ramazan âdetlerimizden biri de artık terkedilmiş olan horoz şekerleriydi. Tahtadan ince sapların ucunda horoz, leylek, çeşitli kuş, servi  ve dalların bulunduğu ve genel olarak “horoz şekeri” denilen bu eğlencelikler, şimdi otuz yaşın üzerinde olanların hatıralarını süslemektedir. Çöreklerin üzerine saplarından tespit edilmiş, rengârenk çiçek bahçesi görünümünde olan bu şekerlerden başka,  dökme denilen ve kalıptan çıkarılan, horoz, kuzu, deve, gemi, lokomotif v.b. şeklinde büyük emekle yapılanları da vardır. Eskiden bu dökme horoz şekerlerine düdük gibi kısım takıldığında horoz  gibi öttüğü için böyle denilmiş. Batı Anadolu´da da bir zamanlar dökme horoz şekerleri  olarak yapıldığını, hatta horoz biçiminde olanların içindeki düdüğün de  öttüğü biliniyor.  Diyarbakır´da, Cahit  Sıtkı Tarancı, çocukluğunu anlattığı şiirinde; “bitmesin horoz şekerim” derken aslında çocukluğunun da bitmesini istemiyordu.

Ramazandaki iftariye; orucu açmakla ilgili, iftar için hazırlanmış zeytin,  peynir, reçel gibi yemek öncesi yenen çerez türünden yiyeceklerdir. Medine hurması, pastırma, çeşitli turşular, salatalar, mevsim meyveleri, tatlılar ve güllaç ramazanın diğer değişmez çeşnileridir. İftariye çeşitlerini koymak için el işi ile bezenmiş küçük kapaklı bakır kaplar vardı ki bunlara  eskiden iftariye sahanıadı verilirdi.Rızâ-i Bârî için bekleyen oruçlu kimselerin, Yüce Yaradan´a en yakın bulundukları ve duaların kabul olduğu zamanlardan birinin de iftar sofraları olduğu söylenir.Ramazanın ilk haftasından sonra başlayan iftarlar o günlerin anlamını taşırlar.  Akrabaların, hısım, komşu, dost ve yakınların çağırıldığı iftar yemekleri mevsimine göre özellikler göstermekle beraber sofrada mutlaka iftarlıklar yer alır. Mevsim yaz ise pancar çorbası, sebzeli et yemeği, salata, börek, pilâv, hoşaf ve hurma, kadayıf, baklava, helva gibi tatlılardan biri yapılır.Topluca yenilen bu yemekle geçmişlerin hatıraları yâd, ruhları şâd edilir. “En bereketli sofra en çok elin uzandığı sofradır”  hadis-i şerîfi hükmünce bu yemeklerde dostluk, muhabbet, kardeşlik, yardımlaşma duygu ve düşünceleri hâkimdir. Eskiden mahallelerdeki varlıklı kimselerin iftar sofraları herkese açık olurdu ki günümüzde bu gelenek ramazanlarda kurulan iftar sofralarında da yaşatılıyor.

 Merhum babam Kâzım Arslan (1900-1991)´dan dinlediğim bir ramazan  menkıbesi Ali Ağa Camisi ile ilgilidir. Camiyi 1589 yılında yaptırmış olan Mustafa Bey (Kurşunlu Hamam´ın[1]bânisi Behram Paşa´ninoğludur )ramazan akşamı caminin karşısında bulunan konağında  iftar verir ve  hizmetkârı  Ali Ağa´ya,  “Camide namaz kılanları  iftara davet et” der. Akşam namazını camide kılan Ali Ağa  cemaat dağılacağı sırada  kapıda durur ve hocanın ilk rekâtta hangi  sureyi okuduğunu sorar. Yalnız yedi kişi doğru  bilince bunlarla beraber eve gelen Ali Ağa´ya  Mustafa Bey, neden bu kadar az kimseyi getirdiğini sorar. Ali Ağa şöyle cevap verir: “Cemaat çoktu, siz namaz kılanları getirmemi istediniz,  hepsi yedi kişi idi” der ve bu seçimi nasıl yaptığını anlatır. Bundan memnun olan Mustafa Bey de camiye Ali Ağa´nın adının verilmesini ister.

         Ramazanlarda yaşanmış pek çok olay dafıkralaşmıştır. Bir iftar yemeği hatırasını merhum Hâkim Rıfat Çiğdem amcamız şöyle anlatmıştı: Ramazanda mahalle camisinin hocası, müezzini ve komşularına iftar daveti veren Rıfat Çiğdem Bey´in evinde, yemekler yendikten sonra dualar edilmiş ve sofradan kalkılmış. Tam o sırada hizmet edenlerden biri kadayıfın unutularak sofraya getirilmediğinin farkına vararak,  “Kadayıf da vardı"  deyince, hoca efendi, "Getirin,  sehiv secdesi ederiz!" demiş.  

         Ramazan-ı şerifinizin bereketli ve  feyizli olmasını  diliyorum.

 



[1] Bu hamamın adı  yanlış olarak Kurşunlu Hamamı olarak yazılıp söylenmektedir. Doğrusu Kurşunlu Hamam´dır.  Çünkü hamamın taşları eritilmiş kurşunlarla birbirlerine bağlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: İFTAR, KOKUSU
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
ÇOCUĞU NE OKUTUR? (18 Eylül 2018 - Salı)
BAYRAM KOKUSU (13 Haziran 2018 - Çarşamba)
HER GÜN ÇEVRE GÜNÜ (04 Haziran 2018 - Pazartesi)
AHMET KUTSİ TECER´İ DİNLERKEN (27 Nisan 2018 - Cuma)
IRMAKLARIN SİVAS´I (05 Mart 2018 - Pazartesi)
HZ. SÜLEYMAN PEYGAMBER VE HAYVAN EFSANELERİ (06 Kasım 2017 - Pazartesi)
"AĞIZSIZ DİLSİZ " CANLILAR (31 Ekim 2017 - Salı)
ATALAR SÖZÜ YERDE KALMAZ (17 Ekim 2017 - Salı)
Sivas´ta Komşuluk (28 Eylül 2017 - Perşembe)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Sen insana ulaşmadan Allah?ı nasıl arıyorsun?.

Hz. Muhammed