Ahmet Özdemir


“HÜZNÜMÜ YAŞIYORUM, DOKUNMA ŞİMDİ”“BABANIZ YİNE ÂŞIK ÇOCUKLAR”

“HÜZNÜMÜ YAŞIYORUM, DOKUNMA ŞİMDİ”“BABANIZ YİNE ÂŞIK ÇOCUKLAR”


Ahmet ÖZDEMİR

Ömrünü mesleği ve Türk folkloru ile halk edebiyatı çalışmaları ile tüketmiş kültür ve sanat neferinden söz edeceğim. O onlarca kitap yazdı. Eserleri bize örnek oldu, yol gösterdi, cesaretlendirdi. Ama bir dönem dilimizden düşürmediğimiz şiirler de yazdı. Şiirlerini sevdik. Çünkü onlarda kendi halimizi buluyorduk. Yazımın başında bu şiirlerden birini yazayım da dudaklarınızda bir tatlı tebessüm belirsin. Sonra kim olduğunu anlatmaya devam ederim:

“Babanız yine âşık çocuklar

Yüzünün gülüşü ondan

Erken gelişi ondan

Ve bu sefer iş berbat!

Babanız yine âşık çocuklar.

Aşksızlığı kaldırın mezara

Şiirin bini bir para gayri

Türkünün bini bir para

Cıvıl cıvıl kuş sesleri balkonda

Evde cıvıl cıvıl çocuk kahkahaları

Derim ki bu sevgide etmeli sebat!

Babanız yine âşık çocuklar.

Babanız yine âşık çocuklar

Mahzun duruş çoğaldı

Kalpte vuruş çoğaldı

Son resmi de yırtıver, at!

Babanız yine âşık çocuklar.

Duyurmayın ananıza, utanırım

Döğüş-kavga çıkarır, onu iyi tanırım

Sizi asar, beni keser, surat asar, surat!

Azar köftesi gelir sofraya, surat çorbası konur

Bırakın yüzüm gülsün ne olur

Bırakın hızlı çarpsın yüreğim

Bırakın bir daha âşık olayım

Bırakın erken öleyim

Duyurmayın ananıza, utanırım

Babanız yine âşık çocuklar.”

Tahir Kutsi Makal 15 Haziran 1999’da aramızdan ayrıldı. Tahir Kutsi denilince aklıma Türk basını, folkloru, halk edebiyatına harcanmış bir ömür ve ender dostlarımdan biri gelir. Beni bu alana yönlendirenlerin başında, onun adını anmam gerekir.

Tahir Kutsi, 1937 yılının şubat ayında, Denizli ilimizin Acıpayam İlçesinin Oğuz Köyünde dünyaya geldi. Babasının adı Hacı Mehmet, annesinin adı ise Kezban'dı. Annesini yedi yaşında iken kaybetmişti. Rençberlik yapan Hacı Mehmet Hoca’nın 13 çocuğundan üçüncüsüydü.

Denizli lisesinde öğrenciyken, “Varlık”, “Yücel”, “20.Asır” dergilerinde yazıları yayınlanıyordu. 1953’ de fethin 500. Yıldönümünde “Doğan Kardeş” dergisinin okullar arasında açtığı şiir yarışmasında birincilik kazandı. İzmir’de “Nasır” dergisinin yarışmasında “Burası Denizli’dir” şiiriyle ödül kazandı.

Tahir Kutsi 1962 yılında askere alındı. Yedek subay öğretmen olarak Konya’nın Yunak ilçesine bağlı Saray Köyü’nde askerlik yaptı. Oğuz Köyü, Yunak’ın Saray Köyü ve İstanbul, ona “İç göç” gibi mükemmel bir kitabı yazdırmıştı.

Yedek subay öğretmenliğinin ikinci yılında, Pamukkale’nin bitişiğinde ki Develi Köyü’nden Denizli’ ye göç eden pamukçu Celal Koyun’ un kızı Ayşe Makal’la evlendi. Çeyiz, Çimen, İklim ve İnanç isimli dört çocuğu oldu.

İlk şiir kitabını 1957’ de “Fakir İşi” adıyla yayınlamıştı. “Fakir İşi” gönül fırınından aldığı ilk taze ekmekti. “Fakir İşi”. Petek Dergisi yayınları arasında çıktı. Gençliğinde Petek ve Yelken Dergilerin yönetti.

Tahir Kutsi aktif gazeteciliğe “Tan” gazetesinin idare servisinde başladı. Kapatılınca yerine “Yeni Gazete” yayınlandı. Orada muhabir olarak görev yaptı. Tan matbaasında 6 Ocak 1959’ da ki infilâktan sonra, Halil Lütfi’nin Yeni Gazetesi yayınını durdurdu. Bir süre “Vatan” gazetesinde, sonra Dünya Ekspres, Son Havadis, Her Gün, Ortadoğu Gazetelerinde çalıştı.

Basın emekçisi olarak, gazetenin yetiştirilmesi, düzgün ve başarılı yayını, okuyucuya ulaşması ve tirajını artırma çabası gibi çileleri yıllarca çekmişti.

1960’dan itibaren her yıl Gazeteciler Cemiyeti’nin ve Gazeteciler Sendikası’nın yarışmalarına katıldı. Röportaj dalında ödüller kazandı. 1962-1963 yılında “İç Göç” seri röportajıyla yılın gazetecisi seçildi.

Bu iddialı bir yarışmaydı. Stajyer muhabirden genel yayın müdürlerine kadar birçok kişi yarışmaya katılmıştı. Çünkü BP, Avrupa gezisi ödülü koymuştu. Yılın gazetecisi seçildi ve armağan olarak Avrupa’ ya gönderildi.

1963 yılında İç Göç kitap olarak yayınlandı. Geniş ilgi gördü ve hemen ikinci baskısı yapıldı.

1960’lı yıllarda, “röportaj” gelişigüzel söyleşi, kuru tasvir şeklinde idi. O değişik bir hava, değişik bakış açısı ve üslûp getirdi. Konuşur gibi yazar, yazdığım gibi konuşurdu. Sohbet ve deneme yazılarımı topladığı Benim Gizli Yazılarım bir solukta okunuyor. Halk da, aydınlar da kendilerini buluyorlar sohbetlerde. Kendi acılarını, sancılarını, sevinçlerini, özlemlerini buluyorlar.

1964’den itibaren Türkiye’nin en uzun ömürlü dergilerinden olan Tarla Dergisi’nin yayınını sürdürdü.

Tahir Kutsi için şiir, iddialı olduğu bir saha değildi. “Benim şiirde iddiam yoktur. Arkadaşlara şiir böyle yazılır diye göstermek için yazıyorum..” “Ben röportajda, öyküde, romanda iddialıyım. Duygularımı şiire dökerim o başka..” demekteydi.

Tahir Kutsi’ye göre, çok şiir okumayan, şiir yazmamış olan edebiyatçı başarılı olamaz. Çünkü şiir, kişiye sözcük seçmek ve yerinde kullanmak disiplinini verir. Az şeyle çok şey söylemek mümkündür. Makal’ın şiiri herhangi bir akıma, ekole bağlı değildi. Bağımsız, fakat halk kaynağına dayanıyordu. Şiirinde, yazılarında folklordan, özellikle halk edebiyatından yararlanırdı. Küçüklükten başlayarak halk edebiyatının içinde yetişti. Türküler, ninniler, ağıtlar içinde. Efe türküleri dinleyerek, zeybek oynayarak, Hazret-i Ali Cenkleri okuyarak büyüdü. Halk ozanlarına İstanbul’a gelişimde de ilgisini kesilmedi.

Âşık Veysel’i 1956’da Denizli Lisesi’nde öğrenci iken tanımıştı. İstanbul’da ve Şarkışla’da dostluğu devam etti. Sağlığında hakkındaki tek kitabı o yazmıştı...

Kitaplarını masa başında değil, kaynağa gidilerek hazırlanmıştı. Köroğlu, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Veysel, Pir Sultan, Âşık Hasan Dede gibi kitaplarının önemi bundan geliyordu. Ona göre halk kaynağı, derlemecilik halk bilimin temeliydi. Halk kaynağından beslenmeyen yazarın kelime haznesi dar olurdu.

Sempozyumlara, seminerlere, bilimsel kongrelere katıldı. Düzenleme kurullarında bulundu. İnönü Üniversitesi Senatosunca ‘Fahri Doktorluk’ unvanı bu çalışmalar, sunduğu bildirilerin içeriği ve eserlerinin tamamı için verilmişti.

Tahir Kutsi Makal, uyuyan şair Mert Ata Yaltırık’ın anısına ithaf ettiği son şiir kitabına, “Babanız Yine Âşık Çocuklar” ve “Fakir İşi” kitaplarından 25 kadar şiirini seçerek almış. Altmışın üzerinde de yeni şiiri var. Son yıllarda yazdığı şiirlerde ince bir espri, çarpıcı ve çevik bir zeka katkısı ile Türk folklorunun ve halk şiiri sanatlarının derin izlerini buluyoruz.

Öpkü’ye adını veren şiirde Makal şöyle söylüyor : “Gündüzüm huzursuz / Gecem uykusuz / Bıktım şu senin / Dırdırından / Öpeyim de sus !..”

Öpmek, öpülmek; hayatın bir parçası şair için. Var olmanın, varlığın anlamını duymanın ya da hayal yolunda kalite kontrolünün bir mühürlü işlevini görüyor.

Yunus Aydınlığı şiirinde “Öpmelerle insan tükenmez” diyor. “Ülkemin güzellerinde” Ayşelerimiz, “Altın alınlıklı, örtülü, açık öpülesi saçları taşıyan başlar”ı taşırlar.

Öpüşmek ilâç olunca şair avuç avuç içmek ister gibidir:

“Sana yandım vay / Bir kere girdin ya içime / Gerisi kolay / Gayri, gelsin sevişmeler / Sabahın köründe öperdim seni / yazarken, gezerken öperdim...”

Sanmayınız ki Tahir Kutsi her zaman şen şakrak, mizah yüklüdür. Halk çocuğunun en önemli ruhi gıdası hüzündür. “Günaydın Hüzün” ün avamda en güzel örnekleri, Tahir Kutsi’nin mısralarında yaşar : “Bırak, dağ başları toz-duman olsun / Kırılsın kadehler, plaklar sussun / Muhabbet kuşları kafesten uçsun / Hüznümü yaşıyorum, dokunma şimdi.”

Tahir Kutsi Makal, 62 yaşındayken, 15 Haziran 1999’da aramızdan ayrıldı.

Her birinin birçok baskısı yapılan kitaplarından bazılarının isimleri şöyle sayılabilir : Fakir İşi ( Şiirler ), İç Göç ( Röportajlar ), Köylü Gözüyle Avrupa ( Gezi ), Anadolu’da Türk Mührü ( İnceleme ), Meydan dayağı ( Roman ), Delitay (Öykü ), Kamyon (Roman ), Al Kırbacı Eline ( Fıkra Yazıları ), Benim Benim O benim ( İnceleme ), Karadon (Öykü ), Babanız Yine Aşık Çocuklar ( Şiirler ), Aşık Veysel, Zaralı Aşık Adem, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Türk Halk Şiiri, Aşıklar Şöleni, Sahte Ozanlar, Köroğlu, Aşık Hasan Dede, Halk Bilimi ve Edebiyat...

Tahir Kutsi ile yıllarca çeşitli gazetelerde birlikte çalıştık. Etkinlikler içinde bulunduk. Çok kaprisimi mangal gibi yüreği ve hoş görüsü ile çekti. Pek çok mahfile adeta elimden tutup soktu. Yüzüme bakınca bir şeylere alındığımı hemen anlar, “Karardı yine Kara Ahmet Paşa” derdi. “Canavar,” diye seslenirdi. Gevrek, her an kahkahaya hazır sesi kulaklarımda. Bu yazıya bu yazının sonuna kırk elli yıl öteden son demlerine keder resimler koydum. Sabah elimden geçirirken gördüm ki yaşayan yalnız ben kalmışım.