Zekai Özdemir


HUZUR’DA İSTANBUL İNSANININ SOSYOLOJİK MİTLERİ

HUZUR’DA İSTANBUL İNSANININ SOSYOLOJİK MİTLERİ


               İhsan yine  halkın istediğini tekrarlıyor ve orta sınıfa atıf yaparak halkın münevver sınıfa inandığını belirtiyor.Orhan’ın halkı sever misiniz sorusuna cevabı bütün bu tartışmalara noktayı koyuyor;hayatı seven halkı sever.(s.269) Bu cümleyle hayatın halk halkın ise gerçek olduğunu söylemesi son derece manidardır.Fakat münevverin halka gidemediğini de vurgulayarak bu gün ki halk-aydın problemlerine 1954 den ışık saçıyor.Orhan’ın Goethe’nin Homunculus gibi kendini cam kabukta his etmesi aslında münevverlerinde mahpus olduğunu söylemesi İhsan’ın bu kabuğu kırmak yerine kabuğunu genişlet ve kabuğunu derinlet (s.s.270) demesi aslında ferdin kendini bulması ve kainatla birleşmesi, toplumsallaşmasına işaret etmesidir.Orhan yine susmuyor ve hatta hocasını küçümser tarzada;sizde ona ermediniz, erseydiniz kendinizi yaratmaya çalışmazdınız.İhsan öğrencisine mülayemetle (yumuşaklılıkla) (s.270) cevap veriyor ve bu bir ruh adam yaratmak değil kendime, halkımı karşıma almadan (töreme kültürüme) sahip çıkarak ruh bütünlüğü oluşturma mücadelesidir dedikten sonra kendinin, (veya Yahya Kemal’in) deniz şiirindeki şu mısra ile cevap veriyor, “at kalbini girdaba, açık engin ruh ol” mücadelesi değil diyor.(s.270) Kendime sahip olma, kendim olma, benim şahsiyetimdir, tarihi benliğimdir, ben milliyetçiyim ve bu mevhuma yakın bir realite adamı olduğunu (s.271) söyleyen İhsan, Anadolu milliyetçiliği fikrinin kurucularına atıfda bulunuyor denebilir.

                 Anadolu milliyetçileri halkına yabancı olmayan münevverlerdir ve onlar halkı mazlum görürse onları zalim olmalarına imkan hazırlamış olurlar. Yani ben Türkiye’yim, Türkiye benim adesem ölçüm ve realitemdir. Orhan halen anlamaz edasıyla peki nedir Türkiye diye soruyor. İhsan o dönem hakim olan Nev-Yunan’nilik savunucularına cevap niteliğinde şu cümleyi söyleyip mevzuyu kapatıyor;Ben evvela ruhumun hatta maddenin teşekkülünü istiyorum.(s.272)Yani ısrarla ferdi olmak ve şahsiyetli olmak üzerinde duran İhsan  Nazım Hikmet’i hatırlatan şu cümlesiyle ferd olmayı iyice perçinliyor; Ormanda ağacın esas olduğu gibi toplumda da ferdin esasdır.(s.272)

                Mazi hazineleri olarak kabul edilen, bütün Mevleviler, bütün İstanbul ve bütün bir Anadolunun son bekçisi (s.274) neyzen Emin beyin şahsına gizlenmiştir.Emin bey iç güneşinde eritmiş maddeden başka ferdi tarafını yok etmiş biri olarak Mümtaz’a maddemle meşgul olma diyerek azarlaması önemlidir.Tevazu içindeki Emin Dede’nin Anadolu  medeniyetinin gizli adamı olması onu herkese karşı dost ve eşit yapmıştır.Emin Dedenin bu özelliğini Mümtaz içinden Wagner, Beethoven ve diğer Avrupalı gösterişli meşhur sanatkarlarla karşılaştırmaya başlıyor ve görüyor ki şöhretsiz derviş kendi şahsını inkardan ibaret o garabet batılı şöhretlerden ayrılmaktadır.Onlarda Emin Dede gibilerden ne kadar ayrılardır?Onlar hiddet ve kin, gururları, bir arslan pençesi mizaçlarıyla Emin Dededen ayrıdırlar.İstanbul’un Emin Dede gibi büyükleri (Zekai Dede, Hafız Post, Itri v.s) sanatlarını benlik duygusuyla değil büyük bütünde kaybolmanın tek yolu olarak görmüşlerdir. Emin Dede bu farkı, net olarak şöyle koyar; Ötekileri sanatkar yapıyor .Biz sadece  duadayız.(s.277)Ve bir örnekle bu tartışmaya başka boyut getirir; bazı tarikatlar değil eser vermek, kabrinin üzerine adını bile yazdırmayı  bile iyi saymazlar.(s.277) Emin Dede’nin sınırlarını çizdiği fert, İhsan’ın ideal ve realitesi olan fertten başka bir fert değildir.

                   Emin Dede ve İhsan’ın fert tiplemesi zaman yekparedir varsayımıyla toplum yekparedir ve süreklidir ve sürekliliği kırılırsa toplumsal çözülme  süreci başlamış demektir hipotezine götürmektedir. Yani kültürel sürekliliğinin kesintiye veya kırılmaya uğramadan bütün topluma tarihsel ve akan zamanda hâkim olmasının gerekliliğinin üstüne basa basa Emin Dede ve İhsan vurguluyorlar.Ayrıca yine her ikisinin fert tiplemesi okuyucunun aklına  iki soru getiriyor; Birincisi Osmanlı’nın yükselişi,  her ferdin Emin Dede gibi maddi varlıklarından başka bir şeyi kalmamış ve kendilerini aşmış halk ve münevverlerin hâkim olduğu bir toplumun sonucu mudur? İkinci soru ise yine Osmanlı yıkılış nedeni, o dönemde Emin Dede gibi şahsiyetli ferdlerin kalmadığı ve münevver ile halkın arasında yeni ve garip kitlenin doğmuş olmasından mıdır?

                   Gerek Emin Dede gerek İhsan’nın dikkat çektiği kaliteli toplumda, şahsiyetli ve kendini kendinden kurtarmış bireylerin (fertlerin), toplumun her katmanına hâkim olmasını istemeleridir.Bu tartışma, geleceği geçmişle (tarihsel ve kültürel) kurmak ve geçmişin sürekliliğinin kırılmadan,

aksamadan devam etmenisine üzerine inşa edilmiştir. Veya gelecek geçmişe mi benzeyecek sorusu romanda mazi-ati terkibi olmuş ve Emin Dede ve İhsan bunun esas ve usul üzerinde birleşmişler.

                   Ne gariptir ki Tanpınar, o tarihte bu tarihihli yılları veya geçmişte, geleceği yazmış ve tartışmıştır denilebilinir. Bu konu halen Türkiye gerçeği olarak gündemini korumasının nedeni de ayrı bir tartışma konusu olarak halk ve münevverin önünde durmaktadır.