Hz. Peygamber’e yapılan saldırıyı aşmanın yolu: Zihinsel hicret
Hz. Peygamber’e yapılan saldırıyı aşmanın yolu: Zihinsel hicret
Tarih: 16.1.2015 17:07:17 / 1034okunma / 0yorum
YUSUF KAPLAN

 

Müslümanlar, tarihlerinde ilk defa bir fetret dönemi yaşıyorlar: Fetret dönemi, Müslüman zihnin, idrakin, düşünme biçimlerinin, zaman ve mekân tasavvurunun kriz yaşaması ve gök kubbenin çökmesi, demektir.

 

Tarihte yaşadığımız ikinci medeniyet krizi bu: Hem İslâm’la hem İslâm’ın dışındaki dünyalarla ilişkimizin kopması. Epistemolojik kırılma, ontolojik kopuş. Zihnin körleşmesi.

 

“ÖNCE PEYGAMBERİ DEVRE DIŞI BIRAKIN, SIRA KUR’ÂN’A GELSİN!”

 

O yüzden, tam da nübüvvet fikrine ekmek kadar su kadar ihtiyaç duyduğumuz bir zaman diliminden geçiyoruz: Nübüvvet fikri, bizim, İslâm’la doğrudan ve doğurgan irtibat kurmamızı sağlayan yegâne fikirdir. Nübüvvet fikrinin özünü ümmîleşme yani çağın ağlarından ve bağlarından, bağlamlarından ve kavramlarından arınma yolculuğu oluşturur.

 

Kısacası, ümmîleşme, zihinsel hicrettir: Müslümanca düşünme, duyma, kavrama ve yaşama biçimlerine kavuşma.

 

Unutmayalım: Kur’ân, Kaynak’tır; Sünnet, Irmak. Aslolan, Hakikate varmak. Irmak gürül gürül akacak ki, Kaynak hayat fışkırtacak.

 

Bu nedenle şunu söylüyorum: Hz. Peygamber (sav) olmadan din, anlaşılamaz. Anlaşılmaz hâle gelir. Başka bir deyişle, Hz. Peygamberi devre dışı bırakırsak, din kısa devre yapar.

 

Batılıların, Hz. Peygamberi hedef tahtasına yatırmalarının en önemli gerekçesi burada gizlidir: Peygamberin konumunu tartışmalı hâle getirin. Ardından Peygamberi devre dışı bırakın. Sonra sıra Kur’ân’a gelsin!”

 

Zira Hz. Peygamberin devre dışı kalması, önüne gelenin, çağdaş hurafeleri, çağın ağlarını ve bağlarını Kur’ân’a girdirmesi ve Kur’ân’ı paçavraya çevirmesiyle sonuçlanacaktır.

 

Proje bu: Karikatür krizinin gerisinde yatan temel sâik bu işte.

 

Bu yazıda, önce, genel olarak hicrete, hicret ruhuna bir giriş yapmak istiyorum.

 

SÜFLÎ VE ULVÎ ÖZELLİKLER ARASINDA İNSAN...

 

Sürgit gözardı ettiğimiz yakıcı bir gerçek var: Her insan, beşerdir; ama her beşer, insan değildir. Kişi, beşerlikten kurtulduğu zaman insanlaşabilir.

 

Beşer, arzuları, hırsları, bencillikleri gibi süflî özelliklerinin çekim alanında yaşayan kişidir. İnsan ise, süflî özelliklerinden kurtularak ulvî özelliklerle donanmaya başlayan kişi.

 

Süflî özellikler, ‘virüs’ gibi yapışkandır: Kişiyi, kendine mahkûm eder. Aklını, kalbini ve ruhunu öldürür kişinin.

 

Bu nedenle, süflî özellikler, köleleştirir kişiyi: Arzularının, hırslarının ve bencilliklerinin kölesi kılar, pençesinde kıvrandırır. Düşürür. Sonuçta hayatı da, hakikati de ve tabiî insanı da bitirir.

 

Ulvî özellikler ise su gibi akışkandır: Kişiyi akan su gibi sürekli olarak yıkar, temizler ve kirlerinden arındırır; hem dış dünyada hem iç dünyada leziz ve nefis yolculuklara çıkarır insanı. Dolayısıyla, ulvî özellikler, insanın aklını da, kalbini de, ruhunu da diriltir, diri tutar.

 

Bu nedenle, ulvî özellikler, insanın diğer varlıklarla kopmaz irtibatlar kurmasını sağlar ve önünde uçsuz bucaksız koridorlar açarak arş-ı a’lâ’ya yükseltir insanı.

 

TARİHİ YÜRÜTME’NİN YOLU: HİCRET RUHU

 

İşte insanı, süflî özelliklerden kurtararak ulvî niteliklerle donatan şey, hicret ruhudur.

 

Tarihin varoluş şartı, hicrette gizlidir; hicret ruhunu hayata ve harekete geçirebilmekte.

 

O hâlde, tam bu noktada sorulması gereken, insanlık olarak varoluşsal sorunlarımızı kavramımızı ve insanca bir hayat kurmamızı sağlayabilecek temel soru şu galiba: Tarih, alelade yürünülen bir yol mudur; yoksa, yürütülen fevkalade bir yolculuk mu?

 

Tarihte bir yürüyüş gerçekleştirmek, tarihi yürütmekle gerçeğe dönüşebilir. Tarihte yürüyebilenler, ancak tarihi yürütmesini bilebilenlerdir. Tarihi yürütebilenler, tarihte yürüyebilirler ancak.

 

Tarihi yürütenler, ulvî özelliklerle donanan ve kemâl yolculuğuna çıkan insanlardır yalnızca.

 

Beşerî özelliklerine mahkûm olan kişilerse, tarihte oraya buraya sürüklenirler ve hâkim konuma geçtikleri zaman da, hayatı çatışmalardan, işgallerden, tecavüzden geçilmeyen bir cehenneme çevirirler; hakikati hayattan sürerek sürgün ettikleri için insanları sürüleştirirler; sürü gibi güdülecek bir mahlûkat olarak görürler.

 

BATI UYGARLIĞI VE ÖZGÜRLÜK KAYGISI’NIN KÖKENİ

 

Batı uygarlığı tarihi, beşerlikten çıkamayan kişilerin, hakikati hayattan sürgün ettikleri için bütün insanlığı ‘sürüleştirdikleri’ meşum bir tarihtir. Bir yok oluşlar ve yok edişler tarihi.

 

Latin Amerika medeniyetleri bu yüzden tarihten sürüldü. Afrikalılar bu nedenle topraklarından koparıldı, zincirlere vurularak Avrupalara ve Amerikalara sürgün edildi. Endülüs’ün kökü bu nedenle kazındı, İspanya ve Portekiz Müslümanlara mezar edildi.

 

O yüzden özgürlük kaygısı ve sorunu, Batı uygarlığı tarihinin hem teolojik, hem felsefî, hem de siyasî açıdan en temel sorunlarından biri olmuştur.

 

HİCRET’LE YÜRÜTÜLEN HAKİKAT YOLCULUĞU

 

Müslümanların tarihi, insanın beşerlikten kurtularak insanlaşmasının en mükemmel örneklerinin ortaya konulduğu bir varoluş ve var kılış tarihidir. Mekke’de Müslümanlara nefes aldırmayanlara Müslümanların Medine’de hayat ve varolma hakkı tanıdıkları; Abbasiler döneminde Arap yarımadasında ve hinterlandında, İspanya’da Endülüs’te ve Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu coğrafyalarında birbirinden farklı bütün inançların, inanç ve düşünce sahiplerinin güven içinde var olabildikleri, kendilerini gerçekleştirebildikleri zeminlere ve imkânlara kavuşabildikleri sadece Müslümanlar için değil, herkes için bir darü’s-selâm / barış yurdu tarihidir.

 

Tarihin varoluş şartı hicrette gizlidir. Tarihte hayatın hakikate, hakikatin hayata kavuşması da, insanın insanca bir hayat sürdürebilmesi de, nihayet tarihi yürütebilmesi de yine hicretle mümkündür.

Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Üniversitenin krizi (18 Eylül 2018 - Salı)
Suriye sorununda kör noktalara dikkat! (10 Eylül 2018 - Pazartesi)
Mesut Özil, Almanlara ayna tuttu (27 Temmuz 2018 - Cuma)
Zihniyet ve maarif devrimi olmadan aslâ! (19 Temmuz 2018 - Perşembe)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (29 Ekim 2017 - Pazar)
İlerleme putu ve zihnî felçleşme (25 Ekim 2017 - Çarşamba)
Kervan´ın yolu niçin kesildi? (17 Ekim 2017 - Salı)
İnsansız şehir, şehirsiz insan… (12 Eylül 2017 - Salı)
Yarın, çok geç olabilir… (26 Ağustos 2017 - Cumartesi)
Laiklik dogması ve sopası… (21 Ağustos 2017 - Pazartesi)
Sivas´ta tarihî bir toplantı (18 Ağustos 2017 - Cuma)
Osmanlı ruhu olmadan aslâ! (14 Ocak 2017 - Cumartesi)
Bu sistem (17 Mayıs 2016 - Salı)
Medyanın “kusursuz cinayet”i! (21 Şubat 2015 - Cumartesi)
On Emir (29 Aralık 2014 - Pazartesi)
Medeniyet fikri ve eğitim sistemi (16 Aralık 2014 - Salı)
Dil Devrimi cinayeti ve Osmanlıca meselesi (08 Aralık 2014 - Pazartesi)
ÜMMET: SELÂM/ET YURDU (05 Aralık 2014 - Cuma)
En büyük tehdit: Misyoner Medya (28 Kasım 2014 - Cuma)
Eğitim (28 Kasım 2014 - Cuma)
Peygamberî çağ/rı varolmadan aslâ! (04 Kasım 2014 - Salı)
Hâriciye, Türkiye`nin altını oyarken... (01 Kasım 2014 - Cumartesi)
Urfa`nın `peygamber çiçekleri` (17 Ekim 2014 - Cuma)
Moro seferi... (25 Eylül 2014 - Perşembe)
Burası, sömürge ülkesi mi? (19 Eylül 2014 - Cuma)
Entelektüelle ve akademisyenle nereye kadar? (10 Eylül 2014 - Çarşamba)
Dünya Osmanlı`ya Gebe... (05 Eylül 2014 - Cuma)
Ben`i aşıp Sen`e ulaşabilmek... (19 Ağustos 2014 - Salı)
Erdoğan`a 20 öneri (16 Ağustos 2014 - Cumartesi)
Felsefe`den Hikmet`e: Hakikatin İZ`ini sürmek... (13 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Kuşatmadan umuda… (12 Ağustos 2014 - Salı)
İngilizlere dikkat! (08 Ağustos 2014 - Cuma)
Hayatsız İnsanlar, İnsansız Hayatlar (07 Ağustos 2014 - Perşembe)
``Bu kadar acı için çok küçük bu Filistin` (06 Ağustos 2014 - Çarşamba)
Hakikat ve hayal, umut ve ufuk (05 Ağustos 2014 - Salı)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
Sivas için namaz vakitleri
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsi
06:00 07:44 12:44 15:09 17:27 18:59
Alim, ilim ve amelin yeri cennettedir. Alim, ilmi ile amel etmezse, ilim ve amel cennette, alim ise cehennemde olur.

Hz. Muhammed
YUSUF KAPLAN
YUSUF KAPLAN
Din´e uyacağız, din´i kendimize uydurmayacağız...
Ahmet ÖZDEMİR
Ahmet ÖZDEMİR
MAVİ SU AK KÖPÜKLÜ SU
Yusuf Ziya Ünsal
Yusuf Ziya Ünsal
DEDİKODU
Kemal Öztürk
Kemal Öztürk
Cinayette fotoğrafın tamamını kaçırmayın
Aydın Ünal
Aydın Ünal
Medine´de son Cuma (2)
Mehmet Şevket EYGİ
Mehmet Şevket EYGİ
Müslümanların 24 ölümcül hatâsı
BERAT DEMİRCİ
BERAT DEMİRCİ
DEVLET A.Ş. YAHUT ÜST KURULLAR
Gülşah Akkaş Yaman
Gülşah Akkaş Yaman
Kitap kurtları
İBRAHİM TENEKECİ
İBRAHİM TENEKECİ
Siyaset ile insaniyet arasında
MUSTAFA KUTLU
MUSTAFA KUTLU
Yakışıklı ceset
Prof. Mustafa Çağrıcı
Prof. Mustafa Çağrıcı
İnsan olmak / İnsan kalmak
Yusuf Ziya Cömert
Yusuf Ziya Cömert
Kaşıkçı suikasti: Böyle bir şey olamaz!
Beşir Ayvazoğlu
Beşir Ayvazoğlu
Millet bahçeleri ve Gülhane Parkı
İbrahim KAHVECİ
İbrahim KAHVECİ
Suçlu ürünler listesi
Ö. EMİR DOĞAN
Ö. EMİR DOĞAN
HOMO DÜT DÜTÜS*
İsmail Dursun
İsmail Dursun
Kaleci ve Savunma Hataları
Salih Tuna
Salih Tuna
Türk ekonomisi McKinsey´e mi emanet edildi?
Osman Nuri Kesici
Osman Nuri Kesici
25 Eylül Dünya Eczacılar günü...
Selahattin Çerik
Selahattin Çerik
Zincir
Müjgan Üçer
Müjgan Üçer
ÇOCUĞU NE OKUTUR?
Mahmut Erol Kılıç
Mahmut Erol Kılıç
Bilgilendirme notu
Muhsin Kaya
Muhsin Kaya
SİVAS´A SELAM YOLA DEVAM
Talha Gurbetçi
Talha Gurbetçi
OSMANLICAYA SAHİP ÇIKALIM
Muzaffer Gücer
Muzaffer Gücer
BİR ÖĞRETMENİN ESERİ
Yavuz Bülent Bakiler
Yavuz Bülent Bakiler
DÜŞMANIYIM ASALETİN KELİMELERDE BİLE”
Sami Akkuş
Sami Akkuş
DUA EDİN...
Ergün Diler
Ergün Diler
Kıbrıs planı
Gülşah YARLI
Gülşah YARLI
Sezona veda
Fikret ÜNSAL
Fikret ÜNSAL
DEDİKODUSU ÇIKARSA OLUR
Aziz Erdoğan
Aziz Erdoğan
ÇANAKKALE RUHU DÜNDEN DİRİDİR
Zübeyir Kamil Akkaya
Zübeyir Kamil Akkaya
Batı´ya Doğru - Taklit Bitti, Tahkik Başladı!
Salih Şahin
Salih Şahin
OSMANLI ARAPLARI NASIL SÖMÜRDÜ!
S. Emrah GÖKTAŞI
S. Emrah GÖKTAŞI
Sivil toplum
Osman Nuri KESİCİ
Osman Nuri KESİCİ